3. Risâle-i Nur Gençlik Şöleni’ninde Tiyatro Gösterisi

Risâle-i Nur Enstitüsü tarafından 6 Mayıs’ta büyük bir coşkuyla gerçekleştirilen 3. Risâle-i Nur Gençlik Şöleni’nin yankıları devam ediyor. Bütünüyle büyük takdir toplayan şölenin yankıları sürerken biz de programda büyük ilgi gören “Bediüzzaman Tiyatrosu” ekibiyle buluştuk. Ankaralı gençlerin icra ettiği, Bediüzzaman Said Nursî’nin çileli hayatından kesitler sunan “Bediüzzaman Tiyatrosu”nun macerasını tiyatroda emeği geçenlere sorduk.

Yönetmen Ali Beykoz: Oyunu Mükemmel Oynadılar

“Bediüzzaman Tiyatrosu” isminin ağırlığının kendilerini şuurlu ve ciddî bir çalışmaya yönelttiğini ifade eden Yönetmen Ali Beykoz, “Ocak ayında başladığımız çalışmalar ilk başlarda beni tedirgin etmişti. İlk provada birkaç genç vardı. Gençler ilk başlarda o kadar kötü oynuyorlardı ki, bu kötü oyuna kalbim dayanamadı, kalbim sıkıştı apar topar hastaneye kaldırdılar beni. Anjiyo sonrası stent taktılar. Kalbim adeta bana dedi ki: ‘İhtiyar kalbini gençleştir…’ Bu oyun yorulan kalbime gençlik iksiri gibi geldi. Çok hoş bir süreç yaşadık. Gençler oyunu da mükemmel oynadılar. Aferin gençler! Mutlaka aksayan yönlerimiz olmuştur. Bunu zamanla giderip, Türkiye turnesine çıkacağız inşallah.”

Bediüzzaman Tiyatrosu Koordinatörlerinden Barış Engin : “Genç Said Olmak Kolay Değil”

Bediüzzaman Tiyatrosu Koordinatörlerinden Barış Engin, Nur Talebelerinin âhirzamanda Peygamber Efendimizin (asm) sünnetini yaşamada Kur’ân’ın hakikatlerini neşretmede en büyük bir rehberi olduğunu vurgulayarak kendilerinin Bediüzzaman Hazretlerini ahirzamanın müceddidi ve müfessiri olarak kabul ettiklerini ifade ederek “Bu özellikleri ile bir genç Said olmak elbette kolay değil. Hele onu canlandırmak hiç de kolay bir şey değil. Şükürler olsun; yine inancımız o ki manevî müzahereti ile onun hayatından kesitleri arkadaşlar ile biraz olsun tiyatro lisanı ile sunmaya çalıştık. Bize düşen genç arkadaşları bu manaya lâyık olabilecek şekilde organize etmek, toparlamak ve çalışmalarına ortam hazırlamak idi. Genç Said’ler olarak bu manayı yaşayabilecekleri imkânı sunmaya çalışmak idi. Gerçekten arkadaşlar da Bediüzzaman Hazretlerine lâyık bir şekilde hazırlanıp ellerinden geldikleri kadar birer Said oldular. Ben de kendilerine teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum.” dedi.

Bediüzzaman Tiyatrosu’nda Said Nursî’yi canlandıran Mücahit Alp, kâinatla alâkadar olan Risâle-i Nur hürmetine gökyüzünün de yağmur damlalarıyla programı ve uzak diyarlardan Üstad için gelen misafirleri karşıladığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Çok heyecanlıydık. Sahne arkasında koşturur vaziyette vazifemizin gelmesini bekliyorduk. Sıra bize geldiğinde ‘Haydi arkadaşlar, Bismillah!’ deyip başladık. Hep okuduğumuz ifadeleri bir mânâda canlı olarak görmek ve oynamak çok farklı bir etki uyandırdı hepimizde. Üstad rolünde oynarken onun sahip olduğu imanın kuvvetini daha farklı yaşadım ve hissettim. Biz tiyatro oyuncusu değildik, daha önce hiç sahne görmemiştik. Buna rağmen çok başarılı bir şekilde vazifemizi yerine getirdik. Programdan sonra çok tebrikler geldi zaten. Fakat şahsî kanaatim şu ki; oyunumuzu güzel yapan Üstad’dır, onun hayatıdır. ‘Ben sözlerimle onu methetmedim, ondan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirdim’ cümlesine atfen…
Tiyatroda en çok hoşuma giden sahne, Üstad’ın gizli komiteye Haşir Risâlesi, Gençlik ve Hanımlar Rehberi’yle ders verdiği, veciz ifadelerin yer aldığı sahneydi. Üstad’ın ve Hafız Ali’nin zehirlenme sahnesi ise bizi çok etkiledi.”

Oyunculardan Ömer Ünlü ise şunları aktardı: “Öncelikle bütün tiyatro ekibindeki arkadaşlarıma ve bizi çalıştıran muhterem yönetmenimize teşekkür ediyorum. Tiyatro gününe kadar ciddî bir şekilde ekip olarak hazırlandık. Seyirci önüne birçoğumuz ilk defa çıkıyorduk. Hepimiz çok heyecanlıydık. Sıra bizim gösteriye geldiğinde kalbim küt küt atıyordu. Böyle bir kalabalığın önünde heyecanlanmamak mümkün değildi. Oyunu oynamaya başladığımızda heyecanım azaldı. Genel olarak güzel bir oyun sergilediğimizi düşünüyorum. İzleyiciler de çok beğendiklerini söylüyorlar. İyi bir iş çıkardığımız için çok sevinçliyiz.”

Şam Emeviye Camii sahnesinde rol alan Halil İbrahim Göncü tiyatronun serüvenini şöyle anlattı: “Bir çay molasında başlayan bu macera, yönetmenimizin ciddî katkılarıyla çıktığı o güzel güne kadar geldi. Risâle-i Nur Gençlik Şöleni’nde binlerce kişinin önünde her birimizin özverisi ile sergilediği bir çalışma oldu… İçimdeki bir tiyatroda rol almak isteği, Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun ki, müsbet bir oyunla gerçekleşti. Bu şöleni izlemeye Türkiye’nin dört bir yanından gelen ve bizi destekleyen herkese teşekkürü bir borç bilirim.”

Mehmet Kocakurt: İşin Sorumluluk ve Ehemniyetini Gördüm

8. sınıfa kadar okulda piyes vb. işlerde görev aldığını belirten Mehmet Kocakurt da uzun bir aradan sonra 3. Risâle-i Nur Gençlik Şöleni’nde görev almasının kendisini çok mutlu ettiğini ifade etti. Yönetmeninin “Aramızda tiyatroya meraklı, istekli ve hevesli kişiler var. Ama tiyatro işini ancak sorumlu ve istekli kişiler yapabilir” sözünü prensip edindiğini ifade eden Kocakurt, şöyle konuştu: “Haftalar geçtikçe işin ehemmiyetini ve sorumluluğunu görmeye başladım. Neredeyse tüm sahnelerde rolü olan tiyatronun kötü adamını oynuyordum. Rollerimle beraber sorumluluklarım da arttı. Adeta bir nakkaş gibi biz acemiler topluluğunu işleyerek profesyonelliği ve oyunculuğu gösteren yönetmenimizle birlikte bu işi başardığımızı düşünüyorum, elhamdülillah.”

Bediüzzaman tiyatrosunun ciddî bir emekle sahnelendiğini söyleyen Celil Çelik, yaşadıkları aksaklıkların ihlâsla çalışan genç Saidleri vazife aşkından geri çevirmeye yetmediğini ifade etti. Celil Çelik: “Bu denli güzel bir programın meydana gelmesini önce Allah’ın izni, sonra Risâle-i Nur’un en mühim düsturlarından biri olan ihlâsla açıklamak mümkün olur” diyor.

Tiyatronun hayatında önemli bir yer tuttuğunu belirten Cengiz Demiroğlu da, “Bu imkânı bana sunan ağabeylerim ve bütün Yeni Asya okuyucularına teşekkürü bir borç bilirim. Tüm çalışma arkadaşlarıma azimlerinden dolayı kutluyor ve siz saygı değer okuyucularımız başka faaliyetlerimizi sabırsızlıkla beklemenizi tavsiye ediyorum.” dedi.

“Provalarımızın olduğu günler erkenden kalkıp büyük bir şevk ile provalara katıldık. Şiir okumanın dışında yönetmenimiz tarafından reji görevi verildi. Ve son provada yönetmenimizin ‘Pazar günü ayarlamaları sen yapacaksın’ dediğinde bayağı şaşkın ve ne yapacağımı bilemez durumdaydım. Ama anladım ki orada bana değil oradaki şahs-ı manevîmize verilmiş bu görev. Bunu o gün herkesin bir işin ucundan tutup tam bir dayanışma ve kardeşliği gördüğümde anlayabildim. Şiirse benim için ilk defa bu kadar büyük bir topluluğa olması dolayısıyla biraz heyecan vericiydi. O önemli sahnelerden sonra okuyacağım şiirin nasıl değerlendirileceğini merak ederken çok heyecanlıydım. Bu programa hazırlanırken en çok beni mutlu eden durum, ağabey ve kardeşlerimizle böyle hayırlı bir tiyatro için rıza-i İlâhî uğruna iki ay hayatlarını değiştiren o değerli insanlarla tanışmaktı…”

Ersen Burak Karan ise bu imkânı sunanlara teşekkür ettikten sonra şunları söyledi: “Prova yaparken bu kadar ses getirici bir oyun olacağını düşünmemiştik. Oyunu sergilerken kuliste gözlerimizin dolması, bazı izleyicilerimizin ağlaması bizi çok duygulandırdı. Bu oyunun bu kadar ses getirmesi olsa olsa Bediüzzaman isminin kerâmetidir. Bu ilgi bizi başka projelerle karşınıza gelmeye şevk veriyor, Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Başarılı bir oyun sergileyen Yasin Odabaş da ilk başlarda endişeli olduklarını dile getirdi. “Elimizden geldiğince kendimizi onların yerine koymaya çalıştık. Ne kadar başarılı olduk bilinmez; ama biz sadece oynamadık, adeta olayları yeniden yaşadık” dedi ve sözlerine şunları ekledi: “İçinde bulunduğumuz dâvânın ne zorluklarla bu günlere geldiğini unutmamalıyız ve hak dâvâmıza sahip çıkmalıyız.”

Tiyatroya üniversite sınavı dolayısıyla tereddüt içinde katıldığını belirten Yasin Kaya, vazifenin kudsiyet ve ehemmiyetinin bütün tereddütlerini giderdiğini ifade etti. Karınca misâli o uğurda küçük bir gayretinin bulunmasının önemli olduğunu ifade eden Kaya şunları söyledi: Yönetmenimizin “‘Hadi kardeşler, sıra bizde’ dediği an herkesteki o heyecanı hâlâ unutamıyorum. Hemen sahneye çıktık. İlk rolümde çok heyecanlı ve tedirgin bir şekilde oynamaya çalıştım. Ve en son Hafız Ali Ağabeyin şahadet sahnesinde içimdeki heyecanın yerini buruk bir hüzne bıraktı. O sahnede ben ve diğer kardeşlerim gerçekmiş gibi oynadı. Yani yaşadık o ânı. Salonda bulunanlara bu dâvânın ehemmiyetini bir nebze olsun hatırlatabildiysek ne mutlu bize.”

Yeni Asya