Tanrı, Kullarına Ankara’da Mozart İle Ulaşıyor: Don Giovanni

Üstün Akmen

Ankara Devlet Opera ve Balesi, Alman Ozan/Besteci Hoffmann’ın, (1776-1822) “operaların operası” diye övdüğü, Mozart’ın (1756-1791) doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle dokunmuş anıtsal eseri “Don Giovanni”yi Yekta Kara yönetiminde sahneliyor. Gerçekten, bu esere opera uzmanlarının ve eleştirmenlerinin de dediği gibi, türleri arasında belirli bir yer bulmak hayli güç. “Don Giovanni”, Mozart’ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanı sıra derin anlam ve simgeler de taşımakta. Hatta kimi uzmanlar, eserde Mozart’ın kendi insancıl inancından esinlenmiş bir çabaya yöneldiğini dahi ileri sürmekteler. Bana göre, kabul görmüş işte bu özelliktir ki, “Don Giovanni”yi yüzyılların ötesine taşımış, Goethe (1749-1832) gibi çok güç beğenen bir dehaya: “Müziğin karakteri ‘Don Giovanni’ gibi olmalı. Faust’u yalnızca bir Mozart besteleyebilir” dedirtmiş.

‘Don Giovanni’ Gibi Bir Opera Yazmak Sihirli Bir İş Midir

İtalyan Besteci Antonio Salieri’nin, tanrının sesini duyurmak için Mozart’ı seçtiğini söylemesi, bence Goethe’nin savını güçlendiriyor. Malum Salieri, Mozart’ı çılgınca kıskanmış bir besteci. Ona göre, “Don Giovanni” yazılmış en muhteşem müziktir ve Mozart’ın notaları doğrudan tanrının sesidir. Dahası, tanrı bu küçük adam aracılığıyla kullarına ulaşmaktadır. Salieri, böyle bir eseri kendisi yazamadığı için acı çekmiş, bu yüzden de Mozart’a düşman olmuş. Gerçi o da bir besteci, ama kendini tanrının sesi olarak görememiş. Tam da o sıralar Avusturya İmparatoru II. Joseph’in sarayında müzik danışmanlığı yapmaya başlamış ve de yetkilerini kötüye kullanarak ‘Don Giovanni’nin sadece beş kez sahnelenip, sonra perde kapatması için elinden geleni yapmış.

Salieri Her Temsili Gizlice ve Sanki Tapınırcasına İzlermiş

Gel gelelim, bir de gerçek var: Salieri her temsili gizlice ve sanki tapınırcasına izlemekten de geri durmamış. Yıllar sonra: “Onun en büyük düşmanıydım ve kişiliğim adeta ikiye bölünmüştü. Bir yanım hayranlık duyuyor, bir yanım nefret ediyordu. ‘Don Giovanni’nin kaldırılmasını sağladım, oysa yazılmış en büyük müzikti, ‘Don Giovanni’ muhteşemdi” diyerek gözyaşı dökmüş. Eserin sahneden kaldırılışını yukarıdaki biçimde değil de, Mozart’ın oyunda tanrıyı kendisine rakip gören bir kişiliğe bürünmüşlüğünün, toplumun yoğun tepkisini çekmesine bağlayanlar da hiç az değil. Hangisi doğru? O kadarını bilemem, dolayısıyla söyleyemem.

Casanova Sadece Bir ‘Skorer’, Don Juan Öyle mi ya

Evet, aşk kahramanı Don Juan’ın yaşamı, Ankara Devlet Opera ve Balesinde sahneleniyor. Esasında, Don Juan temasının işlenişi bildiğim kadarıyla milattan önceki yıllara kadar uzanmakta. Konunun MÖ 195 yılında, Komedi Yazarı Terentius tarafından ele alındığı sanılıyor. Geçmişteki İspanya’nın Sevilla kentinde yaşayan bir kişiye kadar uzandığı da ayrıca öne sürülmekte. Bu arada, Don Juan tiplemesi değişik kaynaklarca ‘hastalıklı’, ‘doyumsuz’, ‘şeytansı’, ‘zeki’, ‘yakışıklı’ ve ‘çekici’ diye tanımlanırken, kimileri de: “İyi de, benzer üne sahip olan Casanova ile ne farkı var” diye sormaktan kendini alamıyor. Söylenilenlere göre yanıt, Casanova’nın sadece bir ‘skorer’ olmasından ibaret. Don Juan’ın varoluşçu bir kişiliği varmış. Yaşamın anlamını araştırması ve yaşamının merkezine kadınları koyup, bunalımlarından çıkışı böyle araması, Don Juan’ı (ya da Don Giovanni’yi) egzistansiyalist olarak tanımlayanların yanına çekiyor. Casonava, sadece kaç kadın ile yattığını hesaplayan ve daha derin felsefesi olmayan bir kişilik olarak tanımlandığına göre…

Neyse!

Mozart’ın, ‘Don Giovanni’yi Lorenzo Da Ponte’nin librettosundan notalara döktüğünü, ilk kez 29 Ekim 1787’de Prag’da ve 1956 yılında da Türkiye’de (Ankara) ilk kez sahnelendiğini bilgi dağarcığınız için anımsattıktan sonra oyuna, oynanışa geçelim.

Eserin Konusu

Yapıtın konusu, İspanya’da 1780’li yılları kapsamakta… Yüzünde maskesiyle maceradan maceraya koşan Don Giovanni, bu uğurda Commendatore’nin (Mithat Karakelle) katili olur. Ölen adamın kızı Donna Anna, babasının cesediyle karşılaşınca sözlüsü Don Ottavio’ya intikam için ant içirir. Gerçek kimliğini sürekli saklayan Don Giovanni, yeni maceralar, yeni kurguladığı oyunlar içinde kadınlarla ilişkisini sürdürmektedir. Kendisine yardımcı olan uşağı Leporello yaşananları içine sindiremese de, efendisinin verdiği altınlarla onun maceralarına ortak olur ve Don Giovanni, beklenen sona bilerek isteyerek, bir serüvenden diğerine atlayıp sıçrayarak koşar.

Feryal Türkoğlu’nun Sesi

Orkestrayı (Sunay Muratov ile dönüşümlü olarak) yöneten Winfried Müller, gizemli akorlarla başlayan ilk temalardan itibaren, dinleyeni yorumuyla etkisi altına almakta.  Uvertürdeki minör gamların hüzünlü havası orkestra tarafından pek güzel verildiği gibi, art arda sıralanan gelgitlerde salınan majör gamların yorumlanışı, ‘yaşam-ölüm’ ikileminin dramatik bir gerilim içinde güçlü bir etkileşimle çizilmesini sağlıyor. Şanda Zıpçı’nın karakterlerin sınıfsal konumlarını vurgulayan özenli kostümleri içinde oynayan tüm kadro ‘mükemmel’ mertebesine yakın başarılı. Soprano Feryal Türkoğlu’nun II. Perdedeki “Non mi dir, bell’idol mio”daki ses ıpıllığı bir harika. Fevkalade kültürlü, temiz, güçlü bir ses Türkoğlu’nun sesi. Leporello’da Bas Sabri Karabudak da özellikle “Madamina, il catalogo é questo / delle belle che amo il padron mio” dizeleriyle başlayan aryada çok iyi. Gene de (alınıp darılmazsa), aynı aryanın: “… é la grande maestosa, la piccina e ognor vezzosa, / delle vecchie fa conquista / pel piacer di porle in lista; …” bölümündeki telaffuzunu bir daha gözden geçirmesini önereceğim.

Bariton Eralp Kıyıcı’nın Ses Titreşimleri

Şenol Talınlı’yı dinlerken, tenor sesinin yetişmesindeki zorluğu bildiğimden olsa gerek, her aryasında ‘şükürler’ ettim. Talınlı, Donna Anna’nın nişanlısı Don Ottavio’nun “Il mio tesoro intanto”sunda özel olarak kutlanacak ölçekte iyi. Bas Cem Beran Sertkaya (Masetto)’nın sesinin niteliği, esneklik kazanmış tınılarla dolu. Kutlanması gerek. Soprano Görkem Ezgi Yıldırım’ın (Köylü Kızı Zerlina) oyun gücünü de pek sevdim. Kendisini cilveli aşk şarkısı “Batti, batti, o bel Masetto” da mutlaka dinlemenizi öneriyorum.

Esin Talınlı da, hani kulaklardaki pası silenlerden… İyi bir Donna Elvira çiziyor, hele hele “In quali eccessi, o Numi” aryasında pek iyi. Donna Elvira’nın ilk perdede hırçınlığını, oyun bozuculuğunu, ikinci perdede ise Don Giovanni’ye olan sevgisini abartmadan gayet iyi veriyor. Don Giovanni’de Eralp Kıyıcı ise hiç kuşkusuz sesinin titreşimlerini çok iyi duyumsayan, çok iyi bilen bir bariton. Göğüs sesine ya da kafa sesine geçerken sesindeki renk değişikliği var ya, bence her türlü övgüye değiyor. Zerlina’ya yaptığı serenatta (Deh vieni alla finestra) ve gizli duygusallıkla okuduğu “La ci darem la mano”da müthiş.

Yekta Kara’nın Don Giovanni’sı

Yekta Kara ise yorumunda özgün ve özgür bir karakter olan Don Giovanni’yi belli bir zaman dilimine ve mekana sığdırmak istememiş, dolayısıyla mekan ve zaman kavramlarını eserden silip atmış. Eseri sahneye hayli etkileyici bir yorumla taşımış.  Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen, yakışıklı, parası bol bir asilzade olan Don Giovanni’yi sıradan bir çapkın olarak görmemiş; aksine inanılmaz cesur, asla boyun eğmeyen, herkese kafa tutan; bu tutumunu yaşama, hatta ölüme başkaldırabilecek kadar ileri götüren, “Yaşama meydan okuyan kuraldışı kişilik” olarak tasarlamış. Yekta Kara, Don Giovanni’sine (alışılagelmişin aksine) kadını fethetme sürecini keyifle yaşamak isteyen kişilik kazandırmış.

Ağırlık ‘Opera Buffa’da

Yekta Kara ‘Don Giovanni’yi Yekta Kara’ca allamış pullamış, süsleyip püslemiş; ‘bermutat’ yabancılaştırma öğelerini de kullanmış. Eftal Dirlik, Burhan Yücel ve Hakan Özenalp’den oluşan dansçı timine, ölüm temasının belirdiği tablolarda ölümü simgeletmiş. Özünde ‘Opera Seria’yı, ‘Dramma Giocoso’yu, ‘Opera Buffa’yı barındıran eseri çok iyi özümsemiş, sindirmiş, ama ağırlığı ‘opera buffa’ya kaydırmış.  Eski Endülüs evlerinin arkasına modern kent silueti koyan, yalın olmak uğruna oyunun vazgeçilmezi fantastik öğeleri yok etmeyen, akışla yakın ilişki kuran Christian Floeren imzalı sahne tasarımı da Kara’ya yardım etmiş. Düş gücünü zorlayan, duygu birikimini dışa vuran, sahnedeki hareketin dramatik yoğunluğunu belirleyebilen bir dekor tasarlamış Flooren. Ama Kara, seyircisine esas darbeyi eserin finalinde Don Giovanni’nin, intikamını alan heykel tarafından yeryüzünün derinliklerine götürülüşü tablosuyla indirmiş ve bu sırada ışık tasarımını yapan Fuat Gök’ten de “el almış”.

İşin özünü isterseniz, Yekta Kara ‘Don Giovanni’yi Ankara’ya kazandırmış, “Tanrının bu küçük adam aracılığıyla kullarına ulaşmasını” sağlamış.


Çok Özel Hediyelik Bir Yoğunçalar: ‘Çağdaş Minyatürler’

ÇAĞSAV (Çağdaş Sanatlar Vakfı), Türk bestecilerinin yapıtlarının kayıt altına alınarak Türk ressamlarının tablolarından seçilmiş kapak çalışmalarıyla dinleyiciye ve Türk müzik arşivine sunan bir CD (yani yoğunçalar) dizisi başlatmıştı. Genç Piyanist Yeşim Gökalp’le (1966) hazırlanan ‘Çağdaş Minyatürler’ albümü elime çoktan geçmiş, geçmiş geçmesine de dinlemeyi ha bugün ha yarın derken savsaklamış, bugünlere bırakmışım. Vah bana, vahlar bana!

Üç Eserin Dünyada İlk Kaydı

Yeşim Gökalp’in CD’sinde yer alan Ateş Pars’ın (1942) ‘Altı Envansiyon’u, İlhan Baran’ın (1934) ‘Mavi Anadolu’su ile ‘Üç Soyut Dans’ı ‘dünyada ilk kayıt’ niteliği taşımakta. Bunların dışında, aynı albüm içinde Karol Szymanowski’nin (1882-1937) Dokuz Prelüd’ü ve Leonard Bernstein’İn (1918-1990) ‘Dokunuşlar’ı da yer almakta.

Kapakta Nuri Abaç’ı Bulacaksınız

CD’nin kapağınaysa, ÇAĞSAV Onur Ödülü sahibi, Türk resminin önemli ustalarından (ışıklar içinde yatası) Nuri Abaç’ın (1926-2008) yaklaşım olarak çağcıl bir minyatür özelliği taşıyan ‘Müzisyenli Araba’ başlıklı tablosu değer katıyor.

Yeşim Gökalp’in ‘Çağdaş Minyatürleri’ni bir an önce edinmenizi, sizin edinmeniz bir tarafa, dostlarınıza da armağan etmenizi öneriyorum. “Sizin kulaklarınızın keyiflenmesi yetmez, dostlarınızın da kulakları bayram etsin” diyorum.

Başka da bir şeycikler demiyorum.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: