Rosenbergler Bir Türkiye Gerçeği Olabilir mi?

Yaşam Kaya

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Alain Decaux imzalı ‘Rosenbergler Ölmemeli’ adlı oyunla, tarihin unutulmuş önemli bir olayını tiyatro seyircisine aktarıyor. Şehir Tiyatroları’nda daha önce Genel Sanat Yönetmenliği yapan, birçok oyunda yönetmen kimliğiyle seyircilerin beğenisini kazanan Orhan Alkaya, yine kendisine yakışır bir gösteriyle tiyatro sahnelerine farklı bir alternatif sunmuş. Politik algılardan gitgide uzaklaşan tiyatro dünyamız, geçmişin geleceğe bıraktığı dünya ile ilgili metinleri çokça izleme fırsatı bulamıyordu. Alkaya, bu fırsatı güzel bir projeyle şekillendirmiş.

Rosenbergler’in konusunu detaylarıyla yazmakta fayda var. Zira kendi hafızasını kaybetmiş topluma inat, geçmişin şimdiye ne denli benzediğini insanlara göstermeli. Julius ve Ethel Rosenberg’in 19 Haziran 1953’te asılmasıyla sonuçlanan, Joseph Raymond McCarthy’nin ‘komünist avı’ olarak tarihe geçen olaylar zinciri halen ABD’de büyük rahatsızlık oluşturuyor. ABD Komünist Partisi üyesi olmakla itham edilen Julius ve Ethel Rosenberg, Sovyet Rusya’ya ABD’nin ürettiği atom bombası teknolojisini vermekle suçlanmış; uzun süre devam eden davalar boyunca iddia edilen casuslukla ilgili tek bir kanıt bulunamamış; fakat sonuç itibari ile her iki isim de ‘vatana ihanet’ sonucuyla canlarından olmuş…

Joseph Raymond McCarthy’nin politikasının çöküşünü de resmeden tatsız olayın ardından dünyanın dört bir yanında ABD karşıtı söylemler artmaya başlamıştı. 2005 yılında George Clooney’in çektiği ‘Good Night And Good Luck-İyi Geceler İyi Şanslar’ filmi, Rosenbergler örneğinde olduğu gibi resmen bir ‘cadı avı’na dönüşen ‘komünist düşmanlığı propagandası’nı yerden yere vurmuş; 1953 yılında yaşanılan olay dünya için halen güncelliğini koruyarak politikacılar, sanatçılar, yazarlar arasında tartışılmaya devam edilmiştir.

Oyun, komünizm karşısında ABD’nin düştüğü çaresizliğe dikkat çekiyor. Kendi halkına bir korku toplumu kâbusunu yaşatan devletin içine girdiği girdap derinleştikçe, masum insanları gözünü kırpmadan yok edebiliyor. Antikomünizm söylemleri insanlara iftiralar atarak, onları inandıkları değerler uğruna öldürmekte bir zarar görmüyor.

Oyunla ilgili basında çıkan haberleri incelerken liberal yazarların Rosenbergler’i halen suçlu görmelerine akıl sır erdiremedim. Bazı yazarların da son dönemde Türkiye’de yaşanılan tutuklamalarla üstün körü biçimde oyunu bütünleştirme çabasına girişmeleri konunun özünü anlatılanlardan uzaklaştırmış. Elbette yargılama sürecinde yaşanılanlarla kurulan mahkemeler arasında bağlantı kurabiliriz. Ama ‘Rosenbergler Ölmemeli’ oyunuyla ulusal bir trajedi yaratmaya kimsenin hakkı olamaz. Sosyalistlere yapılan baskıları, zulümleri bir kenara bırakarak, ‘Ergenekon’ örgütlenmesi ile böylesi temiz bir metin asla bir araya getirilemez!

Orhan Alkaya oyunu sahneye aktarırken inatla belgesel tiyatro yapmaktan kaçınmış. Fakat Rosenbergler’in ölümüyle sonuçlanan gerçek bir hikâyenin sahnede gösteriliyor olması, bazı görüntülerin de oyunda yer almasına neden olmuş. Canlı tutulan gösteri içinde oyuncuların birbirleri arası diyaloglarının an be an görülmesi, yargılama sürecinde oluşan kargaşalar, istenilen kararların çıkması için oluşturulan kamuoyu, seyirciyi geçmişte yaşanılan yalan dolu yargılama süreçleriyle yüzleştirmiş.

On Kişiden Oluşan Dev Kadro

Oyunda görev alan oyuncuların tamamını başarılı bulduğumu söylemeliyim. Orhan Alkaya’nın yönetim başarısı oyuncu seçimlerinde de hissediliyor. Doğru ismi doğru yerde oynatan yönetmen, anlatmak istediklerini karakterlerin bedenine, vücut dillerine yüklemiş. Aslıhan Kandemir, Ethel Rosenberg’in duygusal yanlarını açığa çıkarırken bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu kanıtlıyor. Julius Rosenberg’te Mert Tanık, mimiklerinin verdiği güçle seyirciyi etkilemeyi başarmış. Kamerayla yansıtılan görüntülerde Rosenbergler’in içine düştüğü çaresizlik, umutsuz bekleyişler online biçimde seyirciye ulaşırken her iki oyuncunun üstün performansıyla seyirci oturduğu koltuğa adeta çivileniyor. Yeşim Koçak televizyon sunucusu rolünün hakkını verirken, Ozan Gözel, Ali Gökmen Altuğ, Ali Mert Yavuzcan sahnede kendilerini hissettiriyor.

‘Rosenbergler Ölmemeli’, Barış Dinçel’in basit ama kullanışlı dekoru sayesinde daha bir anlam kazanırken, kostümlerin uyumsuzluğu konuyu olumsuz yönde etkilememiş. Oyunun tanıtımında yer alan ‘yargının siyasallaştığı bir ülkede…’ ibaresine küçük bir not düşmek istiyorum; içinde bulunduğumuz ülkede yargı, bundan önce de bundan sonra da her zaman siyasi olarak işini yapmaya devam etmiştir. Oyun İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda izleyenlerini bekliyor.

Birgün

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: