“Sözleşme”den Geriye Kalanlar…

İhsan Ata

İngiliz yazar Mike Bartlett’in kaleme alıp Pınar Fidan’ın Türkçeye çevirdiği Sözleşme, İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçılarından Aziz Sarvan’ın rejisiyle Gimp tiyatrosu tarafından Beyoğlu Terminal sahnesine taşınmış. Pınar Fidan ve Derya Şahan’ın rol aldığı oyunun broşüründe; “İmzalanan iş sözleşmelerinin özel hayatın yansımaları üzerinden sistemin vahşetine gönderme yaptığı” söylense de bu sistemin insanlar tarafından yaratıldığı ve başkaldırmak yerine susmayı tercih ederek daha başta kabullenmiş olmanın dayanılmaz hafifliği altında ezildiğini ne yazık ki göremiyoruz.

İngiliz yazar sistemin tüm gerçekliğini incelerken insanların sıkıştırılması ve yaşamlarının artık kendileri tarafından kontrol edilmediğinden söz ediyor. Hatta sistem o kadar acımasızlaşmıştır ki sevmeyi, evlenmeyi, sevişmeyi ve çocuk yapmayı dahi yasaklıyor. Bu dayatmalar nedeniyle insanın kendi benliğini unutup robotlaştığını söylüyor. Yazarın bu sivri dili insanoğlunun neler yapabileceğine dair umudunun kalmadığını gösteriyor. Yalnız insanoğluna getirdiği bu ağır eleştiri karşısında da ne yazık ki bir çözüm sunamıyor.

Oyun; müdirenin ofisine çağırılan Emma’nın hikâyesini ele alıyor. Sözleşme nedeniyle iş arkadaşlarının birbirileriyle gönül bağı kurması yasak. Emma gönlünün sesini dinliyor ve bu kuralı ihlal ediyor. Buna rağmen kovulmak yerine sevgilisinden ayrılmak zorunda bırakılıyor. Sonra hamile kalıp bir çocuk doğuruyor.

Babası çocuğu gördüğü için ikili arasında gönül bağı olabileceği kuşkusuyla buna karşı çıkılıyor. Ve baba tekrar bir bakıma sürgüne gönderiliyor. Sonunda çocuk ölüyor. Çocuğun öldüğüne inanmayan müdire çocuğun cesedini istiyor. Adam kadından ayrılıyor Bu süreçler yaşanırken Emma bitkin düşüyor. Ve psikiyatriste gönderiliyor. Sonuçta oyunun sonunda Emma işine ve yaşamına devam etmeyi tercih ediyor.

Nesnel eleştiri ve toplumsal gerçekçilikle yazılmış eserin belli bir metafor ve simgecilik kaygısı olmadığına göre, oyunun tek düze ilerlediğinin ve gözlerimizi kapattığımız zaman adeta bir okuma tiyatrosuna dönüştüğünün provalar sürecinde hissedilip hissedilmediğini açıkçası merak ediyorum. Çünkü her tablo geçişinde çağırılan Emma’nın hikâyesini dinleyip gönderildikten sonra “Eee” diyorsunuz… Tüm iyi niyetinizle “Yani?” “Tamam da sonra” demek zorunda kalıyorsunuz.

Emma’nın başka bir iş bulamayacağını düşünmesi ve kendi hayatını mahvetmesi bir yana, bu kadar ağır bir sözleşmeyi bozmasına karşın işten kovulmaması ve çocuğunun nasıl öldüğüne dair hiçbir ipucu yok oyunda. Ölüm raporu alınmış birinin mahkeme kararı olmadan mezarının kazılması ve cesedin oradan çıkarılması da ayrıca hukuka aykırı.

Ve son olarak, bunca sorun yaşayan Emma’nın finalde hiç bir şey yaşanmamışçasına hayatına kaldığı yerden devam etmesi oyunu askıda bırakmaz mı? Şüphesiz oyun öncesi masa başı çalışması yapılmıştır ama bir dramaturgla çalışılıp çalışılmadığını bilemiyorum tabi. Bu nedenle bu soruları oyunun yönetmeni Aziz Sarvan’a bırakıyorum.

Bartlett’in Türkiye’de ilk defa sahnelenen oyunu,  Gimp Tiyatrosunun da ilk projesi olma özelliğini taşıyor. Oyunu geçtiğimiz günlerde Beyoğlu terminal sahnesinde izledim. Bolulu Hasan Usta adlı tatlıcının üst katında yer alan mekân, alternatif tiyatro anlamında çok önemli işlere imza atmış.  Yalnız mekânın altında bar olması nedeniyle aşağıdan gelen sesler ve sanıyorum bir okulla anlaşılıp gelen öğrencilerin oyun boyunca kıkırdaması oyunu baltalayan en önemli faktörlerden biri.

Tüm bunların yanı sıra metin üzerinden ilerleyen oyunda oyuncuların performansını çok başarılı buldum. Bu kadar ağır ilerleyen bir oyunu diri tutmaya çalışmak şüphesiz çok ama çok zor. Buna rağmen vücut ve ses kullanımlarını, duygu geçişlerini, karakter tahlili konusundaki başarılarını, sahne coğrafyasından bilinçle yararlanmalarını, kostüm değişimlerini ustaca kullanmalarını ve bu kadar diyalogun tek bir masa etrafında dönmesine karşın tek bir ses ve diksiyon çatlamasına rastlamadığımı da açıkça belirteyim. Oyunda görev alan Derya Şahan ve Pınar Fidan’ı cesaretlerinden ve başarılı performanslarından dolayı tüm kalbimle kutluyorum.

Sonuç olarak, üzülerek belirtmeliyim ki süzgeçten geçirilmemiş, çelişkilerle dolu bir metinle birlikte reji anlamında da üzerine düşülmemiş bir oyun çıkmış ortaya. Buna karşın Gimp Tiyatrosu, yenilikçi, cesur, güçlü ve iddialı bir ekip olduğunu bu oyunla risk alarak kanıtlıyor.

Oyunu 10/17/24 Nisan – 1/8 Mayıs 2012, Salı günü saat 20.30’da Beyoğlu Terminal Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.

OYUNUN KÜNYESİ:

Sözleşme

Yazan: Mike Bartlett
Çeviren: Pınar Fidan
Yöneten: Aziz Sarvan
Müzik Tasarımı: Mustafa Özdemir
Sahne Tasarımı: Nihal Burakgazi
Afiş Tasarımı: Emre Özerden
Işık-Ses Kumanda: Sinem Bayraktar
Asistan: Cihat Suvarioğlu
Oynayanlar: Derya Şahan – Pınar Fidan



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: