Demokrasinin Kesik Damarları

Metin Boran

Düşünceyi açıklama eylemi, “kolay bir yönetme biçimi olarak benimsenen” gözaltı ve tutuklamalarla geri teptirilerek, korku duygusunun toplumun geneline egemen olmasını sinsice izlemek…

Eleştiri hakkını kullanan kurum ve bireylerin tehdit ve şantajla sindirilme girişimi…

Kanunla verilmiş gösteri, toplantı ve yürüyüş hakkının şiddet kullanılarak bastırılması ve terörize edilmesi…

Belli iş kollarında anayasanın tanıdığı grev hakkının kanunla gasp edilmesi…

Öğrencilerin özerk üniversite ve bilimsel eğitim isteğini kampuste haykırması ya da sokağa taşıması veya bir gösteri ile dile getirmesi ‘ölçüsüz’ şiddetle bastırılarak gözaltı, tutuklama ve zindanla tehdit edilmesi ve eğitim hakkından yoksun bırakılması…

Düşünen, eleştiren ve hoşnutsuzluğunu dile getirerek harekete geçen duyarlı kesimlerin gizli ve açık tehditle susturulması, toplumsal dayanışma ve örgütlenme üzerinde estirilen kriminal baskı…

Gazetecileri görevlerini yaptıklarından dolayı yargılayarak halkın haber alma veya haberdar olma hakkının resmen ve fiilen engellenmesinden utanç duymayan bir egemenliğin “basın özgürlüğü” hakkında zevzekliğini, yılışık bir ifade ile devam ettirmesi…

Muhalif ve aykırı seslere ancak cezaevinde tahammül edebilen “kendine demokrat” bir yönetim anlayışının özgürlük konusunda yalanları ve ikiyüzlülüğü ile sürdürülen bir demokrasi teranesi…

Kendilerine angaje olmayan farklı sesten yayınların sakıncalı, müstehcen, ayıplı varsayılarak sansürlenmesi, yasaklanması veya baskı altına alınması…

Muhafazakarlık adına toplumsal gelişmenin en önemli dinamiklerinden çağdaş sanat pratiklerinin, toplumla buluşmasından duyulan rahatsızlık her fırsatta dile getirilerek sanatçıların işlerini yapamaz hale getirilmesinin zemini yaratılıyor…

Sanat insanlarına ve sanat eserlerine karşı ölçüsüz bir nefret ve öfkeyle saldırı ve bu saldırının yalan ve şantajla meşrulaştırılması, kimi sanat içeriklerinin kendinden menkul adamaların ‘bayağı’ yazıları ile aşağılanması…

Pop figürlerin yaptığı işler şişirilerek yozlaşma ve ahlaki dejenerasyon göz ardı ediliyor, bu bayağılıklar kazanç kapısı olarak yüceltiliyor; gençlerin bu pespayeliğe özendirilmesi…

Özensiz ve zevksiz işler popüler kılınarak halkın beğeni düzeyi en alt seviyede tutularak toplumun kasaba kültürü ile yaşamaya zorlanması…

İktidarın söyleminde toplumsal kalkınma ve gelişmişlik salt ekonomik endekslerle bağlanarak sanat ve edebiyat eserleri ve estetik üretimlerin itibarsızlaştırılarak gözden düşürülmesi…

Devletin kültürel ve sanatsal hizmetlerine parasal değer, kar marjı ve gelir- gider, kar -zarar hesabıyla yaklaşarak sosyal devlet anlayışını öteleyerek kamu kurumlarını şirket mantığı ile yönetmekten kaçınılmaması…

Üzerinde yaşadığımız bu toprakların dinsel, etnik ve kültürel çeşitliliğini pragmatist bir siyasetin malzemesi yapmaktan çekinmeyen, kendi ideolojik angajmanına uymayan öteki değerleri alay, aşağılama ve zımni bir baskı ile denetim altına alma girişimi devam ediyor…

Toplumsal yapının kültürel ve etnik çeşitliliği göz ardı edilerek iktidara aykırı sesler, farklı politik dinamikler tekçi bir anlayışla sıkıştırılarak hizaya sokuluyor…

Yerel yönetimleri yapı kooperatifleri gibi yönetmenin yasal düzenlemesini yaparak ya da yapılan yasadışı işlere göz yumarak, şehir yönetimlerini rantla yandaş beslemenin suç odağı haline dönüştürme kurnazlığı…

Köylüsünü borçlandırarak kendi egemenliğine biat etmeye mecbur kılan, emekçisini sokakta döven, esnafını yüksek faizlerle bankaların vahşi kollarına teslim eden, kadınlarını baskı ve eziyetle toplumsal hayatın haricinde tutmaya çalışan bir anlayış, haritanın her köşesine yerleşmek istiyor…

Çalışma hayatında sertifikasyonu yetersiz, amatör ya da işin kompetanı olmayan yönetici kadroların özensiz ve dikkatsiz yönetimleri sonucu hemen her hafta cinayet gibi ölümlü iş kazaları oluyor, iktidar sahipleri bu kazalara karşı aciz ve duyarsız… Utanç duyması gereken yöneticiler susuyor ve geçiştiriyorlar.

Demokrasinin evrensel ölçekte olmazsa olmazı olan bu değerlerden mahrum bırakılan bir bünyenin, toplumsal kesimin bütününe sağlıklı, kaliteli, huzurlu ve mutlu bir yaşam sunacağı iddiası lafı güzaftır, polim atmaktır. Mavaldır.

Ama daha güzel adlandırmayı, Direnmenin Estetiği’ni yazan Peter Weiss’in Portekiz diktatörü Salazar üzerine yazdığı oyunun Türkçe çevirisine yakıştırdığı isimle Can Yücel yapıyor. Salozun Mavalı.

Sonrası size kalmış…

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: