Tiyatro Sahnesinden Televizyon Ekranına

(Şalom gazetesinin oyuncu Rozet Hubeş ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.) Rozet Hubeş; tiyatrocu, seslendirme sanatçısı, sinema ve dizi oyuncusu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun ve Belediye Konservatuarı, Tiyatro bölümünü bitirdi. 21 yıldır Şehir Tiyatroları kadrosunda yer alan sanatçı atv’nin ilgi çeken dizisi ‘Hayat Devam Ediyor’da Kudret karakterini canlandırıyor. Kendisiyle oyunculuğu ve tiyatro geçmişi üzerine bir söyleşi yaptık

Rozet Hanım, uzun yıllardır oyunculuk yapıyorsunuz. Ama bu dizi bir anda çok popüler oldu; ilgi çekti. Hayatınızda bir değişiklik yarattı mı?

Yaptı tabii ki. Televizyon geniş kitlelere ulaşabilen bir araç. Her ne kadar 25 yıllık profesyonel bir tiyatro geçmişim olsa da, bazı dizilerde oynamış olsam da belli çevrelerde bilinirdim.

Sık sık dizilerde yer alan bir sanatçı değilsiniz. Sizin bu kadroya katılmanız nasıl oldu?

Benim dizi yaptığım zamanlarda televizyon bu kadar yaygın değildi. Yaygınlaştığındaysa tiyatro ve provalar o kadar çok zamanımı alıyordu ki birçok teklifi geri çevirmek zorunda kalmıştım. Bu sene büyük tesadüf provamın olmamasıydı. Gelen iki tekliften biri ‘Hayat Devam Ediyor’ oldu. İlk beş bölüm İstanbul dışında çekilecekti. Bu da iki ay gibi bir süreye denk geliyordu. Ama dizinin konusunu çok beğenmiştim. Tek tereddüdüm evden, ailemden bu kadar zaman uzak kalmaktı. Ama eşimin desteği burada önemli bir rol oynadı. Az değil, iki ay kadar gittim geldim. Ama şimdi gerek profesyonel gerekse kendi çevremden aldığım tepkiler beni çok mutlu ediyor.

Kudret Bakırcı karakteri genç yaşta amcasının oğlu ile evlendirilmiş sonra üzerine kuma getirilmiş,  öfkeli bir kadın. Sizin kendi görüşünüz nedir? Onun yaptıklarını haklı buluyor musunuz?

Meslek hayatım boyunca çok çeşitli oyunlarda çok farklı rollerde görev aldım. Genelde orta ve üst sınıf kadınlarına dair rollerdi. Ben de doğal olarak hep merak ederdim acaba köy kökenli bir kadını nasıl oynarım diye. Kısmet Kudret Bakırcı rolüneymiş. Kudret, doğulu bir kadın. Onu düşündüğümde doğduğu coğrafya geliyor aklıma. Kıraç topraklar, zorlu iklim şartları, geçit vermez yalçın dağlar… Kudret de tıpkı oraları gibi güçlü ve yılmaz.

Kudret aynı zamanda acılı bir kadın. Çünkü çok küçük yaşta hem yetim hem öksüz kalmış, hem de üzerine kuma getirilmiş. Bildiği tek erkek olan kocasını sevmiş. Hem de çok sevmiş. Ona tam dört çocuk vermiş. O yokluklar içinde ailesi için çalışmış, dininmiş, elinden geleni yapmaya çalışmış. Ama tüm bunların hediyesi kocasının üzerine bir başka kadın getirmesi olmuş.

Keşke o da okuyabilseydi. Şartları bizler gibi olabilseydi. O zaman her şey farklı olabilirdi. Bağırlarına taş basıp, çocuklarını alıp, ayrılıp, çalışabilir ve kendine hayatta başka bir yol tutturabilirdi. Ama ne yazık ki bu koşulların hiçbirine sahip değildi. O evin içinde yaşamak zorundaydı. O evde kalmış kalmasına ama boyun eğmemiş, durumu kabullenmemişti. Nasıl kabullensin ki? Karşısında her saat “Kocan seni sevmiyor, beni seviyor. Kocan benimle mutlu, beni seçti. Her gece benimle aynı yatakta yatıyor” diye bağır bağır bağıran bir kadın var.

Kudret de kendi çözümlerini bulmuş. Ama bu çözümler doğru mu? Nereden baktığınıza, onun şartlarını göz önüne almanıza bağlı. Eline yıllar sonra büyük bir fırsat geçiyor ve bunu kullanıyor. Tabii sonra da olayların devamı geliyor.

Elbette Kudret’in yaptıklarını doğru bulmuyorum. Hatta Rozet olarak kimi zaman kızıyorum bile. Ama senaryo böyle, yazarlar Kudret’i böyle hayal ediyorlar. Benim işim yazılanları en iyi şekilde oynamak. Ne şanslıyım ki Kudret’in kaderini yaşamıyorum, sadece O’nu oynuyorum.

Şive sorununu nasıl çözüyorsunuz?

Doğu şivesi hiç kolay değildir. Sözcükler farklı tonlarda kullanılır ve melodisi daha değişiktir. Şive için epey çalıştım. Doğulu arkadaşlarımla konuştum. Onlarla sohbet ettim. Okudum. Sağ olsun Mahsun Kırmızıgül de zorlandığım yerlerde yardım etti.

Bu tür işlerde başarının çalıştığınız ekiple de ilgisi var değil mi? Bu projede çok güçlü bir ekip bir araya geldiniz. Sizi nasıl etkiliyor bu?

Ekip dediğiniz gibi güçlü olunca bir oyuncu olarak sizin içiniz rahat oluyor. Sırtınızı sağlam bir kayaya yaslamak gibi. Ama biliyorsunuz dizi dünyasını, reyting denen bir sınavı var. Ve bu sınav her hafta, her bölümde yeniden yaşanıyor. Siz elinizden geleni ekip olarak, oyuncular, senaryo yazarları olarak yapıyorsunuz ve sonucu izleyici belirliyor. İnşallah biz bu sınavı geçer ve çalışmaya devam ederiz.

Nasıl bir temponuz var? Çekimler sırasında bir gününüz nasıl geçiyor?

Tempom zorlu ve ağır. Bir taraftan Şehir Tiyatroları’ndaki oyunuma, diğer taraftan çekimlere, bir taraftan ailem ve evime yetişiyorum. Zamanımı doğru kullanmaya çalışıyorum. Bazen oluyor, bazen olmuyor. Ne kadar yetişmeye çalışsam da gün 24 saat. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Oyunculuk geçmişinizden biraz bahseder misiniz?

Konservatuardan mezun olduktan sonra bir yıl Şehir Tiyatroları’nda çalıştım. Sonra Dormen Tiyatrosu’nda bir çocuk oyunu, ardından Kenter Tiyatrosu’nda oynadım. 21 yıldır da Şehir Tiyatroları’ndayım.

‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filmi sizin için önemli bir kariyer dönüm noktası oldu. O filmi çekerken bu kadar büyük başarı getireceğini düşünüyor muydunuz?

‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filminin senaryosunu okur okumaz vurulmuştum. Görüşmeye gittiğimde Tunç Başaran’a “Bu filmde oynamayı çok isterim, hangi rolü verirseniz oynarım” demiştim. Bir filmin başarılı olup olmayacağını kimse bilemez. Ama konu o kadar güzeldi ki benim düşüncem sadece o filmin içinde olabilmekti. Bugün hâlâ iyi ki o filmi yapmışım diyebiliyorum. Hâlâ beni çok etkiliyor. Bugün hâlâ beni o filmden tanıyanlar yanıma yaklaşıyor ve filmden ne kadar etkilendiklerini, defalarca izlediklerini söylediklerinde çok mutlu oluyorum. Hem kendi adıma, hem film adına…

Aynı zamanda Şehir Tiyatroları sanatçısısınız. Tiyatro sahnesinin tozunu alanlar genelde dizi ve sinema çekseler bile tiyatrodan kopamadıklarını söylerler. Sizin için hangisi ağır basıyor?

Tiyatro da sinema da oyunculuk isteyen meslekler. Ancak çalışma biçimleri de bir o kadar farklı. Sinemada hata yapsan da telafisi var. Bir daha, olmadı bir daha çekersiniz. Ama seyircisi yoktur. İşinizi yaparken kamera ve siz varsınızdır. Tiyatroda ise o anı seyirciyle, nefes nefese, burun buruna, kalp kalbe yaşarsınız. Ama bir hata yaparsanız geri dönüşü yoktur, olan olmuştur. Sonuçta her ikisinin farklı güzel yanları var.

2005 yılında Afife Tiyatro Ödülleri’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldınız. Bu sezonda hâlâ devam eden tiyatro oyunlarınız var mı? Sizi nerede izleyebiliriz?

Evet, bu sezon da Şehir Tiyatroları’nda devam eden bir oyunum var. Adı ‘Kadın Hayattır Memattır Kadın’. Konusu mesleklerinde öncü olan ilk Türk kadın sanatçılarla ilgili. İlk kadın bestekâr, ilk kadın şair, ilk kadın yazar, ilk kadın ressam, ilk kadın heykeltıraş…

Öncü olmanın zorlukları, mutluluğu ve bedelini tartışan misyonu olan bir oyun. Çok severek oynuyorum.

Şalom