Özelleştirmenin Karanlığında Karadeniz’de Parlayan Festival!

Yaşam Kaya

Bu haftaki köşe yazımı, 13. Kez tiyatro severlerin karşısına çıkan ‘Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’ için geldiğim Trabzon’dan yazıyorum. Tiyatro adına iyice karanlık ve belirsiz bir döneme girdiğimiz şu günlerde böylesi bir organizasyon Devlet Tiyatroları’nın bizlere sunduğu en büyük hazine. 2011-2012 tiyatro sezonu boyunca toplamda 167 oyun izleyen bir eleştirmen olarak tiyatro hakkında ortalıkta yazılan çizilenlere baktığımda içim sızlıyor. Alanda çalışan, sahne sahne gezerek oyun izleyen bizler tiyatroyu AKP-CHP çatışması içinde, karanlık bir kuyunun dibinde bırakmaya hiçte niyetli değiliz.

Seneler içinde geldiğim, her gelişimde büyülendiğim, yıllar geçtikçe her festivalde bir başka şekilde etkilendiğim ‘Karadeniz Tiyatro Festivali’nde Türkiye, Gürcistan, Yunanistan, Macaristan, İngiltere, Romanya, Makedonya, Rusya Federasyonu, İtalya, Letonya ve Afganistan 15 gün boyunca oyunlar sahneleyecek. Hollanda ve Avusturya’dan gelen ekipler ise dans ve müzik gösterileri sunacak. Dünyanın neredeyse tüm kıtalarından bir tiyatro grubunu ağırlayan Trabzon şehri, içinde barındırdığı kültürel dokusuyla Anadolu’ya her zaman için örnek oluşturan iyi bir model. Düşünün ki Türkiye’nin ilk opera binası Sümer Operası 1912 yılında şehirde aktif biçimde faaliyetini sürdürmüş, şehirde yaşayan Rumlar ve Müslümanlar tiyatro çalışmaları gerçekleştirmiş.. Neredeyse yüz yıllık sahne sanatları geçmişi olan topraklarda uluslararası büyük bir sanat olayı gerçekleştirmek, şehrin geçmişteki sahne ruhunu yeniden ayağa kaldırmakla eş değer.

Festival, Ankara Devlet Tiyatroları’nın sahnelediği ‘Barış’ adlı Aristophanes oyunuyla perdelerini açarken, tiyatro seyircisi ironisi bol, güncel bir oyunla tiyatro tadında bir gece geçirdi. Yücel Erten’ in daha önce pek çok kez aynı rejiyle sahneye aktardığı ‘Barış’, Trabzon’da röprodüksiyon bir gösteri biçiminde seyirciyle buluşurken, ilk kez oyunu izleyenler yapılan çalışmadan fevkalade memnun ayrıldı. Yücel Erten Türkiye Tiyatrosu adına çok iyi bir rejisör. Fakat artık yeni üretimlerini bizlerle paylaşması şart. Eski çalışmalarını tekrar tekrar derlemesi sahnelere pek katkı sağlamıyor. Ayrıca oyunun kalabalık kadro içinde çok sesli yapısı komediyi tetiklerken, ana felsefe ‘barış’ kavramını ikinci plana itmiş. Muhteşem oyuncu kadrosunun yanında sağlam teknik ekip desteği ile Haluk Ongan Sahnesi’ni dolduran tiyatro seyircileri festivalde istedikleri enerjiyi yakaladılar. Bu ayrıntının yanında politik taşlamaların fazlaca gereksiz olduğunu belirtmeliyim.

‘13. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Trabzon Devlet Tiyatroları Müdürü Fatih Dokgöz, Devlet Tiyatroları’ndaki sanatçılar sayesinde olağanüstü güzellikte başladı ve sürüyor. Gece gündüz demeden var gücüyle çalışan Devlet Tiyatroları çalışanları sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da eşine az rastlanır bir çalışma örneği gösteriyorlar.

Festivalle ilgili değerlendirmelerimi sonlandırdıktan sonra içinden geçtiğimiz süreci Trabzon’dan yaşadığım tanıklıkla kısaca bahsetmek istiyorum. Yazının başında söylediklerimin yanına koyacaklarım var. CNN Türk’te ‘Dört Bir Taraf’ ve ‘Tarafsız Bölge’ programlarında, gazetelerin hemen hemen neredeyse tüm köşelerinde iki gündür süren ‘Devlet eliyle tiyatro olur mu?’ ve ‘tiyatroların özelleşmesi’ tartışmaları artık iyice zıvanadan çıktı. Olayı iki büyük siyasi partinin kavgası gibi algılayıp, modernlerle muhafazakarların kavgasına dönüştüren basın, içinden geçtiğimiz karanlık günleri bilinçli ya da bilinçsiz destekliyor. Toplumun tamamını tiyatroyu koruma adına teşvik etmesi gerekenler maalesef çıkardıkları çatışmalarla toplumu ayrıştırmaktan öteye gitmiyorlar. Hal böyle olunca tiyatro adına her kafadan bir ses çıkıyor, insanlar neye inanacağını şaşırıyor. Bakanlar Kurulu’nda da masaya yatırılan ‘tiyatroların özelleşmesi’ durumu tiyatro insanlarının görüşleri alınmadan, televizyonlarda popülarite peşinde koşan birtakım isimlerle tartışılıyor. Altan Öymen, Nazlı Ilıcak, Enver Aysever, Nagehan Alçı ve Ahmet Hakan’a söyleyeceğim şu; ‘tiyatro öldü’, ‘şehir tiyatroları’nda erotik skandal’ karalamalarına bizler cevap yazmaya çalışırken sesiniz neredeydi? Ulusalcı basının kalemleri Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun ne zaman bir tiyatro oyunu izleyip insanları tiyatroya gitmeye teşvik ettiniz? Yangın çıktığı zaman olanı anlatmak en kolay olanı. Şimdi kimin sesi çok çıkarsa, sanki o kişi tiyatroyu düştüğü yerden kaldıracak! Tiyatroyu bırakın da gerçek tiyatro oyuncuları, yazarları, eleştirmenleri savunsun!

İstanbul’dan moralim bozuk uçağa binip Trabzon’a festivale geldiğime şu an o kadar çok seviniyorum ki; buradaki sanatçıları, grupları, oyunları, seyircileri gördükçe hiç kimsenin tiyatronun sarsıcı gücünü değiştiremeyeceğini açıkça anladım.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: