“Tiyatro Sorular Sorar, Cevapları Bulmak İzleyicinin İşi…”

Mimesis Söyleşi / 1-2 Haziran tarihlerinde Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Ionesco’nun Gergedanlar adlı oyunu sergileyen Théâtre de la Ville’in genel sanat yönetmeni Emmanuel Demarcy-Mota ile yapılan bu söyleşi Fırat Güllü ve Burç İdem Dinçel tarafından gerçekleştirilmiştir. Tercüme İKSV Tiyatro Festival Direktör Yardımcısı Leman Yılmaz tarafından yapılmıştır.

Yeni milenyumda Gergedanlar’ı hâlâ çekici kılan özelliği nedir? Neden bu metni seçtiniz?

Aslına bakılırsa bu metin 1960’ların başında kaleme alındığında oldukça aktüel bir konuyu ele alıyordu. Avrupa tarihinde Nazilerin ve Stalin’in yarattığı etkiler hâlâ çok canlıydı ve metnin referansları çok canlı bir karşılık buluyordu. Ama 1970’lere geldiğimizde eser Fransa’da unutulmaya yüz tuttu. Temel neden Brecht’in teorisine yönelenlerin Ionesco’yu görmezden gelmeye başlamasıydı. Gerçi bu tartışmanın Brecht ve Ionesco arasında geçen bir tartışma olduğunu söylemek doğru olmaz. Bu daha çok, Fransa’daki “Brechtçilerle” Ionesco arasında geçen bir tartışmaydı. Sonuçta metin politik nedenlerle demode kabul edildi ve popülerlliğini yitirdi. Ben 20. yüzyıl metinlerine düşkün olduğum için bu eseri ilk kez liseli genç tiyatrocularla yaptığım bir çalışmada kullandım. Onlar elbette metnin arkasında yatan tarihsel referanslar hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı ama yapıtın özüne dair çok güçlü bir sezgiye sahiptiler. Bu oyunu tümüyle günümüzün gözlükleriyle okuyarak bireysel özgürlükler ile toplumsal baskı arasında geçen bir çatışmayı anlattığını düşündüler. Onların bu değerlendirmesi metnin yeniden ele alınabileceği duygusunu edinmeme yol açtı ve bunu profesyonel bir grubun gündemine soktum. O sıralarda, Reims şehrinin yerleşik topluluğu olan Comédie de Reims’in genel sanat yönetmeniydim ve bu projeyi 2005 yılında orada sahneledik. Tabii oyunu sahneleme serüvenine girişince onun daha derin anlamlarını keşfetme şansı da elde ettik. Ardından Théâtre de la Ville’de çalışmaya başladım ve 2011 yılında neredeyse aynı kadro ile bu oyunu yeniden çalıştık. Sizin izlediğiniz versiyonun hikâyesi de bu. Bu oyunu çok çeşitli yerlerde oynadık ve hiç planlamadığımız tepkiler ortaya çıktı. Örneğin Japonya’daki tsunami felaketi sonrasında Nantes’ta oynadığımızda oyunun ikinci perdesinin açılış sahnesindeki büro yorumumuzun bu felaketten esinlenerek çıkarıldığı iddia edildi. Diğer bir örneği de İstanbul gösterimlerinde yaşadık: Daisy ve Berénger’nin yalnız kaldığı final sahnesinde, Berénger sevgilisine insanlığı devam ettirecek birer Âdem ile Havva olabileceklerini söylediğinde Daisy ona şöyle cevap verir: “Ben çocuk istemiyorum. İçimi daraltır onlar.” Bu repliklere ilk defa gülündüğünü gördük. Hatta oyuncu şaşırdı ve nedenini sordu bize. Bizler Türkiye’nin gündeminden haberdar değildik ve anlayamadık. Türkiye’de şu anda dönen kürtaj tartışmalarını sonradan öğrendik. Gördüğünüz gibi bu metinde herkes hâlâ bir şeyler buluyor ve bu durum devam ettiği sürece bu metin de sergilenmeye devam edecek.

Oyunda tasarım ve kolektif oyunculuğun çok belirleyici olduğu bir yorumla karşı karşıya kaldık. Bu anlamda Ionesco’nun yarattığı dünyaya bir çeşit müdahale söz konusuydu. Örneğin gri metalik bir dekor, çok daha mekanik bir çevre tasarımı, siyah beyaz renksiz kostümler, korku filmlerini andıran loş bir ışık tasarımı vs… Bu yorum bize oyunun orijinal halinden çok daha karanlık göründü. Sonuçta Gergedanlar 1960’ların faşizm sonrası toplumunda üretilmişti, Avrupa için karanlık günlerdi. Geçen zaman içerisinde işler daha kötüye mi gitti?

Aslında, 1960’lı yıllarda bu oyun Almanya’da Düsseldorf’ta ilk kez oynandığında çok daha radikal bir etkisi olmuştu. Almanlar bu oyunu izlerken doğrudan kendi tarihlerine gönderme yapıyorlardı. Gergedanlar Nazilerdi ve bizzat izleyicilere çok tanıdık geliyorlardı. Ama şu açıdan haklı olabilirsiniz. Sonuçta Ionesco’nun orijinal metni çok daha fazla mizahi ve pitoresk öğe içerir. Fakat bu oyunu günümüze uyarladığımızda bu öğeler ister istemez törpüleniyor, zayıflıyor. Evet bizim yorumumuzda mizahın dozu daha azdır, eğer karanlık derken kastettiğiniz buysa. Bu tümüyle günün ruhuyla ilgili bir şey bence. Gergedanlaşma bir hastalıksa eğer, bugün onun ne anlama geldiğini sorduğumuzda farklı bir yanıt alıyoruz. Bizim asıl amacımız da izleyen herkese bu soruyu sordurmak.

Belki küçük gibi görünüyor ama oyunun sonunda orijinal metinde olmayan önemli bir ayrıntı var: Berénger’nin finalde tırmandığı kulenin merdivenleri onun tiradı sırasında çöker ve Berénger orada kendisiyle başbaşa kalakalır. Sizce gergedanlaşmanın ya da kitle toplumu tarafından soğurulmanın ilacı bireyin kendi dünyasına kapanması mıdır? Dayanışmanın ve kolektifleşmenin alternatif yollarından söz edemez miyiz? Örneğin sizin topluluğunuz sanki bu alternatif örneklerden birisiymiş izlenimi yaratıyor. Uzun yıllar birlikte çalışmışsınız, kolektif bir yapıyı sürdürmeyi başarmışsınız.

Bizce o jest kararlı bir direnişi simgeliyordu. Ne olursa olsun Berénger’nin teslim olmayacağını gösteriyordu. Sizin sorduğunuz soruları zaman zaman bizler de tartışıyoruz ama sahne üzerinde yaptığımız iş farklı. Biz sahne üzerinden sorular sormaya çalışıyoruz. Cevapları bulmak ise daha çok izleyicinin işi. Herkes kendi yaşamında, kendi çatışmalarında bu sorunun cevabını kendisi aramak zorunda.

Prodüksiyonun Fransa’da nasıl karşılandığını düşünüyorsunuz? Genel eğilimler düşünüldüğünde bu prodüksiyon ne ifade ediyor Fransız tiyatrosu için?

Her şeyden önce kadro yapılanması açısından ele alınmaya değer bir yönü var. 17 kişilik bir ekip tarafından sahneleniyor. Çok farklı oyunculuk ekollerine mensup, farklı jenerasyonlardan oyuncular bu oyunda bir araya geldi. Şu sırada Fransa’da yaygın eğilim 4 ya da 5 kişilik dar kadrolu oyunlar sergilemek. Artık bu kadar kalabalık oyunlar görmek zor.

Bunun nedeni nedir?

Çok sayıda oyuncu oldukça yoğun bir sinema ve TV programına sahip. Dolayısıyla oyunculara uygun tarihler bulmak gittikçe zorlaşmaya başladı. Bu nedenle oyunculuk artık bireysel bir iş olmaya başladı. Kolektif çalışmalara katılmaya gönüllü oyuncular bulmakta zorlanılıyor. Tabii ekonomik faktörlerin belirleyiciliği de bir diğer etken.

Çok benzer bir durum Türkiye için de geçerli.

Ben aynı zamanda Portekizliyim ve orada da çok bezner bir durum olduğunu saptamak zor değil. Bu nedenle kolektif çalışmaların tümüyle ortadan kalkmaması için devlet kuruluşlarının bu tür faaliyetlere sağlayacağı destek büyük önem kazanıyor. Eğer bu tür bir destek sağlanmazsa kolektiviteye dayalı pratikler her geçen gün kan kaybetmeye devam edecek.

Bu noktada grubunuzun kurumsal kimliği üzerine neler söyleyebilirsiniz? Ödenekli bir tiyatro musunuz? Destek alıyor musunuz? Belediye ya da devlet ile ilişkileriniz nasıl?

Ben tiyatroya üniversitedeyken özel bir kumpanyanın üyesi olarak başladım. O zamanlar biz de bir devlet yardımı alıyorduk ama bu çok cüzi bir şeydi. Fakat zamanla faaliyetlerimiz belli bir disiplin ve üretkenlik gösterince bu destek arttı. Ardından 28 yaşındayken devlete bağlı dramatik merkezlerden birisinin yönetimine getirildim. Reims şehrindeki tiyatroydu bu. Önceden birlikte çalıştığım arkadaşlarımı da alarak burada görev almaya başladım. Daha önce söylediğim gibi Gergedanlar’ın ilk versiyonu burada gerçekleşti. Bu proje tümüyle kolektif bir anlayışla gerçekleştiriliyordu. Orada çalışırken sadece repertuara dönük düşünmedik. Sivil toplum kuruluşlarıyla beraber hareket ederek bir çok proje gerçekleştirdik. Okullarda, hastanelerde, hapishanelerde, insanların yaşadığı her yerde tiyatronun hayat bulması için projeler geliştirdik. Buradaki deneyimlerimizle gördük ki bir tiyatro topluluğu faaliyet gösterdiği şehri değiştirebilir. Ardından da Paris belediyesi tarafından desteklenen Théâtre de la Ville’in yönetmenliğine getirildim. Birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızın yanı sıra başkalarının da katılımıyla bugünkü topluluk ortaya çıktı.

Dolayısıyla şu anki topluluk bir nevi belediye tiyatrosu mu?

Belediye tarafından proje bazlı olarak destekleniyor.

Belki bilginiz vardır, şu anda bunlar Türkiye’de çok gündemde olan tartışmalar. Bu söyleşi vesilesiyle biz de Fransa’daki sistem hakkında bir bilgi sahibi olduk. Kısıtlı zamanınızda bizimle görüşmeyi kabul ettiğinz için çok teşekkür ediyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu tür festivaller dünyanın farklı köşelerinde tiyatro yapan kişileri bir araya getirdikleri için büyük önem taşıyorlar. Bu tür karşılaşmalar hepimizi zenginleştiriyor. O yüzden bu festivallere hepimiz sahip çıkmalıyız.

Mimesis-Fırat Güllü ve Burç İdem Dinçel

Yorum


işlemi tamamlayınız: