Bu Müzikale İzleyici Mendiliyle Gelsin!

‘Kamelyalı Kadın’ isimli müzikalde rol alan Hande Subaşı ve Bora Gencer, bu yapımla ilgili iddialı konuşuyor. Subaşı, “Müzikalimiz herkesi ağlatacak. Seyirci bizi izlemeye mendiliyle gelsin” diyor.

Tiyatro Kedi’nin ‘Kamelyalı Kadın’ adlı yeni müzikali, yaz akşamlarına ayrı bir renk katacak. Hakan Altıner’in yönettiği yapımda; Hande Subaşı ilk kez tiyatro sahnesine çıkacak. Alexandar Dumas’nın yazdığı ve imkansız bir aşkı anlatan müzikalde ayrıca Tarık Pabuççuoğlu, Bora Gencer, Suna Keskin ve Nurseli İdiz de rol alacak. Prova süreci devam eden ve 12 Haziran’da Darüşşafaka Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelenecek olan müzikal öncesi ‘Marguerite’ adında bir fahişeyi canlandıran Hande Subaşı’yla ve ona aşık soylu ‘Armand’ı oynayan Bora Gencer’le konuştuk…

Provalarınız devam ediyor. Müzikal şu anda ne aşamada?
HANDE SUBAŞI: Bir aydır çalışıyor; pazarları hariç her gün prova yapıyoruz.
BORA GENCER: Ezberler bitti. Hande’nin ezberi çok sağlam. Şarkıları sona bıraktım.

HANDE FARK ATAR
Müzikalde kaçar parça seslendireceksiniz?
H.S.: Benim iki solom; Bora’yla da iki tane düetim var. Bir tane de toplu söylediğimiz şarkı olacak.
B.G.: Benim üç solom var. Özellikle ‘Son Mavi’ adlı bir şarkıda, şarkıcı olmanın avantajını yaşayacağım. Onu okurken ağlatırım diye düşünüyorum.
H.S.: Gerek konusuyla, gerek müzikleriyle bu yapım herkesi ağlatacak. İzleyici mendillerini hazırlasın.

Hande Hanım, sesinizin güzel olduğunu daha önce katıldığınız şarkı yarışmasından biliyorduk. Ama ilk kez bir müzikalde şarkı söyleyeceksiniz. Bu durum sizde bir endişe yaratıyor mu?
H.S.: Oyunculuk yapıyor olmama rağmen, bugüne kadar hiç sahne deneyimim olmadığı için biraz tedirginim ama çok iyi bir ekibimiz var. Başta Hakan Altıner ve Tarık Pabuççuoğlu olmak üzere, işinin ehli insanlarla çalışmak bana güven veriyor. Tiyatro sahnesinde kendimi hep bir müzikalde hayal ediyordum. Şarkılardan yana bir korkum yok, ben daha çok oyunculuk kısmıyla ilgili çaba sarf ediyorum. Yani oyunculuğa daha fazla ağırlık veriyorum.
B.G.: Hande’nin sesi çok güzel. Açıkçası onu dinlediğimde şoke oldum. Tüylerim diken diken oldu. Üzerine giderse şu anda şarkıcıyım diyenlerin hepsine fark atar.

EN BAŞARILI YORUM
‘Kamelyalı Kadın’, dünya edebiyatının önemli eserlerinden biri… Broadway’de pek çok kez sahnelenmiş bir oyun. Bu durum bir dezavantaj yaratır mı?
H.S.: İzleyicinin bildiği bir oyun olması dezavantaj yaratmaz bence. Aynı hikaye ama hepsi birbirinden farklı yorumlanmıştır; sinemada da, tiyatroda da… Aynı oyunda bile aynı oyunculardan farklı performanslar görebilirsiniz. Herkesin bilmesi bize artı bir motivasyon sağlar. B.G.: İzleyici şu ana kadar oynanan en başarılı yorumu ve en profesyonel oyunculukları seyredecek.

DÖNEM DEĞİŞTİ
Eski aşkları nasıl değerlendiriyorsunuz?
H.S.: Eskiden aşklar daha bir gerçekçiymiş. Aklınıza gelebilecek hemen hemen her duygu; daha basite indirgendiği için aşk da daha özverili yaşanıyormuş. Son dönemde kadınların hayatın içinde daha fazla sorumluluk alması, erkeklerle eşit konuma gelmesi aşkı da zaman içinde farklılaştırıyor. Herkes önce ‘Ben’ diyor.

BENİM MUTLULUĞUM HER ŞEYİN ÜSTÜNDE
Kendinizi oyundaki ‘Marguerite’ın yerine koysanız, nasıl tepki verirdiniz? Kendi mutluluğunuzdan vazgeçer miydiniz?
H.S.: Bu çok zor bir karar. Duygusal olarak bu kadar yoğun seven, aşkı için kendinden vazgeçen kadınlar vardır muhakkak… Ben de ağlarım, etkilenirim ama herkesin yapamayacağı bir şey. Kendimi ‘Marguerite’ın yerine koysam yapmazdım. Her şeyi göze alıp kendi mutluluğumu seçerdim. Ben o anlamda bencilimdir. Genelde kendi hayatım, kendi mutluluğum hep daha ön planda olmuştur. Benim kendimden vazgeçmem diye bir şey olmazdı.

PLATONİK AŞKIMA YAZMIŞTIM
Oyunda ikilinin birbirine yazdığı aşk mektuplarını görüyoruz. Aşk mektuplarıyla aranız nasıl, hiç yazdınız mı?
B.G.: Aşk mektuplarının popüler olduğu dönemlerde benim kalbim çok kırıldı. Mektup yazıp üstüne parfüm sıkardım. Ama gençlere tavsiyem; mektup yazsınlar. Mektup yazmak iyidir!
H.S.: Ben, mektup döneminin sonuna yetiştim. Ben ortaokuldayken cep telefonu çıktı. Ondan sonra mektubun önemi pek kalmadı. Günlük tutardım. Platonik aşkıma mektup yazardım, ama vermezdim. O dönemi de yaşadım. Şu anki duruma nazaran teknolojiyle iç içe büyümedim.
Hande Hanım, okurken çok mektup aldığınızı düşünüyorum. Doğru mu?
H.S.: Yok, o kadar almadım. Ben biraz katıydım. Yaşıtlarıma göre daha ağırbaşlıydım. Bana ilgisi olan da belli edememiştir o yüzden…

AŞK DENEN ŞEY ENGEL TANIMAZ
Bu müzikal için “Aşk üzerine kurulu” dedik ama bilmeyenler için biraz anlatır mısınız?
H.S.: Bu müzikal, imkansız bir aşkı anlatıyor. Benim oynadığım ‘Marguerite’ karakteri bir genelevde yaşıyor. Soylu ‘Armand’ gönlünü, bu kıza kaptırıyor. Çok büyük aşk yaşıyorlar ama kavuşmaları imkansız. O dönem insanların sosyal konumlarına çok dikkat ediliyor. Farklı konumdaki insanların birbiriyle iletişim kurmaları çok zor. Müzikalde hiç içinde bulunmadığınız bir dönem yansıtılıyor; bence o dönemin kavgaları bile çok kibar ve çok samimiyetsiz… İlişkiler genel anlamda da çok yapmacık…
B.G.: Bence aşk denen şey; engel tanımamalı. Engel çıkarsa, o aşk değildir zaten. Aşk engellenemez yani. Oyunda da öyle… Bence aşkı; en güzel tarif eden şeylerden biri mektup. Cep telefonu yokken aşkımızı onunla anlatırdık. O dönemler çok güzeldi.

ÖZVERİLİ BİR AŞKIN HİKAYESİNİ ANLATTIK
Oyunda çok özverili bir aşk yaşanıyor değil mi?
H.S.: Evet, öyle bir noktaya geliyor ki; kız, konumundan dolayı bir müddet sonra; ‘Armand’ı ve onun ailesini bile düşünmek zorunda kalıyor. Hayatında bir daha hiç bulamayacağı mutluluğu elinin tersiyle itiyor. Bunu aşık olduğu kişi mutlu olsun diye yapıyor ve kendi mutluluğundan feragat ediyor. Kız verem oluyor. ‘Armand’la o mutlu hayatı sürdürebilecek olsaydı, daha uzun yıllar yaşayabilirdi. Aşk biraz da kendini unutmaktır.

Sabah