‘Tiyatro Bütün Hükümetleri Korkutmuştur’

Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi tiyatronun bütün hükümetleri korkuttuğunu öne sürdü…

Ödenekli tiyatroların özelleştirilmesi için düğmeye basan hükümete yılların tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi’den de tepki var.

“Tiyatro o kadar güçlü ki, bütün hükümetleri korkutmuştur” diyen Sururi, “Başbakan da tiyatronun gücü karşısında duramaz. Özelleştirmeyle en büyük zulüm tiyatroculara değil, asıl halka yapılıyor” diye tepki gösteriyor son günlerde yaşanan gerilime.

– Başbakan’ın ödenekli tiyatroları özelleştirme girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ödenekli tiyatrolar yıllardır bir reform yolu aradı, çözümler bulmaya çalıştı. Ancak bugüne değin herhangi bir bakan, bu konuyla ilgilenmedi. Konu hep havada kaldı. Şimdi Başbakan “Özelleştireceğim” diyor… Yücel Erten geçen gün yetkililere “Devletin tiyatrosu olmayacaksa, Diyanet İşleri de olmayabilir” dedi. Ülkemizde son 50 yıldır tiyatrolara “pasta” muamelesi yapılıyor. Yani ekmek yiyemiyorsan, pasta yemenin ne mantığı var gibi…

Yakın tarihimizde ne zaman, hangi hükümet tiyatro ile uğraşmaya başlamışsa, ardından o hükümet gitmiştir. Baki değildir yani. Nedense iktidarlar hep son olarak tiyatroya bulaşır. Tiyatro ne kadar güçlü bir şey ki bütün hükümetleri korkutmuştur. Bir hükümet tiyatrodan korkmaya, onu yok etmeye başlamışsa sonu gelmiştir diye düşünüyorum.

– Sizce bu özelleştirmenin en büyük zararı ne olur?

Bu sadece aydınlara, tiyatroculara verilen bir ceza değil. Asıl zulüm halkımıza verilmek isteniyor. Seyirciyi 5-10 TL’ye izlenebilen dünya klasiklerinden, müzikallerden, başyapıtlardan mahrum etmek istiyorlar.

– Bir de “muhafazakâr sanat” diye bir kavram ortaya atıldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Anladığım, hükümet muhafazakâr oyunlarla oyuncuları hizaya getirene kadar, onların yaşamasına imkân vermeyecek. Kendilerince bir otokontrol yaptırmaya çalışacak. Tiyatrocuları ekmekleriyle, aç kalmakla tehdit ediyor. Ama sanatçılar boyun eğmez. Tiyatrocular, meslekleri itibarıyla muhalefet etmek durumundadır. Çünkü tiyatro gerçeğin aynasıdır.

Bugün nedense TV’leri susturmayı düşünmüyorlar. Çünkü orası bir ticaret yuvası ve kendisi de artık oradan çok iyi kazanabilir. Yakında kendisi, ailesi ya da yakın şirketler birer dizi stüdyosu kurarlarsa hiç şaşırmam.

– Peki sizce, İBBŞT’deki yönetmelik değişikliği ve DT’nin özelleştirilmesi nasıl gündeme geldi?

Bence tüm bu olaylar 2005’te başladı. O yıl SİYAD’ın ödül töreninde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile karşılaştım. Topbaş, “Gülriz Hanım, sizinle bir proje yapmak istiyoruz” dedi. Önce çok şaşırdım. Hatta sahneye çıkmak istemediğimi söyledim. Lakin peşimi bırakmadılar, ısrar ettiler. Sonunda ben de, “Neden olmasın” dedim ve anne babamın ilk sahneye çıktıkları “Ayşe Opereti”ni müzikale dönüştürmüştüm, onu önerdim. O zamanlar umutları vardı bizden yana. Geniş bir yelpazeye hitap etmek istiyorlardı. Konuştuk, anlaştık. Çok büyük bir proje talep etti. Proje beni aşıyordu, lakin Kadir Bey’in sözüne güvenip, ekip kurdum. Projeyi gerçekleştirmek için yola çıktım.

Sonra ne olduysa bilmiyorum, “Siz gerekli harcamaları yapın, ben arkanızdayım” dedi. Ben o dönem 400 bin TL kadar harcama yaptım. Lakin bu ücret hiçbir şekilde tarafıma ödenmedi. O tarihlerde Nazlı Ilıcak, Kanal 7’de, gündeme getirdi bu konuyu. “Siz Gülriz Hanım’ı batırmışsınız” dedi. Topbaş, o programda, “Ben teklif etmiştim projeyi, Gülriz Hanım bu işin peşini bırakmamış mı, devam mı etmiş? Gülriz Hanım’ın zararı neyse ben şahsen öderim” dedi. Ama hiçbir şekilde bana geri dönmedi.

– Bir süre sonra o proje de sahneden kalktı değil mi?

Bir gün toplantıda karşımda İskender Pala’yı gördüm. Kendisiyle ilk kez tanışıyordum. “Gülriz Hanım, bundan sonra bu işlerle ben ilgileniyorum. Bu nedenle sahneye koyduğunuz eserin metnini okumak istiyorum” dedi. Çok şaşırdım, “Her yerde bu metni bulabilirsiniz de neden okumak istiyorsunuz” diye sordum. “Belli mi olur, belki Cumhuriyetimizin aleyhine bir şey vardır” dedi. O anda anladım ki, Sayın Pala bana bu sözleri sarf ederken, benimle alay ediyor. Çok enterasan, bir yıl geçmeden projem ortadan kalktı.

Sonrasında da İskender Pala, “Leyla ve Mecnun” diye bir oyun yazdı. 1 trilyon değerinde bir projeydi bu. Bu projeyi sahneye koydular. Pala, yaşamında ilk kez bir oyun yazmıştı, yaza yaza da “Leyla ve Mecnun”u yazmış. 100 oyuncu sahnede. Bir müddet sonra bu oyun da kalktı. Pala bu yıl da yeni bir oyun yazıp getirmiş, ŞT’ye. Ayşenil Şamlıoğlu projeyi kabul etmemiş. Sonrasında olanları zaten biliyorsunuz… Bana kalırsa hükümet bütün kültür sanat işlerini İskender Pala’ya vermiş durumda.

– DT özelleştirilirse sizce nasıl bir yapıya kavuşur ya da DT nasıl yeniden yapılandırılabilir?

DT özelleştirilmemeli. Bakın bugün Başbakan “Dünyanın hiçbir yerinde devlet desteği yok” diyor. Allahtan gazetecilerimiz dünyadaki örnekleri sıraladılar, gereken yanıtı verdiler Başbakan’a. Halkımızın tiyatrosuna sahip çıkması gerekiyor. 100 yıllık bir mazisi var Türk tiyatrosunun. İBBŞT’nin 98 yıllık geçmişi var. Bu yıl dağıtılan tiyatro ödüllerinin çoğunu Şehir Tiyatrosu oyunları kazandı. Çok olumlu işler yapıyorlar. DT sanatçıları da arı gibi çalışıyor. Bugün ödenekli tiyatronun daha farklı çalışması gerek, oyuncuları refah içinde olmalı. Ama onları ekmek paralarıyla karşı karşıya bırakıyorlar. Böyle bir şey olmayacak, olamayacak.

Cumhuriyet