‘Sanat Kurumları Özerktir’

[İsmail Afacan’ın Evrensel Gazetesi için hazırladığı “Yeni Anayasa Tartışmalarında Kültür Sanat” isimli dosyanın beşinci söyleşisi olan Devlet Tiyatroları eski genel müdürlerinden Yücel Erten söyleşisini yayınlıyoruz.]

Son dönemde kültür sanat deyince akla ilk önce tiyatro geliyor. Yeni anayasa hazırlıkları sürerken en çok merak edilen ise Devlet Tiyatrolarının nasıl şekilleneceği.

Büyükşehir Belediyesinin, İstanbul Şehir Tiyatrolarındaki yönetmelik değişiğiyle repertuvar seçimini bürokratlara devretmesi Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncuları tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yönetmelik değişikliğine karşı olan Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncularına ‘yarım porsiyon aydın’, ‘despot’ ve ‘kibirli’ olduklarını iddia ederek hakarete varan eleştirilerde bulunmuştu. “Devletin tiyatrosu mu olur?” diyerek Devlet Tiyatrolarını özelleştiren bir düzenleme yapacaklarını ifade etmişti.

Şehir Tiyatrosu başlayan özelleştirme tartışmalarının ikinci perdesi ise Devlet Tiyatrosuyla devam ediyor. Bu konu hakkında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tiyatrolarla ilgili özelleştirme açıklamaları yaparken, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın tiyatroların özerk bir yapıya kavuşturulacağını söylemesi DT’lerle ilgili belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor.

DT’leri yakından tanıyan ve bir dönem de genel müdürlüğünü yapmış Yücel Erten, DT’lerin sorunlarını ve yeni anayasa sürecinde DT’lerin nasıl düzenlenmesi gerektiğini anlatıyor.

İstanbul Şehir Tiyatrolarındaki yönetmelik değişikliği birçok tartışmayı beraberinde getirdi. İlk perde Şehir Tiyatroları tartışmalarıyla açıldı. İkinci perde de ise DT’lere dair birçok değişiklik yapılması düşünülüyor. AKP Hükümeti, Devlet Tiyatrolarından ne istiyor?

AKP iktidarı geniş kitleler nezdinde 10 yılda yerini sağlamlaştırdı. Bunu din istismarıyla, Cumhuriyete yönelik demagojiyle mi başardı, yoksa makarna-kömürle veya yem borusuyla mı becerdi, onu bilemem. Sosyolog değilim. Ama büyük kitleleri bir çeşit rövanş duygusuyla yanına aldı, bu belli. Yani artık itiraz yok. İtiraz ya da eleştiri olsa olsa nerede olur? Aydınlar, hukukçular, yazarlar, sanatçılar çevresinde. Demek ki onları da denetim altına almak ihtiyacı duyuldu. Peki sanata ve sanat kurumlarına yönelen bütün bu müdahaleler, bir mantık çerçevesinde mi oldu? Hayır. Ortada haklı bir neden var mıydı? Yoktu. E o zaman rivayetler üzerine baltayı alıp bağa girdiler desek yanlış olmaz sanırım. Bence bunlar bir bakıma o “ucube” zihniyetinin ürünü. “Bak şimdi Başbakan oldun, ister asarsın, ister kesersin” sürçmesi ile de fevkalade bağdaşıyor zaten. Demek oluyor ki amaçlanan şey tam bağımlılık. Devlet Tiyatroları da, Şehir Tiyatroları da gereğinden çok bağımlıydı zaten. Anlaşılan şimdi kayıtsız şartsız bağımlılık isteniyor.

Hükümet tiyatroları nasıl şekillendirmek istiyor, bu konudaki gözleminiz nedir?

Görebildiğim kadarıyla, kadrosuzlaştırma yoluyla altı oyulmak ve içi boşaltılmak isteniyor. Ama bu yok etmek demektir. Çünkü sözü edilen geçici sözleşme, proje sunma ve ihale yöntemleri, rant kapısıdır. Rantın fink attığı yerde sanat barınabilir mi? Yeşerebilir mi? Bu şekillendirmenin prototipini İstanbul Kültür AŞ’nin ihale ettiği oyunlarda gördük zaten. Şehir Tiyatrolarının beklediği kadrolar verilmedi, ama ihale yoluyla bir şirkete oyunlar yaptırıldı. Üstelik önce bu ihale yapılıp, sonra ona göre Şehir Tiyatrolarının yönetmeliği değiştirildi. E şimdi yani, yıktın perdeyi eyledin viran, varayım Başbakana haber vereyim hemen!

Başbakan Tayyip Erdoğan, “Devlet tiyatrolarını özelleştireceğiz” diyor. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise özelleştirilmeyeceğini söylüyor. Bu ikili durumun sebebi ne olabilir?

Kimse kusura bakmasın, bu özelleştirme lafı, saçma bir laf. Baktılar, gördüler ki Devlet Tiyatroları zaten on yıllardır üç otuz binada, üç otuz ödenekle yaşamış. Dişe dokunur bina yok, altyapı yok. Özelleştirme diye bir formatın olamayacağını onlar da gördüler. Ama işte ölümü gösterip vereme razı etmek diye de bir şey var. Bence iki ifadenin özünde bir fark yok. Maksat, özgücünü yok ederek bağımlılaştırmak gibi görünüyor. Baksanıza, sayın Bakanın aylar sonra halâ sayıkladığı şey “Sanatçı devlette hiç sahneye çıkmayacak, tümüyle dizilerde oynayacak böyle bir model olmaz”. Sorun buysa, önlem alır düzeltirsin. Bu yüzden yıkımcılığa yönelmenin bir anlamı var mı? Ne yani, ben de şöyle diyeyim o zaman: “AKM’yi 5 yıl kapalı tutacak, İstanbul’da iki buçuk milyon sanat etkinliğini izleme imkanını ortadan kaldıracaksın, böyle bir model olmaz”…

Önümüzdeki sonbahar yeni bir anayasa hazırlanması düşünülüyor… Tiyatro meslek örgütleri ve sendikaları nasıl bir mücadele hattı geliştirmeli?

Valla bence herkesin “banayasa, banayasa” zihniyetiyle dirsek attığı bir yerden yeni bir anayasa çıkması zor. O durumda olsa olsa, faşist 12 Eylül rejiminin doğurduğu anayasanın bir kopyası üretilmiş olur. Türkiye bu açmazdan nasıl kurtulur, soru orada. Kime sorsan “Ben demokratım” diyor. Ama kendi ufkuna sığdıramadığı konular ortaya gelince, başlıyor sızlanmaya. Yok efendim adet, gelenek, görenek, yok halkımızın inançları, manevi değerleri. Sanki ortada doğru dürüst bir manevi değer kalmış gibi… Temel insan hak ve özgürlüklerini, örgütlenme özgürlüğünü, iletişim özgürlüğünü, seçim yasasını, yüzde 10 barajını, partiler yasasını, sendikalar yasasını, özel yetkili mahkemeleri, bilim ve sanat kurumlarının özerkliğini, çağdaş ve uygar bir ülke gibi düzenlemeye kim razı, kim değil? Kim bütün bunları korkusuzca savunuyor, bunu görmek lazım. Tabii tiyatro meslek örgütleriyle sendikalara da bu çerçevede büyük bir görev düşüyor: Şaşmaz ve yılmaz bir şekilde özerkliği savunacaklar. Yurt çapındaki bir özerklik çatısı altında kurumların özerk işleyişini savunacaklar. “Devletin ve yerel yönetimlerin sanat kurumları özerktir” şeklinde bir maddenin yeni anayasada yer alması için her cephede gayret gösterecekler.

Burada tabii ki sadece Devlet Tiyatrolarından ya da Şehir Tiyatrolarından söz etmiyorum. Operası, balesi, orkestrası, sanat kurumu olarak ne varsa. Mevzi savunmalarından da öte makro bir plan oluşturmak gerekir. Tabii bunun için önce biraz dirsek çürütmek gerekecek. “Daha önce bir sürü çalışma yapıldı, ne işe yaradı” demeyecekler. Edilgenlikten sıyrılacaklar. Uygar bir Türkiye’nin özerk sanat kurumlarının tepeden tırnağa bir profilini çıkaracaklar. Bu kurumların devlet organları ve halkla ilişkisi ne olmalı, bunları irdeleyip bir mutabakata varacaklar. Sonra bunu kamuoyuna sunup eleştirileri ve önerileri alacaklar. Sonra da yılmaz ve şaşmaz bir şekilde her cephede savunacaklar. (İstanbul/EVRENSEL)

İKTİDARLAR TİYATROLARIN İŞİNE KARIŞMAMALIDIR

Bir dönem DT Genel Müdürlüğü de yaptınız? Kurum sorunlarını yakından biliyorsunuz. Bu sorunlar nelerdir?

İki türlüdür. Bir tarafında, yapıdan ve siyasetin tutumundan kaynaklanan sorunlar durur. Çaresi sadece Devlet Tiyatrolarına değil, bütün ödenekli sanat kurumlarına öz erkini tanımaktır. İktidarın tansiyonuna göre değişen genel müdürler ve genel müdürün nabzına göre değişen sanat yönetmenleri ile bir yere varılamaz. Doğrusu, her bir tiyatronun kendini yönetmesi ve iktidarların da o işlere hiç karışmamasıdır. Öbür tarafında da içerden kaynaklı sorunlar vardır. Siyasetsizlik, uyarcalık ve fırsatçılık gibi. Ama dış kaynaklı sorunları çözmeden bunlara eğilme imkanı ve düzeltme imkanı sınırlıdır.

DT’Yİ ALAN PAVYON YA DA GECE KULÜBÜ YAPAR

DT’lerin sorunları özelleştirilerek mi çözülür?

Kimse almaz ki! Alan da pavyon, gece kulübü falan olur mu diye bakar zaten.

Devlet Tiyatroları nasıl yapılandırılmalı?

Devlet Tiyatroları özerk bir çatı altında yerinden yönetim anlayışına dayalı bir şekilde yeniden yapılandırılmalı.

TİYATROYU DA YAŞAMSAL İHTİYAÇ OLARAK GÖRMELİYİZ

Denizli Devlet Tiyatrosu; geçtiğimiz kasım ayında Haldun Dormen’in yazıp ve yönettiği ‘Kantocu’ oyunuyla ilk kez perdelerini açtı. Devlet ve Şehir Tiyatrolarına dair birçok tartışmaya sahne olan sezonda Denizli halkı, Devlet Tiyatrosunun önemini bir kez daha hatırla tı. “Sinek Kocam Olsun Başımda Bulunsun”, “Vahşet Tanrısı”, “Sırça Kümes”, “Genç Osman” oyunları Denizli Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynadı. Mayıs ayında, “Fosforlu Cevriye Müzikali”yle ise sezonu kapattı.

Oyun biletlerinin iki hafta önceden bittiği Denizli Devlet Tiyatrosunun oyunlarına öğrencilerin yoğun ilgisi dikkat çekti. Bunda Devlet Tiyatrosunda bilet fiyatlarının uygun olmasının yanı sıra DT sahnesinin PAÜ Kınıklı Kampüsünde yer alması da etkili oldu. Dünyada Amatör Tiyatrolar Başkenti olarak da bilinen Denizli, Devlet Tiyatrosuna ilginin ne kadar yoğun olduğunu bir kez daha gösterdi. Denizli Devlet Tiyatrosunun sahnelediği oyunları takip eden gençlerle sezonu değerlendirdik.

DEVLET TİYATROSU SAYESİNDE FARKLI DALLARLA TANIŞTIM

Sonay Ustabaş: Bugüne kadar hiçbir operete gitmemiştim. Denizli Devlet Tiyatrosu sayesinde tiyatronun farklı dallarla tanıştım. Buradaki oyunlarda öğrenci ağırlıklı bir izleyici kitlesi var. Bunda Pamukkale Üniversitesi Kampüsünde olmasının etkisi büyük. Halkın katılımı ise daha az. Üniversite içinde olması tiyatroyu elitleştirmiş. Her oyunda olumlu şeyler görmek zorunda değiliz.

Bir oyunu izlerken bürokrat seçimi olduğunu hissedersem diğer oyunlara ön yargıyla yaklaşırım. Oyun seçimini bürokratlar değil sanatçılar yapmalı. İhtiyaç deyince akla ilk önce barınma, ulaşım, yemek geliyor. Tiyatroyu da bir yaşamsal ihtiyaç olarak görmeliyiz.

İLK ZAMANLAR BİLET BULMAKTA SIKINTI YAŞADIK

Şehnaz Yıldız: İki hafta önceden biletler bitiyor. İlk zamanlar bilet bulmakta çok sıkıntı yaşadık. Biletler satışa çıktığında bir saat içinde bitiyordu. İzlediğimiz oyunlar küçük bir atölye çalışması gibi. Oyunlardan sonra kantinde sohbetler yapıyoruz.

Tiyatro kapsayıcı olmalı ve ötekisini yaratmamalı… Hayatın içinde olanı farklı açılardan sunmalı. Sanatta absürt şeyleri de görebilmeliyiz. Tiyatro kendi diliyle konuşmalı ve mesajdan ziyade, sesle, sahneyle, dekorla, kostümle vermeli. Sanat bir şeyler söylemekten kaçınmamalı.

ÖZEL TİYATROLAR BU KADAR İLGİ GÖRMÜYOR

Hakan Ulutaş: Denizli’ye birçok özel tiyatroda geliyor ama bu kadar ilgi olmuyor. Bunda bilet fiyatlarının öğrenciler için 3-4 lira olması etkili oluyor. Özel tiyatrolar geldiğinde 15-20 lira oluyor. Amacı para kazanmak olmadan işlemeli. Tiyatro özgür olmalı ve hiçbir irade onu baskılamalı…

Evrensel