Shakespeare Ezberlerimizi Unutalım

[Bahar Çuhadar’ın 7 Mayıs tarihli Radikal Gazetei’nde yayınlanan ve Oyun Atölyesi’nin son oyunu Antonious ile Kleopatra’yı değerlendiren köşe yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Oyun Atölyesi’nin ‘Antonious ile Kleopatra’sı, izlediğinizin bir ‘oyun’ olduğunu vurgulayan rejisi ve dramatiklikten uzak oyunculuk tercihleriyle ‘klasik metin’ ezberlerini siliyor.

Bir+Bir’in Nisan-Mayıs 2011 sayısında enfes bir Berkun Oya söyleşisi vardı. Geçenlerde tekrar elime geçince Berkun Oya’nın – esasında çok sık söylediği – lafları dikkatimi çekti bir kez daha. Kötü bir oyunun her şeyden – kötü bir yemekten, kötü bir seksten, kötü bir yaradan bile – daha kötü olduğundan bahsediyor, ‘tiyatronun en büyük tehlikesinin tiyatroya benzemesi’ olduğunu söylüyordu. Türlü televizyon programında, köşelerde, sosyal medyada herkes ‘tiyatrodan’ bahsetmekteyken okumuş oldum söyleşiyi baştan. Üstüne geldi: ‘Devlet-tiyatro ilişkisi’ üzerine olan görüşlerinden çok, o ‘konuşan kafalardaki’ tiyatro algısını merak etmekteyim bir süredir. En son ne zaman bir oyuna gittiklerini, tiyatro deyince gözlerinin önünde nasıl bir görüntü belirdiğini…

Afife Ödülleri töreninde dahi hâlâ, ‘Hem güldüren hem ağlatan’ cümleleri, ‘gülen yüz-ağlayan yüz’ maskları eşliğinde sunulan bir tiyatro algısı var. Bir de bu ‘yaratılmış’ tiyatro algısından çok uzakta duran; sokaktan, hayatın içinden çıkıp gelen, daha az steril, daha gerçek, kutsallaştırılmamış bir tiyatro algısı. Eldeki iş ister en uç örneğiyle bir avangard yazarın elinden çıkmış olsun, ister en haşmetli klasik metinlerden biri olsun; sunulanın ‘gerçekliği’ yaratıcı ekibin ‘tiyatroyu’ nasıl algıladığına bağlı.

26-27 Mayıs’ta Londra’da, Shakespeare’s Globe 2012 International Shakespeare Festivali’nde sahnelenecek Oyun Atölyesi yapımı ‘Antonious ile Kleopatra’yı izlerken benzer düşünceler geçti içimden. ‘Shakespeare’ denince bir ‘hazrola’ geçme hazırlığı oluyor malum; ağır, klasik, dramatik, hantal ve uzun bir yapım beklentisiyle…Oyun Atölyesi’nin yorumuysa ‘tiyatro gibi tiyatro’ değil, bildiğiniz/beklediğiniz Shakespeare gibi hiç değil. Seyirci koltuklara yerleşirken, sahne arkasından gelen bağırış-çağırış veriyor, ‘seyrin ferah’ olacağının ipucunu. Tolga Çebi’nin oynak müzikleri, İrfan Varlı’nın her sahneye başka hareket katan ışık tasarımıyla tamam oluyorsunuz.

‘Antonious ile Kleopatra’ bir yanıyla dev bir aşk anlatısı, diğer yanıyla güç ve erkeklik savaşlarına dair tarihi bir öykü. Yönetmen Kemal Aydoğan ve Haluk Bilginer’in işbirliğinde izlediğimiz; ‘aşkı, muzipliği, meydan okumaları’ baskın gelen bir öykü. Bir ‘karşıtlıklar’ oyunu: Mısır’ın zevk-ü sefanın hüküm sürdüğü, şenlikli, umursamaz, hesapsız, şaşaalı dünyasına karşı Roma’nın kurallı, hesaplı, askeri intizamın hüküm sürdüğü dünyası. Dişi Mısır’a karşı ‘erkek’ Roma. Tutku dolu Kleopatra-Antonious aşkına karşı cesur ve hırslı Sezar.

Sonunda kaybeden aşk ve hesapsızlık olsa da Shakespeare’in de Oyun Atölyesi’nin de tavrı ‘kaybedenden’ yana. Belki tam da bu tercihten dolayı ağdalı bir dille hazırlanmış bir Shakespeare izletmiyorlar bize. Kısaltılarak 1 saat 50 dakikaya indirilmiş, çalgılı, çengili bir ‘Antonious ile Kleopatra’ bu. Oyuncuların sahneden hiç çıkmadığı, sırası gelenin kalkıp rolüne girdiği, böylece “Burada sadece oyun oynuyoruz” mesajını yollayan bir reji. Oyunun tek mekânda geçmesi, savaş sahnelerinin bile basit bir rejiyle halledilmesi gibi (taraflar loş sahnenin iki yanından karşılıklı su sıçratıyor, muharebe seslerini, sokakta savaş oyunu oynayan çocuklar gibi ağızlarından çıkarıyor) detayları ekleyelim. Bir de Sezar’da öfke ve hırs duygularını tüm vücuduyla yansıtan Mert Fırat’ı, her belirdiğinde enerjiyi yükselten ‘haberci’ Onur Ünsal’ı ve şımarıklığı, matraklığı, sonu gelmez oyunlarıyla unutulmaz bir Kleopatra yaratan Zerrin Tekindor’u not edelim. Antonious rolündeki Haluk Bilginer’in aşina olduğunuz – ama kendini hiç ön plana çıkarmayan – tok performansıyla enerjik ama sıkıcı bir abartıdan uzak oyunculuklarıyla ekibin kalanını da ekleyelim listeye. Hızla akan ferah bir Shakespeare yorumu çıkıyor ortaya.

Seyirciyi bu şenlikli ruh halinden koparan tek bölüm, uzun yıllardır İngiltere’de tiyatro yapan Kevork Malikyan’ın sahneleri. Muhtemel ki Türkçe konuşma pratiğine uzak düşmüşlüğünden, bir ihtimal de metni daha ‘ağır bir yorumla’ ele aldığından, ‘Enobarbus’ta da ‘köylü’ olarak da başka bir oyundan çıkıp gelmişçesine dramatik bir oyunculuk sergiliyor. Bu ‘uyumsuzluk’ dışında; Shakespeare’in üzerindeki tüm ağırlıkları atmış bir oyun elimizdeki. Oyunla Londra’da karşılaşacak seyircinin göreceği ise dekor ve ışığın kullanılmadığı, oyunculuklara ağırlık verilmiş bir versiyon olacak.

Radikal