Pina Bausch’un Ardından: Mendoza ile Röportaj

Rosella Simonari

Mimesis Çeviri / Fernando Suels Mendoza, 1990’ların başında Essen’deki Folkwang dans okulunda eğitim almak için memleketi Venezüela’dan Almanya’ya geldi. 1995’te Pina Bausch’un Tanztheater Wuppertal’ine kaydını yaptırdıktan sonra topluluğun daimi üyesi oldu. Hem repertuarın Kontakthof gibi klasik eserlerinde hem de Bamboo Blues gibi daha yeni prodüksiyonlarda dans etti. Bausch’un 2009’daki ani ölümünden sonra onun yokluğunun acısıyla baş etmenin zorluğu, Mendoza’yı 2011 yılında  bu acıyı incelikle işlediği zarif ve melankolik eseri I Lost Something on the Hill’i  sahnelemeye yöneltti. Geçen aralık ayında İtalya Montemaricano’da ilk temsilini yapan eser, sanatçının daha önce Nobody Knows adlı farklı tarzdaki bir çalışmasını beraber ortaya koyduğu yerel topluluk Luna Performing Project ile birlikte çalışmasının ürünü… Fernando Suels Mendoza’ya sorularımı yanıtladığı için teşekkür ederim.

Ballet-Dance Magazine. Ocak 2012, Çeviri: Songül Tuncalı

Pina Bausch’la on beş yıldan daha uzun bir süre beraber çalıştınız. Bu nasıl bir duygu? Bu deneyim, dansçı kimliğinizi nasıl şekillendirdi?

1995’ten itibaren Pina ile çalıştım. Hem harika bir tecrübeydi hem de hayatımdaki çok yoğun bir dönemdi. Repertuar eserlerinde dans etmek büyük bir okula devam etmek gibiydi, bir yandan da her yıl yeni bir eser yaratmak benim için kendimi çok yaratıcı bir şekilde geliştirme fırsatı demekti. Dansçı olarak içinde olmaktan hoşlandığım bir ortamda  yerimi bulmuştum;  hâlâ da burada olmayı çok seviyorum. Pina’nın eserlerinde dans etmek, bana kendi yuvamın sıcaklığını hissettiriyor.

“I Lost Something on the Hill” Bausch’un kaybından esinlenerek yarattığınız bir dans eseri. Bu fikri nasıl işlediniz? İlk defa bu eserde mi koreograf olarak çalıştınız?

Pina’yla yeni bir eserin yaratım sürecinde her dansçı, koreografiye öneriler yapma imkânı bulurdu. “I Lost Something on the Hill”, Wuppertal’deki topluluğun çerçevesinden ayrı bir şey olarak ortaya koyduğum ilk eser. Pina’nın aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıl geçtikten sonra dahi rutinlerimizi  -bu kelimeyi en olumlu anlamıyla kullanıyorum- çok özlüyordum, dans salonuna gidip yeni hareketler bulmaya çalışmayı, denemeler yapmayı, nasıl sonuçlar alınabileceğini görmeyi… Böyle olunca stüdyoya tek başıma gitmeye karar verdim; ancak o, eskiden her zaman orada olan Pina, artık yoktu…

Bu solo zarafet ve melankoli ile dolu ama acıklı değil. Bausch’un kaybından sonra hissettiğiniz duygular bunlar mı?

Soloyu hazırladığım sırada Pina bir şekilde benim etrafımdaydı. Melankoli… Sanırım doğru kelime bu.

Diğer eser Nobody Knows için neler söyleyebilirsiniz? I Lost Something on the Hill‘den oldukça farklı olmasına rağmen aynı zarafet ve melankolinin izlerini taşıyor.

Nessuno Lo Sa‘yu [Nobody Knows] mutluluğu neşeyi düşünerek oynadık. Mesela bir doğum gününü kutlamak çok güzel bir şeydir fakat nasıl açıklayacağımı bilmiyorum ama, o anlarda bile hep bir nostalji havası eser.

Gelecek projeleriniz neler? Koreograflıkla ilgili olarak şu anda neler düşünüyorsunuz?

Gelecekte Almanya’daki toplulukla sahneye çıkmaya devam etme düşüncesi beni çok mutlu ediyor. Pina’nın eserlerini canlı tutmak hepimiz için büyük bir sorumluluk. Bir diğer önceliğim de kendi projelerim üzerinde çalışmak: Başka insanlarla, gençlerle çalışmak, esere dışarıdan bakmak… Bu benim önümde açılan yeni bir dünya…

Yorum


işlemi tamamlayınız: