Londra’da Esrarengiz Bir Tiyatro Oyunu

[İldem Wilson’ın Dipnot Tablet’ te yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Londra’da, You Me Bum Bum Train adlı tiyatroyu ilk duyduğumdan beri peşindeyim. Biletlerine ulaşmanın çok zor olduğu, 40 bin kişinin bekleme listesinde bulunduğu ve içeriği çok gizli tutulan bu performans bu ay gösterime başlayacak. Fakat Barbican’da satışa sunulan biletleri çoktan tükendi. Bilet bulamadım belki ama, gizli cemiyetlere olan zaafım yüzünden, hakkında bir şeyler öğrenmek istediğim bu esrarengiz tiyatro oyununda gönüllü olarak oyunculuk yapmak için başvurdum. İlk toplantıda en azından You Me Bum Bum Train ‘nedir’ ve ‘ne değildir’ ile ilgili merakım biraz giderilmiş oldu, ama bu sefer de oyunun kendisini daha çok merak etmeye başladım.

 YMBBT’nin aylar önce takibe aldığım Twitter hesabından geçen hafta şu beklediğim anons yapıldı: “Gönüllü oyunculuk için başvurular açıldı”. Oyuna ilginin yoğun olduğunu bildiğimden, sokağın ortasında durup hemen online başvuru formu doldurdum. Bir kaç saat sonra yeni gönüllüler için yapılacak olan tanışma toplantısının yeri ve saati mail olarak gönderildi. Mekanı son ana kadar gizli tutulan ve her seferinde başka bir mekanda sahnelenen oyun bu sezon Stratford’u seçti. Olimpiyat köyü yakınlarında, içi yıkık dökük eski bir binada çalışmalar başlamış bile. Büyük bir telaş içinde gönüllüleri seçip en ince detayına kadar düşünülmüş sahneleri hazırlamaları için sadece bir iki haftası kalan ekibin heyecanı ve enerjisi tanışma toplantısında da hissediliyodu.

Londra’da az bulunur güzellikteki bir yaz akşamı gittiğim bu randevu, Stratford Broadway üzerindeki terkedilmiş bir binada idi. Kapıyı açıp içeri girdiğimde, içeride çekim izni veren bir formu imzalayan genç bir kalabalık vardı. Bu formları teslim ettikten sonra üst kata doğru ilerlerken, yıkık dökük binanın her katta çok sayıda küçük küçük odaları olduğunu gördüm. Bu odalarda belli ki bir çeşit dekorasyon ve alt yapı çalışması sürüyordu, ve henüz çok bir ilerleme yoktu. Yaklaşık 70-80 kişilik gönüllü grubu olarak oturup oyunun yaratıcısı iki arkadaş Kate Bond ve Morgan Lloyd’dan fikrin ilk çıkışının hikayesini dinledik. Anlattıklarına göre, Kate ile Morgan ve arkadaşları üniversiteden mezun olduktan sonra, bir cok insanin yaşadığı o ne yapacağını bilmez psikoloji ile, kendilerini büyük bir boşlukta hissetmişler. Bunun üzerine yapabilecekleri tek şeyin, mutlu olacakları bir şey yaratmak olduğuna karar vermişler. Kendi tasarladıkları ve belki durum tiyatrosu olarak adlandırılabilcek bu deneysel oyunu, ilk olarak etraflarındaki arkadaşları üzerinde test etmişler ve herkesin çok etkilendiğini görmüşler. 2004’den bu yana gitgide daha da gelişen prodüksüyon, iki yıl önce Oxford Samuel Beckett tiyatrosu öldülüne layık görüldü.

 Bu tiyatro oyununu izleme şansı olan insanların performansın hemen ardından söyledikleri de merakı oldukça perçinliyor. Sade vatandaşların yanında, İngiltere’nin en ünlü isimlerinin de içlerinde olduğu You Me Bum Bum Train izleyicileri -ki aslında bunlara “passengers” yani “yolcular” adı veriliyor- yaşadıkları deneyimi anlatmakta zorlanıyorlar. Bu çok tanıdık isimlerin arasında bulunan Stephen Fry, Jamie Oliver, Jonathan Ross, Old Vic tiyatrosunun sanat yönetmeni Hamish Jenkinson ve The Independent ve Evening Standard gazetelerinin sahibi Evgeny Lebedev’in “hayatımın en inanılmaz deneyimiydi” diyerek ipucu vermeden anlatmaya çalıştığı bir tiyatro oyunu bu.

 Toplantıda verdiğimiz söze sadık kalarak oyun hakkında spoiler vermeyeceğim. Fakat genel olarak tarif etmek gerekirse oyun 20’ye yakın farklı durum konsepti üzerine kurulu ve izleyici sadece tek bir kişiden oluşuyor. Yani tek kişi için 20 adet farklı durum kurgulanıyor ve bu durumarın konsepti en ince detayına kadar düşünülerek, ortamın kokusundan ısısına kadar her türlü algınızı kontrol altına alan çok gerçekçi sahneler oluşturuluyor. İzleyici (ki burada interaktif bir pozisyonda) kendini birbiri ardına gelen bu sahnelerin içinde olaya müdahil halde buluyor. İşte bu gerçekçi sahnelerin hazırlanması için çok büyük bir çalışma yapılıyor ve sayısız gönüllüye ihtiyaç duyuluyor. Tiyatronun büyük bölümü gönüllüler tarafından kuruluyor. Çivi çakıp, dekor hazırlamaktan, sahneyi daha gerçekçi kılacak en ufak aksesuara kadar gönüllüler bu prodüksüyonda çok büyük rol oynuyor. Kısacası herkesin bir araya gelip büyük bir hevesle her seferinde sadece bir kişi için hazırladığı, Kate ve Morgan’ın sözleri ile: “hayatı boyunca bir daha yaşama fırsatı bulamayacağı bir deneyim” yaşatmak için sahnelenen deneysel bir tiyatro oyunu bu.

 Hakkında öğrendiklerimden sonra çok daha fazla dahil olmak istediğim bu oyun sadece esrarını ve sürprizlerini koruduğu sürece bir anlam ifade ediyor. O yüzden bir sezon daha bilet umuduyla beklesem mi, yoksa gönüllü olarak katılıp bütün sırrı öğrensem mi ikilemi arasında kalmış durumdayım.

Dipnot