Başarıyla Kotarılmış Bir Aile Dramı… Limonata

İhsan Ata

Bu sezon 5. Yılını kutlayan İkincikat, 2011 yılından itibaren sahnelemeyi sürdürdükleri Limonata adlı oyunda bir aile dramını işliyor.  Kocası tarafından terkedilen bir annenin üç çocuğuyla birlikte verdikleri yaşam mücadelesini anlatan oyun, Sami Berat Marçalı’ya ait. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yönettiği oyunda, Deniz Türkali, Heves Duygu Tüzün, Banu Çiçek Barutçugil, Tevfik Şahin ve Sezgi Mengi rol alıyor.

İkincikat, İstiklal caddesinde Barcelona Pastanesinin bulunduğu binanın ikinci katında perdelerini açan küçük, sade ve samimi bir yer. İlk defa oyunlarını izlediğim grubun bugüne kadar ürettikleriyle tiyatro dünyasının ilgisini kısa bir sürede çektiğini ve haklarında birçok övgü aldığını gördüm. Oyunu izledikten sonra aldıkları övgülerde ne kadar haklı olduklarını anladım. Tüm diğer etmenlerden sıyrılınca (Dekor, Kostüm, Müzik, Işık, efekt vs.) ortaya çıkan metin/reji/oyunculukların başarısını, samimiyetini ve sadeliğini kutladım.

Alternatif tiyatro gruplarının güçlü temsilcilerinden biri olan İkincikat, Limonata’yla bir aile dramını fotoğraflıyor.  Neredeyse sıfır dekor, kostüm, müzik ve ışıkla oyunu sahneleyen ekip metni, haliyle oyunculuk performansını da ön plana çıkarıyor.

Böylece herhangi bir illüzyona gerek duymayarak bu dramı gerçekçi bir zemine oturtarak performanslara yükleniyor. Buda oyunun daha samimi ve güçlü olmasını sağlıyor. Şüphesiz bu teknik güçlü bir yönetmene ihtiyaç duymakla beraber tempolu oyunculuklara ve iyi bir metine ihtiyaç duyuyor. Limonata’nın başarısındaki sır, tamda bu noktada devreye girerek zirveye ulaşıyor.

Ezber bozan bu anlayışın oyun için bir handikap yaratacağı korkusunu oyun boyunca yaşamıyoruz. Oyunlarda aksiyon hastalığına düşen yönetmenlerin yerine Murat Mahmutyazıcıoğlu gayet dingin, hafif bir tempoyla ilerleyerek yaşanan bu dramı karakterlerin iç dünyalarından haykırıyor.

Çünkü yaşadığımız evrende gerçek hayatlar aksiyon filmleri gibi tempolu ilerlemez. Bu anlamda oyunun bu tempoda ilerlemesi ailenin yaşadıklarını sahne üzerinde daha gerçekçi kılarak seyirciyi içine almaya, böylelikle onlardan biri olmamıza katkı sağlıyor.

Diğer taraftan oyunun herhangi bir başlangıç noktasından ilerlemeyerek devam eden oyuna dahil olan seyirciler o yaşamların bir bakıma parçası oluyor. İzleyiciler gittikten sonrada o yaşamlar devam edecek ve ölümden sonrada bitmeyecek. Tıpkı Özlem karakterinin ölümünde de olduğu gibi.

Oyunun yazarı Sami Berat Marçalı günün koşullarını evrensel boyutlarla ele alarak sorunlarını/acılarını/dertlerini gayet samimi bir şekilde izleyiciyle paylaşıyor. Sosyal mesaj verip tematik bir söylem gayreti de yok. Yalın, akıcı ve günlük konuşma dili sayesinde izleyiciyle samimi bir bağ kurmayı başarıyor.

Böylelikle olaylara üzülüp yaşananları ötekileştirmek yerine sahnede anlatılan olayların merkezinde oturduğumuzun bilincine varmamızı sağlıyor. Bir yandan da (dış dünyadan) televizyonun bakış açısını kendi yorumuyla izleyiciye aktarıyor.

Basit bir aile dramı anlatılmasına karşın her bir bireyin iç dünyalarına çok güçlü bir yolculuk yaşanıyor. Her karakterde ayrı bir hikaye ve psikolojik tahlillerde bulunuluyor. Karakterlerin birbiriyle olan iletişimsizliği ve özgür iradenin getirmiş olduğu farklı hayatları yaşama isteği aslında onları yalnızlaştırarak birbirilerine bağlı olmalarının gerekliliğine ve birlikte olmanın keyfine varmasını sağlıyor. Böylece ortaya psikolojik katmanlı bir metin ve güçlü karakterler çıkıyor.

Deniz Türkali’nin hayat verdiği Özlem karakteri içine kapanık kocası tarafından terk edilmiş bir demans hastası… Türkali’nin diğer oyuncularla kurduğu denge, çocuklarını etrafına toparlama gayreti ve son sahnede hastalığının ilerlemesi nedeniyle durağanlığı kısacası tüm tablolarda sürdürdüğü o doğallıkla iç dünyasını seyirciye çok net veriyor.

Müge rolünde ailenin büyüğü görevini kendisine vazife edinmiş annesine ve kardeşlerine bir annelik görevi üstlenmiş başkalarının hayatını yaşamak zorunda bırakılmış bu karakteri gayet akıcı bir şekilde veren Banu Çiçek Barutçugil’in performansı görülmeye değer.

Askerde kaybettiği bacakları nedeniyle hayatı zindana dönen Ege rolü üzerindensisteme çok sert eleştiriler gönderen yazara ve bu karakteri güçlü oyunculuğu ve cinsel tercihindeki cesareti nedeniyle başarıyla sırtlayan Tevfik Şahin’ekocaman alkışlar…

Sevdiğinin peşinde taa Paris’lere giden evin küçük oğlu Melih karakterinde yer yer yanılgılara düşmesine karşın karşılaştığı hayal kırıklığı ve her şeyi bıraktığı gibi bulamamasının getirdiği bunalımlarla birlikte diğer oyuncularla kurduğu denge genel olarak başarılı.

Günümüz Türkiye’sinde hala bir hastalıkmış gibi görünen eşcinsellik kavramını hastalıklı beyinlere inat başarılı performansıyla ete kemiğe bürüyen,  abartıya kaçmadan, hassas bir terazide dengeli oyunculuğuyla canlandıran Barış Gönenç gecenin en başarılı oyuncusu bana göre…

Oyunda görev alan başta Deniz Türkali olmak üzere Heves Duygu Tüzün, Banu Çiçek Barutçugil, Barış Gönenen, Tevfik Şahin, Sezgi Mengi tam bir takım oyunculuğu sergiliyor. Samimi ve başarılı performanslarından dolayı tüm oyuncuları tek tek kutluyorum. Saat gibi işleyen, sade ve temiz oyunculuklarla abartıya kaçmadan ses ve vücut kullanımlarındaki estetik ve dengeleriyle harika bir iş çıkarıyorlar.

Özetle; İkincikat, Limonata’yla birçok sorunu dile getirirken yaşanan bu gerçekliği tüm çıplaklığıyla seyirciye aktararak muhteşem bir oyuna imza atıyor.

Not: Bu yazı “Yeni Tiyatro Dergisi’nin Mayıs 2012” sayısında yayınlanmıştır.

(OYUNUN KÜNYESİ):

Limonata

Yazan: Sami Berat Marçalı

Yöneten: Murat Mahmutyazıcıoğlu

Yardımcı Yönetmen: Iraz Yöntem

Oynayanlar: Deniz Türkali, Heves Duygu Tüzün, Banu Çiçek Barutçugil, Barış Gönenen, Tevfik Şahin, Sezgi Mengi



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: