Bir Oyun İzledim Hayatım Değişti

[Akşam Gazetesinden Tuğçe Tatari İKSV’nin düzenlediği 18. Tiyatro Festivali kapsamında ‘Hans Ya Da Heiri’ adlı oyunu izledi ve aşağıdaki yorum/izlenim yazısı yayınlandı. Aktarıyoruz…]

İKSV’nin düzenlediği 18. Tiyatro Festivali kapsamında bir oyun izledim. Maalesef sadece bir oyun izleyebilecek vakti yaratabildim.
Ama ne oyun!
Etkisinden uzun süre çıkamadım.
Ertesi sabah gülümseyerek uyandım.
Resmen tek bir oyunla Post modern tiyatro anlayışım değişti. Herşeyden önce beğeni çıtamı yüksettiler.
Tesadüf eseri bir kafede tanışan Martin Zimmerman ve  Dimitri De Perrot ortak oluyor ve beraber müthiş işlere imza atıyor.
İkisi de İsviçreli, ikisi de deha, ikisi de sanatçı…
İşte ‘Hans Ya Da Heiri’ de bu iki dehanın yeni eseri. Sahnede 360 derece dönen ve eşit boyutlarda 4 odası olan bir ev var, içi boş çerçeveler de etrafa saçılmış. Etkileyici görsellik ve şaşırtıcı sahne kullanımı izleyicinin dikkatini bir dakika olsun kaybetmemesini sağlıyor. Oyun insanların birbirlerine benzemesinin yarattığı sıkıntıyı, kıstırılmışlık hissini, mutsuzluğu ve tek düzeliği anlatıyor. Bunu da, izlerken her birine tek tek hayran kaldığınız yedi sanatçının performansıyla canlandırıyor. Sahneye müzik, objeler, vücutlar, ritim ve zeka hakim…
Çoğu an ağzınızı açık bırakıyorlar.
Hayatımda izlediğim en deli oyun desem yeridir.
Çoğunluğu sirk kökenli sanatçılardan hangisinin performansını daha çok beğeneceğimi, hangisini daha yetenekli bulacağımı şaşırdım.
‘Hans Ya da Heiri’ diyalogsuz, sözsüz bir tiyatro oyunu. Sözün yokluğunu hissetmiyorsunuz. Ve en etkileyici kısımlarından biri şu; Oyun öyle bir kurgulanmış ki anlatmak istediği meseleyi kendini izlemeye gelen seyirci üzerinde ispatlıyor. Yani; oyundan çıkarken, bir araya toplanmış ve birbirinden farklı insanların aynı olaydan tat almasının, aslında insanoğlunun birbirine ne kadar benzediğini, aynı olduğunu düşündürüyor. Oyunun yaratıcılarından De Perrot da sahnede canlı olarak plak çalıyor.
Sirk, dans ve tiyatro arasında gidip gelen sözsüz bir festival gösterisi diye adlandırılabilir mi bilmiyorum ama bu oyunu izlediğim için çok mutluyum.
Dünya üzerinde böyle yetenekler, kafalar, algılar olduğunu bilmek bile başlı başına keyif.
Şimdi ben ballandıra ballandıra anlattım ama maalesef bugünlerde Türkiye’de bu oyunu izleyebilme şansınız yok, çünkü gittiler, memleketlerine döndüler. Ama dünyanın herhangi bir yerinde olur ha rastlarsanız sakın kaçırmayın. İnternette bazı videoları var, hiç değilse onları seyredin.
Söz veriyorum ‘havanız değişecek’!

Ağlayarak okuduysanız ben de ağlayarak yazdım!
Dün Müyesser Yıldız Uğur’u cezaevinde ziyaret edişimi yazmıştım. Açıkçası meslek hayatımda ağlayarak yazdığım ilk yazıydı.
Yazarken üzüldüğüm, sinirlendiğim, acı çektiğim olmuştu, hala da oluyor ama böyle bir şey yaşamamıştım.
Sabahın çok erken saatlerinde telefonum çalmaya başladı, mesajlar, twitter üzerinden gelen yorumlar, mail yollayanlar ve internet sayfalarına yazılan yorumlardan gördüğüm kadarıyla sizler de okurken ağladınız.
Tatlı bir cumartesi sabahında acı gerçeklerle sizi ağlattığım için özür dilerim.
Bu arada yazıyla ilgili bir eleştiri aldım.
Eleştiri sahibi cezaevinde görev yapan memurlar… Ben yazı boyunca ‘polis memurları’ demişim ve büyük hata etmişim. Oysa ‘İnfaz Memurları’ olacaktı. Silivri Cezaevi infaz memurları lütfen affetsin. Heyecan, hüzün, öfke, kabullenememe derken hata yapmışım.

Kadın hakları savunucuları
Malum konumuz kürtaj…
Ortalık yıkılıyor.
Kadın 5. sınıftan 10. sınıfa düşürülüyor.
Zaten 5. sınıfa düşeli de çok olmuştu.
Sokaklarda dövülür, satılır, öldürülür oluşu klişeleşmişti, bir yenilik, bir reform şarttı!.
Kocası tarafından bıçaklanan kadınları, babası tarafından tecavüze uğrayan küçücük kız çocuklarını her gün okuyoruz gazetelerde, sıkılmadık mı? Bir değişikliğe ihtiyacımız yok mu?
Mesela 11 yaşında  ‘mecburen’ kardeşini doğuracak kızların dramına… Hem devlet bakacak, oh çocuk mutlu mesut yaşayacak. Şahane değil mi?
Neyse, konum bu değil benim.
Derdim kadın yazarlarla…
Yıllardır ülkesinde yaşananlardan uzak, dönüp de bir konunun ucundan tutma zahmetinde bulunmayanlarla…
Kalemini tek bir sefer kadın hakları için, kadın onuru için kullanmayanlarla…
Yuhlar olsun hepinize!
Kadının özgürlüğü sadece cinsel özgürlükle ölçülebilir mi?
Kürtaja gelene kadar ses çıkartacak tek bir olay, tek bir konu yok muydu?
Ben zannediyordum ki sizler çoktan vazgeçmişsiniz. Çoktan özgürlüklerinizi vermiş ve kavgadan çekilmişsiniz. O da ne meğer siz sadece kapınıza dayanan özgürlüğün savaşını verirmişsiniz…

Akşam