Türkiye Tiyatrosunda Yeni Kavramına Dair Birkaç Söz

Ozan Ömer Akgül

Son yıllarda Türkiye tiyatrosunda yeniye dair oluşturulan söylemler değişiklik göstermektedir. Bu yazı kapsamında incelenmeye çalışılacak olan konu, yeniye atfedilen anlam ve bu bağlamda tiyatronun yeni kavramını nasıl kullandığı olacaktır.

Kavramların yaşamımızda önemli bir yeri vardır. Kavramlarla konuşuruz, eyleme geçeriz ve bir düşünce biçimi oluştururuz. Yani yaşamı kavramların içerikleriyle anlamlandırırız. Kavram meselesi felsefenin sorunu ve de konusu olarak karşımıza çıkar. Nesneye dair, bilgiye dair, dile dair birçok şeyi kavramlarla açıklarız. Peki, günümüz dünyasında ve Türkiye’de durum nasıl? Kavramlar ve taşıdıkları anlamlar bugün bizi nasıl yönlendiriyor ya da yaşama biçimlerimize nasıl müdahalede bulunuyor?

Prof. Teoman Duralı özellikle 20. yy.da, felsefenin devreden çıkmasıyla, kavramları tartışacak ve üretecek merciin sermaye sahiplerine kaldığını işaret eder. Kapitalizmin üretmiş olduğu kavramlar tüketim odaklı olup, her yıl bir “moda” üretimi içerisinde bir öncekini unutturan niteliktedir. Bu kavramlar tartışılmadan, sorunlaştırılmadan, soru sordurmadan tükenip giderler. Ve böylece eleştirisel yaklaşım yerini, kabullenmeye bırakır. Koşulsuz kabullenme, beraberinde sorgulanmayan bir dünyanın içerisine hapseder bizleri. Çağımızın belki de başat hastalığı olan bellek yitimini de beraberinde getirir. Bellek yitimi, tarihe ve kültüre dair her şeyi, yeni bir şeye devreder. Yeni olan (kavram ya da kavramlar) bir öncekini berhava eder.

Günümüz dünyasında popüler kültür olgusunu da başat etmen olarak görürsek, eleştirisel olmaya dair, sorgulamaya dair (yeni kavramlar bağlamında) her şeyin ortadan kalktığını görmekteyiz. Evet, son zamanlarda kitlesel hareketler ve de direniş, sorgulamayı görünür kılar gibi karşımıza çıksa da, var olan sistemin kavramlarıyla yaşamaya devam ediyoruz. Güçlü bir karşı sav oluşturulmadığı ya da oluşturulmaya teşebbüs edilmediği takdirde, bellek yitimini yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Yukarıda değindiğimiz konuları günümüz Türkiye tiyatrosundaki yeniye bakış bağlamında tartışmaya çalışacağız.

Yeni; “O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan”, “Daha öncekilerden farklı olan”,“Kullanılmamış olan, eski karşıtı”[1] gibi anlamları taşımaktadır. Bugünkü dünyada ve sanatta yeni nasıl anlamlandırılmaktadır? Bu soru bizi günümüz tiyatrosundaki yeninin konumunu da açık edecektir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, tarih ve kültürden ayrılmışlık bellek yitiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani yaşadığımız coğrafyadan kopuk, dilden kopuk bir çağdaş tiyatro anlayışı yeniyi mi oluşturmaktadır? Bu soruda kastettiğimiz temel unsur, yeni olan şeyin, kültürden, dilden kopma durumudur. Kültür dediğimiz kavram, tarihsel süreçte farklı anlamlara işaret etse de insandan kopartılamayacak bir şeydir. Peki, çağdaş tiyatroda (yeni tiyatroda) işaret edilen kültür ya da insan teki evrensel midir, yoksa Batı’ya ait olup bizim için mi evrensel normlar taşımaktadır? Bizim için yeni olan Batı kültürünün ya da dilinin yenisi midir?

Yukarıdaki sorular Batı tiyatrosunu eleştirmek ya da Batı tiyatrosunun durumunu açık etmek değil, günümüzde örnek teşkil eden bu tiyatronun Türkiye’de yeni inşasına nasıl katkıda bulunduğudur. Türkiye tiyatrosunun tarihi Batı tiyatrosuna kıyasla çok gençtir ve hep bir üslûp arayışı peşinde koşmuştur. Modernleşme olgusu bağlamında da şekillenen Batı tarzı tiyatro, “modernleşme projesi” gibi tepeden inme olarak karşımıza çıkmıştır; ama zaman içerisinde dönem koşullarıyla birlikte Türkiye tiyatrosu değişiklik göstermiştir. Bu değişim ve arayış süreci bugün de devam etmektedir. Bize göre bugünkü sorun, yeninin inşasıyla birlikte şekillenen tepeden inme bir tiyatro biçiminin “yeni”den ortaya çıkması olmuştur.

Bu tepeden inme durumu, Batı’da belirli koşullar altında oluşmuş tiyatro biçimlerinin bu coğrafyada sorunsallaştırılması olarak karşımıza çıkıyor. Bunu yapmak kesinlikle mümkündür. Bizim bu yazı bağlamında sorun edindiğimiz mesele, var olan yapıyı olduğu gibi kullanıp, bu coğrafya için yeniymiş olarak karşımıza çıkartan düşünme biçimidir ya da bu şekilde düşünenler, uygulayanlardır.

Sanatta ya da edebiyatta “hadi yeniyi arayalım”, “hadi yeni oluşturalım” gibi eyleme geçme biçimleri sık rastlanan bir hadise değildir. Zaten bu da çok olası değildir. Batı’da bugün zikrettiğimiz tiyatro kavramları veya tarzları, yazarlar tarafından değil, eleştirmenler, düşünürler tarafından oluşturulmuştur. Beckett ya da Pinter, biz absürd tiyatro yazıyoruz, diye yola çıkmamışlardır. Onları birleştiren, ortaklaştıran Martin Esslin olmuştur.  Bugün yeni tiyatro nedir, metni yeni yapan unsurlar nelerdir gibi sorular, kapsamlı çalışmanın nihayetinde ortaya çıkmalıdır. Yoksa biz yeniyi yazıyoruz dediğimizde, yukarıda zikrettiğimiz, sermaye sahiplerinin kavram üretimini üstlenmesi gibi, tiyatroda bu kavramı üstlenenler ya da üstelenecek olanlar yeniyi kendi ideolojileri bağlamında kullanıp, sunup, tüketilen bir nesne hâline dönüştürmektedirler. Tükenen ya da tükettirilen kavramlar, yalnızca icra zamanı dışında gelecekte anılmayan, üzerinde konuşulmayan yalnızca “var olmak” için oluşturulan tiyatro yapıtları olarak ortaya çıkıyor.

Tabiî şunu da unutmamak gerekiyor; Türkiye’de egemen tiyatro biçimi dışında, kavramları yönlendirme ya da yönetme aracı olarak kullanmayan gruplar, yazarlar, yönetmenler de bulunmaktadır. Bizim burada yaptığımız tespitler, Türkiye tiyatrosu üzerinde yapılan bir genellemedir. Bu genelleme, bugün tiyatronun ne olmasına dair egemen görüşü empoze etmeye çalışan düşünce biçimleridir. Egemen tiyatro, alternatif tiyatro kavramları yıllardır gündemimizde olan konulardır. Ama alternatif tiyatro olarak anılan tiyatroların da kendi içlerinde egemen ve de belirleyici bir konuma geldiğini de görmekteyiz. Ya da alternatif olma normlarını oluşturma çabasındadırlar. İşte bu yeni kavramının neyi açık ettiğini gösteriri gibidir. Yeni yalnızca Batı’dan sirayet eden bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Batı tarzının, gecikmeli ya da güncel olarak bu coğrafyada tezahür etmesi durumudur. Bu tezahür, kısa bir moda ya da ilgi süreci geçirdikten sonra yerini bir başka tarza bırakıyor.

Tiyatroda yeni arayışlar olumsuz bir durum teşkil etmemektedir. Bizim bu arada sorun etiğimiz mesele, oluşturulmuş kavramları ya da olguları sorgulamadan, tartışmadan ve de hesaplaşmadan var olan olan biçimleriyle kullanılmasıdır. İşte bu yeni meselesi, hangi eskiye göre değerlendiriyor… Eski, ya da hiç söylenmeyenleri söylememiş tiyatro biçimi hangisidir? Bu eski-yeni karşıtlığını oluştururken kendimizi konumlandırdığımız yer neresidir?

Yukarıdaki soruların cevaplarını bu tartışma içerisine giren herkesin cevaplandırması gerekmektedir. Dolayısıyla cevaplar yeninin inşasında önemli bir rol oynayacaktır.

Son kertede şunları söyleyebiliriz; bu yazı Türkiye tiyatrosunda zikredilen bazı kavramların sorgulanmasını amaçlamıştır. Tabiî ki bu yazı bir girizgâhtır. İleride bu konuyu örneklerle somutlaştırmak istemekteyiz. En azından bugün yeniden bahsederken, neyin kastedildiğini, nelerin oluşturulmak istendiğini sorgulamamız gerekliliğini düşünmekteyiz. Bugün Türkçe tiyatro yazımında değinilen konular, anlatılar, bu yeni kültürün neye işâret ettiğinin emaresidir. Metinli bir tiyatrodan bahsediyorsak, hikâyenin, içeriğin hem kültür bağlamında, hem coğrafya bağlamında hem de dil bağlamında ne ifade ettiği önemli olacaktır.


[1] Bkz. TDK. www.tdk.gov.tr

Yorum


işlemi tamamlayınız: