Nerede Bu Mutaassıp Sanatçılar?

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nedim Saban

Tam, muhafazakâr sanat tartışmalarının içine itilmişken, birden bire tiyatrolar özelleştirilsin söylemi içinde bulduk kendimizi.

Ben zehirlenen çocuklardan söz etmek isterdim oysa…

Şehit düşen askerlerden…

Cenazeleri başında ağlayan annelerden…

Hâlâ kayıp insanların olduğu memleketimden…

Son olarak Mersin’de kalbi delik olduğu halde tutsak edilen 15 yaşındaki F.K’dan!

Ancak gündem değil haftalık yazı, dakikalık twit’lerden bile hızlı akıyor…

Gündemi takip ettiğimizi sanıyorsak da bilgi kirliliği nedeniyle, bir konu üzerinde sağlıklı bir analiz yapma vakti olmadan, ortaya atılan bir tez karşısında bilimselliğe dayanan bir anti/tez oluşturma vakti bile bulamadan, yüzeysel biçimde akıp gidiyor tartışmalar…

Emin olduğum bir şey var: Tiyatrosunu kaybeden ülkenin insanları, ifade etme özgürlüğünün yanı sıra, ifade etme gücünü de kaybedecekleri için, ileride kimse ağlayan anneleri duyamayacak.

Tiyatronun en çarpıcı özelliklerden biri empati kurma yeteneğini kazandırmasıdır.

Bir annenin çığlığını hissetmek için, mutlaka anne olmanız gerekmez…

Tiyatronun olmadığı bir ülkede ise, Tunceli’de ağlayan bir annenin acısını duyumsayabilmek için, ne yazık ki önce çocuğunuzun ölmesi gerekecektir.

AKP’nin söyleminde tiyatroyu yok etmek değil, aksine güçlendirmek istermiş gibi bir süsleme var. Özerk tiyatro, bağımsız tiyatrodur, kendi ayakları üzerinde durur, zaten iyiyse kendi kendine yaşar muhabbeti var.

Oysa, çok iyi biliriz ki, sermayeye dayalı düzenlerde ‘iyi’ olan değil, ‘güçlü’ olan yaşar!

İyi olan değil, ‘iyi süslenen’ var olur kapitalist toplumlarda.

Tiyatro gerçeğin savaşçısıdır ama kapitalizm de gerçeği değil, fanteziyi satar, insanların gerçeği sorgulamalarını değil, bir fantezinin ambalajına tapmalarını istersiniz.

Farz edin ki, muhafazakar sanat savaşı vereceksiniz… Ülkenin her köşesinde dindar bir yazar, tutucu bir yönetmen, dünyaya kapalı bir oyuncu yetiştirme çabanız var!… Bu durumda bile, çözüm, Başbakanın söylediği gibi, sanatı kendi ayakları üzerinde bırakmak olamaz!

Sanatı, muhafazakârlığın sözcüsü yapma derdindeyseniz, son konuşulması gereken konu özelleştirmedir!

Ben bu paniğin arkasında, “madem sanatçıyı kontrolümüz altına alamıyoruz, o zaman kapitalizmin ezici çarklarında eritelim” gibi bir düşüncenin olduğuna inanıyorum.

Tiyatro konusunda bu kadar çok istatistik vardı da, neden bugüne kadar paylaşılmadı? Birden düğmeye basılmasından sonra ödenekli tiyatronun ne kadar pahalı bir şey olduğu konusunda belgeler mi ortaya çıktı?

Kültür sanat bütçesi yüzde 0.5’in altında kalan ve bu konuda az gelişmiş ülkelere bile taş çıkartan memleketimde kültür sanatın pahalı bir zevk olduğunu belgelemeye çalışmanın, sanatçıyı halkından kopuk insanlar olarak tanımlamanın derdi başka bence!

Sosyal demokratlar uyurken AKP, uzun zamandır neredeyse her ilde, ilçede agresif bir sanat politikası uygulamaya çalışıyor, ama ne yaparsa yapsın, istediği sanatçıları yetiştiremiyor.

Hal böyle olunca da, sanat kurumlarının özelleştirilmesi gibi dünyada eşi olmayan, uçuk ve bence yapay bir tartışma başlatılıyor.

Sanat muhafazakâr olur mu, bu apayrı bir tartışma konusu…

Ancak AKP’nin söylemiyle, manevi değerlere duyarlı  olan sanatçının yetişmesi ve Necip Fazıl ayarında başyapıtlar yaratması imkânsız!

Peki, sağ cenahın pek istediği sanatçılar ne zaman çıkacak? Eline Osmanlı konulu bir araştırma alıp, kendini sanatçı diye yutturanların saltanatı ne zaman bitecek?

Çok önceden birkaç kez yazmıştım bu konuyu. Devlet emriyle sanatçı olunmaz!

Tutucu sanatçıların (!) gerçekten değerli sayılabilecek eserler yaratması için, önce iktidar olma sevdasından vazgeçmek gerek. Mazlumlar düşünce ya da inançlarından dolayı ezilir, ezenlerin değil ezilenlerin söylemiyle bir şeyler yaratmaya cesaret ederlerse, işte o gün tarihe geçecek eserlerden söz edilebilir.

Bugünlerde bu konularda söylediğimiz başka her şey, kredi notu düşen Türkiye’de yapay gündeme alet olmamızdan öteye gitmeyecektir.

Birgün

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Nedim Saban

Yanıtla