1923’te Başlaması Gereken Kültür Mücadelesi Şimdi Başlıyor

[Murat Belge’nin 21 Nisan tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan ve Ahmet Altan’ın aynı tarihte yazdığı ve yine sitemizden okuyucularımıza aktardığımız “Sanat ve Kavga” başlıklı yazısı ile aynı doğrultudaki köşe yazısını aktarıyoruz…]

Cevabım tek kelime: Hayır

Belediye’nin elinde bulunan Şehir Tiyatrosu’nda bir süredir bir sorun çıktı ve şimdi bu tiyatroları bugüne kadar ayakta tutmuş kişilerin artarda istifa ettiklerini görüyoruz. Nasıl bir süreç bu? Basit. Tiyatroların ne yapacağına tiyatrolar değil, Belediye karar verecek. Uzun boylu ayrıntıya girmeye gerek yok. Anlamı bu.

Pek izlediğim bir konu değil, ama bir süredir muhafazakâr çevrelerden, sahnelenen oyunların “müstehcen” olduğuna dair şikâyetler geldiği söyleniyor. Müdahalenin ilk ağızda göze çarpan gerekçesi bu olsa gerek, çünkü yeni yönetmeliğe “toplumun genel etik değerleri” gibi, “nötr”  görünüşlü ibareler konmuş.

Peki, böyle bir değişiklik onaylanır mı? Bunun tek kelimelik cevabı var: HAYIR

Şehir Tiyatrosu gibi tekil bir kurum değil, en genel planda benim kişisel tavrım, bir işin, o işte çalışanların kararlarıyla yürütülmesi ilkesidir. Bunun medyada, üniversitelerde ve daha sonra da iş alanında yer alan kurumlarda uygulanmaya konmasından yanayım: “Çalışanların yönetime katılması.” Birçok alanda bu hayli yeni bir durum olacağından, başlangıçta ”acul” davranmamak gerektiğini, sindirerek yol alınmasının doğru olacağını düşünüyorum. Kafa emeğinin ön planda geldiği kurumlarda bunu daha kolay olabileceğini tahmin edebiliriz.

Nitekim Şehir Tiyatrolarında ta ne zamandır bir denge kurulmuştu. Tiyatrolarda ne yapılacağına, tiyatronun içinden gelenler karar veriyordu. Yani bu anlayışı yaygınlaştırmak biryana, epey çabayla şimdiye kadar başarı sağlanmış yerlerde de süreci tersine döndürme çabası gitgide belirgin bir biçimde egemenlik kurmaya başlıyor. “Dindar nesiller”, eğitimde yapılanların bir kısmı, daha birçok şey (Kars’taki heykeli ve onun dolayımı ile sanatın tamamı karşısında pervasızca alınabilen “Her şeyin doğrusunu ben bilirim” tavrını da unutmamak gerekiyor) bu eğilimin güçlenerek devam edeceğini gösteriyor.

Bizim için yeni bir şey değil bu –asıl parametreleri ele alırsak. Ama eskisine alışmıştık, yadırgamıyorduk. Şimdi hareket bu cenahtan gelince çok yadırgıyoruz. Bu ülkede “Devlet Tiyatrosu” diye de bir kurum var. Bu kuruma oyun yazan üç yerli yazar vardı: Orhan Asena, Recep Bilginer, şimdi tiyatro dışı eserleriyle gerçek değerini daha iyi idrak ettiğimiz Turgut Özakman. Çok başarılı tiyatro yazarları mıydı, Türkiye’nin tiyatro edebiyatına önemli katkıları mı vardı? Bence, hayır, öyle bir şey yoktu. Ama devletin güvendiği kişilerdi. Devletimiz açısından yaramaz bir şey yapmazlardı.

Her neyse, “eskiden de oluyordu” diye susup oturmak mümkün değil. Bunu, son analizde, İstanbul Belediyesi yapmıyor; doğrudan doğruya siyasî iktidar yapıyor. Yalnızca İstanbul’un şehir tiyatrolarında yapmıyor; Beyoğlu’ndaki kaldırımlardan Kars’taki heykele, elinin erdiği her yerde yapıyor ve elinden geldiği kadar da yapacak. Onun için bütün bu girişimlerle mücadele etmek gerekiyor.

Aslında gerçek mücadele bu.

İktidarın, Tayyip Erdoğan’ın böyle davranmaya başlamış olması bende önemli bir şaşkınlık yaratmadı. Kemalist cephenin, “takıye” çığlıkları bana komik görünüyordu, ama AKP iktidarı uzadıkça karşımıza bu tür sorunlar çıkacağını üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordum. Başlangıçta, AKP gibi bir partinin iktidar olma hakkını savunurken, bir zaman sonra, Ergenekon’dan başlayarak, “memleketin Kemalist sahipleri”ne karşı verdiği mücadeleyi takdir ederken, bunların olabileceğini değil, olacağını kestiriyordum. Onun için şimdi İdris Naim Şahin gibi birinin bakan olmasını, “tıksırıncaya kadar içiyorlar” edebiyatını, daha böyle bir yığın şeyi yadırgamıyorum.

Belki 1923’te başlaması gereken bir “Kulturkampf” (kültür mücadelesi) ancak şimdi başlıyor. Bu, doğrudan doğruya “yaşama kültürü” alanında cereyan edecek bir olay ve görebildiğim en ciddi olay. Onun için “gerçek mücadele” diyorum. Sonunda olumlu sonuçlar alınacak bir mücadele olarak görüyorum.

Bunun üzerine epey bir sayfa, köşe vb. yazıyla dolacak gibi görünüyor.

Taraf