Korkuya Karşı Sanat: “La Fura Dels Baus”

Şahin Adıgüzel

İKSV’nin  40.yıl etkinliklerinde yer alacak olan “La Fura Dels Baus” isimli Katalan sokak tiyatrosu topluluğunun ‘İSTANBUL  İSTANBUL’ adlı gösteriyi  80 oyuncu ve dansçıyla gerçekleştirileceğini  ve bu 80 kişinin Türkiye’den seçileceğini  öğrendiğim zaman büyük heyecan duydum. Henüz yaptıkları işler hakkında herhangi bir fikrim bulunmamasına karşın bu gösterinin duvarların ötesinde, hayatın tam da içinde, seyirci ile iç içe sokakta gerçekleştirilecek olması böylesine yoğun heyecan duymama neden olmuştu.

Topluluğun ismini hemen not aldım bilgiyi veren hocamdan. O günün akşamı da araştırmaya koyuldum. Çeşitli sayfalar; ‘La Fura tribünde, yerde, gerçek ya da hayali bir sandalyede oturarak izlenecek bir topluluk değil. Oturan varsa, ayağa kalkmalı. Bu gösteri izlemek için değil, yaşamak için’ diyordu topluluk hakkında… Video görüntülerini seyretmeye başladığımda ise haklarında yazılanların doğruluğunu görmüş oldum, içimdeki heyecan doruğa ulaştı. Barselona’dan Atina’ya, Salzburg’dan Milano’ya, Tokyo’dan Sydney’e dünyanın belli başlı kentlerinde, operalarında, tiyatrolarında vurucu, şaşırtıcı, renkli yapıtlar sergileyen dünyaca ünlü “La Fura dels Baus” topluluğu… Kesinlikle bu grupta olmalı, bu eylemin yaratıcı zekâlarıyla yakından tanışmalı ve çalışmalıydım.

Küçük bir sorun vardı. “Yükseklik” diyordu hocam. Katılacak kişilerde kesinlikle “yükseklik korkusu” bulunmamalı! Çok haklıydı. Çünkü gösterilerin hemen hepsi çelik liftlere bağlı canlarla 65 ile 85 metre yükseklikte gerçekleşiyordu. O an yıllar önce İzmir Fuar’ında bir anlık cesaretle Paraşüt kulesine çıkıp, ağlaya yalvara nasıl geri indiğimi anımsadım. Bununla başa çıkıp çıkamayacağımı düşünmeye başladım. Her ne sonuç doğurursa doğursun bu topluluğun içinde bulunmalıydım.  Kendime telkinlerde bulundum. Kişisel adrenalini doyurmak ya da boşluğun tadına varmak için değil, sanatsal bir bütünün önemli bir parçası olmak için yüzleşebilirdim/yüzleşmeliydim korku duvarlarımla. Ve “evet” dedim. “Yenebilirsen ancak sanat ile yeneceksin yükseklikle bütün olan bu anlamsız korkuyu.” Ben bunu düşünürken “Riske girmeyen ilerleyemez. Kaplumbağa bile ilerlemek için boynunu dışarı çıkarmak zorundadır” diyen La Edri hınzırca gülümsüyordu. Her gün biraz daha küçüldü bu korku zihnimde. Hatta bütünüyle yenmiştim bu korkuyu. Bir tek yüzleşmek kalıyordu geriye… Uzunca zamandır bu işi yapan ve çeşitli tehlikelerle baş etmeyi başarmış bir dağcı, bir mağaracı deliliği ve özgüveni ile başvurdum yapılacak olan seçmelere…

Ve zaman gelmiş seçilenler ile birlikte oryantasyon toplantısı için İKSV binasında toplanmaya başlamıştık. Üç ayrı oturumdan oluşan oryantasyon toplantılarının ilk oturumuna katıldım. İçimde hep yükseklikle yüzleşecek olmanın tatsız endişesi ve garip heyecanı… Düşündüm de pratikte gerçekleşecek durumlar zihinde yaratılan kadar korkudan uzak ve güvenli olmayabiliyordu. Olsun! Asla geri dönüş düşünülmeyecekti. Ön bilgilendirmeler yapılırken zihnim sürekli bu düşünceler İle meşguldü.  Ve karar anı… Herkesin önünde güvenlik standartları, bilgilenme ve taahhütname kağıtları imzalanmak üzere duruyordu. Bilgilendirmelerin içinde gözlerim sürekli  yerden yüksekte, boşlukta rahat hareket edebilme, yüksekten korkmama, asılma, havaya kaldırılma, güvenlik standartlarına uyulmaması halinde çeşitli riskler… gibi temelinde korku ve gerilim barındıran kelimeleri seçiyordu. O sırada bir ses: “Arkadaşlar! Vazgeçmek isteyen şu an vazgeçebilir. Lütfen buraya geldiğiniz için kendinizi mecbur hissetmeyin!” diyordu. Ben dahil aramızdan herhangi bir vazgeçen olmamıştı. Demek ki herkes en az benim kadar dağcıydı (!) Evet, gösteri hakkında temel tanışıklık sağlanmış ve uygulanması gerekli prosedürler tamamlanmıştı. Ertesi  gün provaların başlayacağı alanda buluşmak üzere İKSV binasından ayrılmıştık.

Birinci gün; Sorular, sorular…

Keyifli bir vapur  ve kısa süren bir otobüs yolculuğu… Topluca yanlış durakta inip aynı hızla geri binmelerin ardından… Sağlı sollu ağaçlarla ve tel örgülerle çevrili uzun ince bir yolun bitiminde prova alanına ulaşmıştık.

Alanda ilk bakışta daha önce videolardan seyrettiğim metal maddeler ile göz göze geldim. O an alnımdaki çizgilerin yok olduğunu hissettim. Yüreğimde dolan güzel neşenin ve bundan sonra yaşayacaklarımın keyfiyle dikkatle bakıyordum. Benden önce öyle kederli ve huzursuz uzanmış duruyordu ki dev kukla… Zorlu yaşanmış bir kıştan sonra ilkbahar güler yüzünü gösterdiğinde, dünyadaki her şey nasıl değişir, her şeyin rengi nasıl parlar ve tazelik yüklü doğa gözümüze nasıl daha canlı ve yaşam yüklü gözükürse…  Benim yüreğime ve gözlerime yüklediğim anlam da öylesine mutlu bir değişime neden oldu çevremdeki her şeyde…  O anda tüm endişelerimden kurtulmuştum. Ve bir an önce gösteride görev alacağım alanı öğrenmek için sabırsızlanıyordum. Kendimi alabildiğine iyi hissediyordum ve bir o kadar da heyecanlıydım! İçten içe mutlak olarak emin olduğum bir şey vardı: Ben şanslı bir adamdım.

Hangar’ın içinden dışarı doğru bir ses; az sonra görev dağılımlarının yapılacağını ve herkesin yaka kartlarını almak üzere içeri geçmesi gerektiğini söylüyordu. Kısa bir süre içinde herkes dizilen sandalyelerde yerini aldı. Ve az sonra “La Fura Dels Baus” ekibinin yaratıcıları karşımızdaydı. Kendilerini tanıtmakla başladılar işe sonra bugüne kadar yaptıkları etkinliklerden video görüntüler yansıtarak nasıl bir çalışma disiplini içerisine gireceğimizi ve nasıl bir gösteri oluşturacağımızı görerek fikir edinmemizi sağlıyorlardı. Ve canlarımızı emanet edeceğimiz kişiler… ‘ANİGAMİ’.

Tek bir sıra halinde yan yana dizilmiş karşımızda duruyorlardı. İçlerinden biri Türkçe kelimeler kullanarak bizim güvenliğimizi sağlayacakları konusunda ortak dil kullanmaya çabalıyordu. Belki de canlarımızı onlara emanet edeceğimizden kaynaklı bize en yakın ifade biçimini tercih etmişti. Bir anda hepimizin sempatisini kazandı. Yaratılan sıcak atmosferde uyulması kesinlikle gerekli olan kurallardan bahsettiler ve ekipmanlarımızla tanışmamızı sağladılar. Ve ardından görev dağılımları yapılmaya başlandı. Profesyonel dağcılar, paraşütçüler, mağaracılar ayrıldı bir kenara. Ben amatör dağcı olduğum için ses çıkarmak istemedim! Hepsi bir kenara ayrıldıktan sonra kaldık kel başta kuş tüyü kadar başka bir kenarda. Sonra ismim okundu. “Floor Painters” lardan biri olacaktım. Duvar boyayıcıları… Harika!’ diye düşündüm.  Baht dönümünün böylesi… ‘Yükseklik korkusunu yenmek için günlerce kendinle savaş ver… Şimdi aldığım sonuç? Boya badana…  Asla verilen rolü beğenmediğim düşünülmesin. Fakat bu iş ne kadar yüksekte gerçekleşebilirdi ki? Aldım görevimi oturdum yerime yinede yapacağım işin heyecanı yüreğimde…  Henüz görev almayan arkadaşlarımız vardı. Ve bu sebepten yüzler biraz rengini yitirmeye başlamıştı. “Human Net” dedi  hocam. “Yüzleriniz solgun solgun durmasın arkadaşlar! Herkes en az bir görev alacak. Ve birkaç kilit görevde yer alanların dışında, başka bir görevi olanlar dahi Human Net  içinde görev alacak.” Ağzım kulaklarıma vardı. Evet, bu korkumla yüzleşebileceğim anlamına geliyordu. Mutluluktan yanımdaki arkadaşıma o ana kadar hiç duymadığım sevgiyi duydum.

Saatler ilerledi ve oldukça yüksek tavanlı hangarın içerisinde ilk provamızı yapmak üzere sıralanmaya başladık.  Çok geçmeden temel hareketler adım adım uygulanmaya başlandı. Hepimiz verilen komutları yerine getirmeye çabalıyorduk. Tabi bunu uygulamaya çabalarken şüphesiz çok gülünesi haller de alıyorduk. Bu keyifli an içerisinde bile bir yandan hala zihnimin tehtidi altındaydım. “Burada yapması çok keyifli değil mi… Yukarıya asıldığında nasıl hareket edeceksin bakalım?” diye konuşup duruyordu. İlgilenmedim. Birinci prova günümü, ayakta ve yerde uygulanan devinimlerle… Cevap bulan ve yerlerine yenileri oturan soruların ağırlığıyla sonlandırdım. İkinci ve üçüncü gün çok daha hareketli anlar yaşanmaya başladı.  Artık gösteri üzerine bİrçok eylem eş zamanlı farklı noktalarda prova ediliyor ve ortama müthiş bir karnaval havası katıyordu. Evet geçen iki günün ardından büyük an yaklaşmıştı. Bu akşam 21:30-22:00 sularında “Human Net” için çelik halatlara bağlı ilk prova gerçekleşecekti.

İşte, işte başlıyordu. Vinç; bomunu açmış, çelik konstrüksiyonunu kancasına oturtmuş, çelik halatlar monte edilmiş, her biri tek sıra halinde ve kendi içinde kancalarla donatılmış… bizleri asmak üzere gözlerimin önünde duruyordu. Allahım allahım… Heyacan, korku, uyuşukluk, karıncalanma, tedirginlik, mutluluk, mide bulantısı, yürek sıkıntısı… Ne duygu hali mevcut ise bedenimin her bir hücresine baskı yapıyordu… Kaskatı kesilmiştim. Saniyeler geçtikçe korkumla yüzleşmeye daha da yaklaşıyor kendimi rahatlatmak adına bildiğim ne yöntem varsa uyguluyordum. Ve çelik halat Harness’ımın kancasına yerleşmişti… Derin bir nefes aldım ve ardından kahkahalara boğuldum. Hemen yanımdaki Forklift’in operatörü bana doğru dönmüş, yüzümdeki saçma kahkahaya anlam vermeye çabalıyordu. Nedenini anlamış olacak ki o da benimle birlikte gülmeye başladı. Benden önce iki sıra havalanmış ve artık benim sıram gelmişti. İlk olarak bacaklarımdan kavradı yüksekliğin elleri… Keskin,can yakan bir baskı oluştu bedenimde. Tutunmanın hiçbir çare olamayacağını zihnim kavradığı halde belli bir yükseliğe ulaşana kadar bir bütün olmuştu çelik halat bedenimle. Kısa bir süre sonra ellerimi bırakıp, sırtımı boşluğa yaslama cesareti bulmuştum. Gözlerimi açtığımda 30 metre kadar yerden yukarıdaydım. Çıplak bir bedenin buz gibi soğuk suyla ilk öpüşmesi nasıl ki nefes almayı zorlaştırıp boğulma hissi yaratır ve yürek derin çırpınışlarla tutunursa yaşama… Öyle tutunmuştum    bende demir halatlarla yaşama. Sonra başımı yavaşça gökyüzene kaldırıp, diktim gözlerimi yıldızlara ve ellerimi özgür bıraktım ve her saniye yerden birkaç metre daha uzaklaştım. İşte İstanbul… İstanbul. Heyy! Silüeti ile ruhları kışkırtan, uğruna savaşlar verdirip içinde yıkımlar biriktiren eşsiz kent. Binlerce yıl tecavüze uğradığın halde ne ne güzel açıyorsun, ne candan sunuyorsun yüzünü seni görmeyi bilene… Senin bedeninde var oldu nice uygarlıklar… Senin toprağında can buldu ne krallar, ne hükümdarlar, ne düşünürler, ne sanatçılar… Senin o güzelliğini, senin tarihsel ve kültürel birikimini böylesine el ele, göz göze yaşamak şansını vermişken bana… Korkmaya hakkım yoktu daha. Bıraktım tüm korkuları, sımsıkı sarıldım sana… Ve Nazım’ın dizeleri sızıverdi dudaklarımdan ve bütünleşti yarattığın ruh halinin harmanıyla…

Bu anda;

Ne düşmek dalgalara, ne korku

Bu anda;

Ne boşluk, ne kavga, ne hürriyet, ne yarın.

Gökyüzü

Çelik halatlar

İstanbul ve Ben…

Bahtiyarım…

“Bir rüya, bir rüya olmalı bu” dedim tabanlarım yere dokunduğunda…  Mutluluktan ağlamak üzereydim. “Yeneceğim, yenebilirsem ancak sanatla yeneceğim” demiştim diye hatırlatıyorum. Bu sözlere tanık olmuş o an yakınımda bulduklarıma… Onlar da gülümseyerek onaylıyorlar. Çıkarıyoruz Harness’larımızı ve yarın buluşmak üzere koyuluyoruz yola…

***

Bir üretim bu kadar mı iyi gelir insana? Nasıl bir yaratım özgürlüğü, nasıl bir zeka yansımasıysa… Her parçasında ayrı bir hal yaşatıyor insana. Günler birbiri ardına geçtikçe daha da bütün oluyoruz. Proje çalışanları, “La Fura Dels Baus” yönetenleri ve gönüllü oyuncu, dansçı, akrobat, dağcı, mağaracı, paraşütçü arkadaşlarla… Sandviç saatlerimiz bile bir başka kolektif ruhla paylaşılıyor, geniş bir çember oluşturup sohbetlerimizi ve doymayan arkadaşlarımıza uzatıp sandviçlerimizi paylaşıyoruz. Naim, kucağında meyve suyu kutuları, kolunun altında kimi yenmiş kimi yenmeyi bekleyen sandviçlerle yaklaşıyor yürekten gülümsemesiyle bulunduğumuz çembere. Naim’in gelişinden, insanların iç içeliğinden mutluluk duyuyorum.  Ve gülümsüyorum. Özellikle sanat alanında; aşağılık sistemin boğazımızdan tutup içine girmemiz için dayattığı rekabet ve linç ortamına… El ele tükürebildiğimize… Birliktelik ve dayanışmanın berraklığını paylaşabildiğimize… Her gün biraz daha insanlaşabildiğimize ve o alışılmışın ötesindeki gösteriyi İstanbul halkıyla paylaşabildiğimize… Bir kez daha şanslı hissediyorum kendimi… Ve ve ve teşekkürlerimi sunuyorum bu bütünün oluşmasını sağlayan her bir bireye…

Konuyla ilgili ayrıca şu linklere tıklayınız.

Dünyanın en çarpıcı gösteri sanatları topluluğu İstanbul’da

“İstanbul İstanbul” gösterisi için 80 gönüllü genç aranıyor

La Fura Dels Baus’a hazır mısınız

Yorum


işlemi tamamlayınız: