‘İnsan mı Değişmeli, Yoksa Dünya mı?’

Metin Boran

Bertolt Brecht’in bir Çin öyküsünden esinlenerek yazdığı, epik diyalektik tiyatro kuramının kavramsal ve gösterimsel özelliklerini en belirgin olarak üzerinde taşıyan Sezuan’ın İyi İnsanı bu defa Devlet Tiyatroları sahnelerinde seyirci ile buluşuyor. 1938 yılında İsviçre’de başladığı ancak göçmen olarak sürekli ülke değiştirdiği için bir türlü bitiremediği oyununu, Brecht ancak 1941 yılında Danimarka’da tamamlayabilmiş ve ilk olarak 1943 yılında İsviçre’de sahnelenmiştir.

Sezuan’ın İyi İnsanı Türkiye de ilk defa 1957’de Adalet Cimcoz’un çevirisi ile yayınlanır ve ardından yasaklanır. Oyun 1958 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Alman Yönetmen Max Meinecke’nin rejisi ile provalara başlanır ve sahneleneceği duyurusu yapılır ancak gizli bir elin uyarısı ile oynanmadan repertuardan çıkarılır. Bu sansür ve yasaklamadan sonra oyun 1963 yılında yeniden Şehir Tiyatroları’nın repertuarındadır. Bu defa yönetmen geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz deneyimli rejisör Beklan Algan’dır. İstanbul’daki bu gösterimden sonra oyun Ankara ve İstanbul’da özel tiyatro yapan farklı toplulukların dikkatini çeker ve ilk olarak Ankara’da Vasıf Öngören’in rejisi ile Öngören’in oyuncu arkadaşları ile kurduğu Birlik Sahnesi’nde sahnelenir ve seyircinin büyük beğenisini kazanır.

Birlik Sahnesi’nin gösteriminden sonra Türkiye’de çok sayıda amatör topluluk ve üniversite tiyatrolarında sahnelenen bu başyapıt, 2005 yılında Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda yetkin tiyatrocu, değerli insan, rahmetli Ali Taygun’un (çiçekler içinde uyusun) rejisi ile 2000’lerin Türkiye’sinin toplumsal yapısına da gönderme yapan rejisi ile sahnelendi.

Sezuan’ın İyi İnsanı son olarak deneyimli yönetmen, mizah ve ironi ile güncel politik kepazeliklerle dalga geçerek öfkesini yatıştırmaya çalışan Yücel Erten sahne yorumu ile İstanbul Devlet Tiyatroları sahnelerinde. Göstermeci bir üslupla kurgulanan oyunu Türkçeye 1975 yılında Adalet Cimcoz çevirmiş. Oyunun sahneleme dramaturgisini Şafak Eruyar, müzik direktörlüğünü ise deneyimli müzisyen Çiğdem Erken üstlenmiş. Ethem Özbora’nın dekor tasarımını gerçekleştirdiği oyunun kostümleri ise Nalan Alaylı imzasını taşıyor, ışık kurgulama ise Yakup Çartık’a ait. Yücel Erten yorumunda Alman Besteci ve Orkestra Şefi Paul Dessau’un müziklerinden yararlanarak isabetli bir tercihle anlatıma özel bir anlam katmış. Yönetmen Erten, sahnede görsel unsurun da bir parçası olarak işlevsel kıldığı bir orkestra ile her sahnenin müziklerini canlı olarak oyuncu ve seyirci ile paylaşıyor. Orkestrayı oluşturan sanatçılar ise Deren Yılmaz Pöğün (piyano) Ufuk Atar (klarnet) ve Derin Irmak (trompet).

Sezuan’ın İyi İnsanı’nda Brecht, kapitalist sömürü ağı içinde “İnsan mı değişmeli, yoksa dünya mı?” sorunsalından yola çıkarak iyilik-kötülük olgusunu diyalektik bir bütünlük içinde tartışmaya açar. Oyunda ahlak olgusunun temsilcisi olarak sunulan tanrılar (3 tanrı, biri kötürüm. Neden acaba?) ahlaklı bir insan bulma umuduyla yeryüzüne inerler ve bir gece kalacakları bir ev arayışındadırlar. Vicdanlı ve iyi bir insan olmak umudu ile reel hayatın gerçeği arasında sıkışmış kalmış olan fahişe Shen-Te, (Zeynep Ekin Öner) tanrılar sokakta kalmasın diye onları bedenini sattığı derme çatma evine davet eder. Bu iyiliğin karşılığında tanrılar Shen-Te’ye küçük bir dükkân açabilecek miktarda para yardımı yaparlar.

Çevresine iyilik yapmayı safça vicdani bir terbiye haline getiren Shen-Te dükkân açtıktan sonra artık iki bilinmeyenli bir denklem karşısında çözüm arayışındadır. İyilik yapma isteği ve kâr etmek zorunda olan işletme gerçeği onu bir ikilemin ortasında bırakmıştır. Bir yandan insanlara yardım ederek iyi insan olacak bir yandan da hem sömürü ağı içinde yer alarak hem kâr edecek hem de dükkânının giderini karşılayacaktır. Reel hayatta her iki durumun aynı anda gerçekleşmesi mümkün müdür? Sezuan’ın İyi İnsanı’nda temel sorunsal bu çetrefilli konu.

Tabii öykünün tamamı bu kadar değil. Gerisi, Shen-Te’nin çözüm arayışında karşılaştığı durumların açık biçim örgüsünden oluşuyor. Brecht bu meselden 5 saatlik bir yapıt yaratarak tiyatroda kendi kuramsal kodlarını oluştururken aynı zamanda diyalektik bir akıl dizgesiyle (Yücel Erten’in yorumu ile) Marksist analizi doruklaştırır.

Usta yazar Brecht’in, düşünsel derinliği ve biçimsel özellikleri itibarıyla sahnelenmesi bir hayli zor olan bu demir leblebi oyununu, Türkiye’de ‘bilinçli ve doğru’ Brecht uygulamalarıyla izlenen Yücel Erten, reji yorumuna, metnin uzunluğunu göz önünde bulundurarak oyundan bazı bölümleri çıkararak işe başlamış. Metin üzerinde yapılan ‘budama ve temizlik’ metnin özü ve kurgusunu daha canlı ve daha somut bir anlatıma dönüştürmüş ve sorunsalı daha okunaklı hale getirmiş. Bu kısaltma diğer yandan metnin görsel anlatımını ölçülü ve tartımlı bir oyun oluşturma olanağına da zemin hazırlamış.

Yücel Erten ve Dramaturg Şafak Eruyar metnin düşünsel boyutu ile birlikte görsel olanı dengeleyerek hem ‘tartışma ve sorgulamayı’ öne çıkarıyorlar hem de görsel olarak oyunun gösterim olanaklarını özenle koruyarak oyuncuların kendilerini-oyunlarını sunmalarına alan açarak zemin oluşturuyorlar.

Erten yorumunda oyundaki kalabalık kadroyu 14 oyuncu ile kotararak önemli bir değişiklik yapıyor ve az oyuncu ile sahne düzeni ve anlatım olanaklarını daha da anlaşılır kılıyor. Oyuncuların çoğu iki hatta üç rolü ayrı ayrı yorumlayarak reji yorumuna özel bir anlam yüklüyorlar.

Shen-Te ve aynı anda amcaoğlu Shui-Ta’yı yorumlayan Zeynep Ekin Öner cinsiyet ve tavır olarak iki farklı rolü özel bir oyunculuk örneği ile ayrıştırarak yorumunda bu karakterleri zirveye taşıyor ve oyunculuğu ile göz dolduruyor. Pilot Sun ve Yeğen rolünde izlediğimiz Reha Özcan, Sucu Wang ve İşsiz tiplemesinde İlkay Akdağlı, Shin ve Çocuk rolünde Zeynep Erkekli iyi düşünülmüş, ölçülü ve özenli oyunculukları ile seyircinin beğenisini topluyorlar. Ayrıca üç tanrılarda Hakan Güneri, Zühtü Erkan ve Ahenk Demir oyunculukları ile farklı bir biçime hizmet ediyor olsalar da öykünün anlatımında özel bir görev üstleniyorlar. Diğer rollerde izlediğimiz, Seval Gökçe, Cengiz Baykal, Hanife Şahin, Mehlika Balkan, Hakan Şahin, Aylin Gürsoy ve Yıldırım Gücük samimi, içten ve özenli oyunculuklarıyla reji yorumuna önemli katkılar sunuyorlar.

Evrensel

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: