Tiyatroda Eleştiri:Melih Anık–Üstün Akmen Tartışması Vesilesiyle / 2

[Tiyatroda eleştiri üzerine Melih Anık–Üstün Akmen arasında yürüyen tartışmaya dair,  Ömer Faruk Kurhan’nın fkurhan.blogspot.com adresindeki yazısını paylaşıyoruz.]

Çeşitli tiyatro sitelerinden ve bloglarından izlediğimiz MA-ÜA tartışmasının, asgari olarak tiyatro camiası açısından ciddi bir haber değeri taşıdığından kuşku duymamak gerekiyor. Zaman zaman işin içine kişisel ve mahremiyetin “kamusallaştırılması” (aslında teşhiri ya da magazinleşmesi) anlamında twit mesajları girse de, bu tartışmanın sanatsal ve akademik dünyamızın bütününe yayılma potansiyeli taşıdığını, yayılmaz ise, kaçışı ve masumiyet içermeyen bir suskunluğu ima edeceğini tespit etmek zor olmasa gerek.

Bu tartışmanın tabii ki kişisel polemiğe dayalı bir boyutu var. Fakat bir de, tüm tiyatro camiasını yakından ilgilendiren, dahası, sadece tiyatro alanında değil, yaşadığımız toplumdaki eleştiri kültürünün nasıl biçimlendiğini gösteren başka bir boyutu daha var. Bu nedenle, “oyun eleştirmeni” kimliğiyle Melih Anık’ın, yine “oyun eleştirmeni” kimliğine sahip Üstün Akmen’i, bazı oyun eleştirilerini tanıtıma ve gelişigüzelliğe kurban etmekle suçlaması ciddiye alınmalıdır.

Kendi adıma, Melih Anık’ın tiyatro tutkusunu, oyun eleştirilerini entelektüel bir özen ve emekle biçimlendirme kaygısını hiç kimse tartışma konusu yapamaz düşüncesindeyim. Dolayısıyla, kimse kimseyi kandırmasın: Melih Anık aynı zamanda meta-eleştiri ya da eleştirinin eleştirisi kulvarında yazmaya devam ederse, tanıtıma kurban edilen ve seyredilen ya da okunan oyunla ilişkisini klişeleştiren “eleştiri” anlayışının kâbusu olmaya devam edecektir.

Bunun iki nedeni var:

Birincisi, ana akım medya ve uzantıları tiyatro alanını da kapsayacak bir eleştiriye kalıcı bir yer vermekte isteksizdir. Dolayısıyla internet alanında biraz olsun kurumsal yayıncılığın gereklerini yerine getirmeye başladığınızda, tiyatro camiası için referans haline gelmek kolaylaşmaktadır. Ana akım medya, muhalif iradeyi özümseme işlevi yüklediği uzantıları aracılığıyla da olsa bu belirsizliğe müdahil olma iradesini henüz göstermiş değildir. Ayrıca Facebook ve Twitter gibi sosyal iletişim ağları, ana akım medyadan bağımsız e-tiyatro yayıncılarını daha ciddi ve kurumsal bir pozisyon almaya ve yerlerine geçemeyeceklerini fark ettikleri sosyal iletişim ağları ile ilişkilerini gözden geçirmeye zorlamaktadır.

İkincisi, Melih Anık meta-eleştirisini, çoktan hak etmiş olduğu “oyun eleştirmeni” kimliği üzerine bina etmektedir. Yani daha en baştan “dışardan gazel okuma” eleştirisinden muaf kalmayı başarmaktadır. Esas olarak “internet yazarı” olması ve kendi blogları dışında Tiyatro Dünyası sitesinde de yazılarının yayınlanıyor olması, ana akım medya etkisini tiyatro alanına genişletmeye pek istekli olmadığı için bir avantaja dönüşmektedir. Hakkında olumsuz her şeyi söyleyebilirsiniz, ama şu kadar yıllık zaman dilimi içinde, oyun eleştirisi alanında kalıcı bir yerinin olmadığını iddia edemezsiniz. Söz gelimi Türkiye’de oyun eleştirisinin hal ve gidişatını ele alan herhangi bir akademik inceleme, Melih Anık’ın yazılarını hak ettiği vurguyla kale almak zorundadır.

Melih Anık’ın eleştirileri Üstün Akmen’in eleştirmen ve tiyatro insanı olarak değerini azaltır mı? Hiç sanmıyorum; Üstün Akmen’in eserini kaleme aldığı bazı eleştiri yazılarına indirgeyerek tanımlamak yanlış olacaktır. Fakat şu işleve sahip olabilir: Üstün Akmen’in yazılarını gözden geçirmesi ve bazı noktalarda tutumunu değiştirmesi için ihtiyaç duyduğu eleştirinin nihayet başka bir eleştiri otoritesi tarafından yapılması.

Tartışmanın bu boyutu dışında, örneğin Melih Anık’ın dönemsel olarak İKSV Tiyatro Festivali, oradaki eleştiri atölyesi, TEB, tiyatro yayıncılığı gibi kurumsal boyutu içine alan eleştiri ve kültürel-politik önermelerinin bir hayli sorunlu olduğunu düşünmeye devam ediyorum. Bu tartışmada, nihayetinde olumlu işlev atfettiği TEB’e üyeliğini gündeme almadan “TEB Başkanı” sıfatıyla da Üstün Akmen’i eleştirmesi, kolaylıkla “Bekâra karı boşamak kolay” yaklaşımını ima etmektedir. Tiyatro alanında çeşitli ilişkiler ağı karşısında mesafe oyun eleştirisi ve meta-eleştiri adına bir avantaj haline gelirken, kültürel politik düzeyi de içeren eleştiri adına bir dezavantaj haline gelmektedir.

fkurhan.blogspot.com