Tiyatro Festivali’nde Yerli Dalga

Fatih Gençkal

Bu yazıda İstanbul Tiyatro Festivali’nin programındaki Yeni Dalga kategorisinde yer alan sanatçılarla kurduğu ilişkiye ve bu bölümde yer verdiği “genç tiyatro ve dans gruplarına” sunduğu ortama dair izlenimlerimden bahsedecektim. Ben ilk kez İstanbul Tiyatro Festivali’nde –Yeni Dalga adlı bölümde- bir oyun sahneye koydum, ilk kez işin içinde bizzat bulundum; daha önce festivale katılanlar için durum ne kadar böyleydi emin olamadığım için onların da izlenimlerini paylaşmaları yararlı olur diye düşünüyordum. Sonra bu yılki festivale katılan birçok yerli topluluk ve sanatçıyla görüşünce bu yazının konusunun Yeni Dalga ya da bu yılki festival ile sınırlı olmadığına kanaat getirdim. Ancak kendi deneyimim bu ikisine dair olduğu için bunlar üzerinden yazacağım.

Yeni Dalga: Yetişmekte olan Sanatçılar?

Yeni Dalga, festivalin basın bülteninde “9 genç tiyatro ve dans grubu kendi alternatif mekânlarında seyirciyle buluşacak” diye açıklanıyor. Festival katalogunda Yeni Dalga ayrı bir bölüm olarak ayrılmamış, sadece bu kategoride yer alan çalışmaların yanına Yeni Dalga ibaresi eklenmiş. Ne festivalin basılı malzemelerinden ne de festival yetkililerinin yazı ve konuşmalarından bu kategorinin içeriği ve misyonuna dair daha ayrıntılı bir bilgi edinebiliyoruz. Bu durumda bu kategori içindeki gruplara ve işlere bakarak Yeni Dalga’nın anlamı ve misyonu üzerine bir çıkarımda bulunmak durumunda kalıyoruz. Seçkide bütün sezon tamamen kendi imkânlarıyla oyun üreten, büyük risklere girip mekân sahibi olan ve bu özellikleriyle ortaklaşan üç topluluk var: SahneHal, ikincikat ve Tiyatro Artı. Bunların dışında Aslı Erguvan, Entropi Tiyatro, Ekip topluluklarının oyunları ile İlkay Türkoğlu’nun ve Leyla Postalcıoğlu-Benjamin Block ikilisinin dans gösterileri var. Bir de kendi topluluğum Studio 4 İstanbul’un projesi. Bu toplulukların ne sanatsal dil, ne örgütlenme, ne de politik duruş olarak bir ortaklık sergilediklerini düşünüyorum. Kaldı ki, bu toplulukların ve sanatçıların birbirleri ile yakın ilişki içinde olduğunu ya da kendilerini ortak bir platformda gördüklerini söylemek zor. Bu durumda bu toplulukların bir araya getirilme sebeplerinin sahne sanatları alanında görece olarak yeni olmaları olduğu düşünülebilir. Bu her ne kadar kendi topluluğumun 2002 yılında kurulmasını referans alarak sanat yaşamına bundan daha sonra başlamış başka sanatçı ve toplulukların Yeni Dalga içinde olmayışını açıklamasa da festivalin Yeni Dalga adı altında muğlâk biçimde de olsa bir tür emerging artist yetişmekte olan sanatçı– kategorisi oluşturduğu anlaşılıyor. Bu kategori, bütün dünyada görece genç sanatçıları ve işlerini henüz yetkinleşmemiş varsayarak değerini azımsayan ve kabul görmelerini muğlâk bir meşru/yetkin tiyatro alanına geçiş koşuluna bağlayan başlı başına sorunlu bir kavram. Ancak bu kavramın bir işlevi var: Kariyerinin başında kendi imkânlarıyla iş yapan ve işlerini sergileme ve yayma fırsatlarına erişimi zayıf olan söz konusu sanatçılara bu olanakları sağlamak, onları desteklemek ve işlerini görünür kılmak. Ancak İstanbul Tiyatro Festivali, belirsiz söylemi ve bu kategorideki sanatçılara yaklaşımı ile ne onlarla ne de yaratım koşullarıyla ilgilendiği izlenimini veriyor.

Festivalin Sanatçıya Sunduğu Ortam

Bunu festivalin Yeni Dalga’daki sanatçılarla ilk andan itibaren kurduğu ilişki ve sunduğu koşullara dayanarak söylüyorum. Ben, İstanbul Tiyatro Festivali’ne Olmamış mı? adlı projemle Ağustos sonunda başvurdum. Bu başvuru projenin genel bir tanımını içeren basit bir belgeydi, bütçeye ya da yapım gereksinimlerine dair bir şey belirtilmemişti. Bunları içerecek daha geniş kapsamlı bir belge hiçbir aşamada talep edilmedi. Projem Ocak sonunda festival programına alındıktan sonra festivalle görüşmeye çağrıldım. Burada projemin “genç, alternatif tiyatrolara ayrılan bir bölümde” olacağını öğrendim. Toplantıda projenin amacı, nasıl gerçekleşeceği, festival programındaki yeri vs. üzerinde durulmadı, teknik meseleler konuşuldu: Festivalde prömiyer yapmamız gerektiği1, iki oyun oynayacağımız, oynayacağımız mekanın prova ve set-up için iki gün bize tahsis edileceği, festivalin Yeni Dalga’ya teknik destek, prova mekanı desteği ya da herhangi başka bir destek veremediği söylendi. Bununla birlikte, topluluklara festivalde sergileyecekleri oyun için kaşe ücreti ödenmeyeceği, oyunlarının gişe hâsılatı üzerinden ödeme yapılacağı belirtildi. Başka bir şey konuşulmadı. Bu durumun, Yeni Dalga’nın misyonuyla ilgili belirsizlikle birleşince söz konusu sanatçıların kısıtlı olanağa sahip olma, tamamen kendi imkânlarıyla iş üretme zorunluluklarını ve görünürlük problemlerini perçinlendiği ve yetişmekte olan sanatçı kavramını bile bir mite dönüştürdüğü kanısındayım.

Bir festival tabii ki programındaki yapımlara destek vermek zorunda değil. Ancak festival eğer yetişmekte olan sanatçı kavramını bir kenara bırakıp bu kategorideki oyunlara herhangi bir destekte bulunmamayı seçiyor ise bu gruplardan bunları nasıl karşılayacaklarına dair bir bilgilendirme ya da teyit almalıdır ki kendi programını garantiye alabilsin. Ancak bu konu, festival komitesi ile yaptığımız ilk ve tek toplantıda konuşulmadığı gibi festivale oyun hazırlayacağımızı taahhüt ettiğimiz sözleşmeyi de oyundan bir gün önce imzaladık.

Festivalin Dışında Kalan Festival Sanatçısı

Festivalin bizlere yönelik bilet ve davetiye politikası yukarıda anlattığım özensiz ve muğlak tavrı bir adım daha öteye götürüyor. Festival, biletlerinin satışa çıktığı günün sabahında bize gönderdiği e-mailde mekân sorunu nedeniyle festivale katılan yerli topluluklara kendi oyunları için 4 adet tek kişilik davetiye verileceğini, diğer yerli oyunlara indirim ve davetiye uygulaması olmadığını, topluluk başına üç yabancı oyuna %25 indirimli iki kişilik bilet alınabileceğini bildirdi. Bu durumun pratikte işaret ettiği şuydu: 1-Sadece dört kişiyi oyunumuza davet edebileceğiz, 2-Diğer yerli toplulukları izleyemeyeceğiz, 3-Dünya tiyatrosunu takip edebilmemiz için bu yıl seçilen 6 yabancı oyunun 3’ünü indirimli biletler hemen tükendiği için ancak yaklaşık 100 TL’lik bilet alabilirsek izleyebiliriz. Bu da kendi imkânlarımızla bir oyun sahnelemeye çalışırken pek olası değil. Ya da Muhsin Ertuğrul’un kapısında son anda biletsiz olarak içeri alınmayı bekleyebiliriz. Festival sanatçısı olan birçok arkadaşımın yaptığı gibi.

Ben Tiyatro Festivali boyunca İstanbul’da olup da festivalden bu kadar uzak olduğum başka bir yıl hatırlamıyorum ve bu durumdan son derece rahatsızım. Festivaldeki en popüler çalışma olan Hamlet’in ekibiyle kendi oyunumun destek partisinde bir araya geldiğimiz bir akşam topluluğun prodüktörüne oyunlarını izleyemediğim için üzgün olduğumu söyleyince bana şaka yollu üzerinde Festival Artist yazan yaka kartını uzatıp “Al, bir de bununla girmeyi dene” demesi durumun absürtlüğünü anlatan bir durumdu. Festival ile olan ilişkim bana yetişmekte olan sanatçı gibi bir kategori içinde addedildiğimi, ancak ne yetişmekte olduğumu ne de sanatçı olduğumu hissettiriyor. Bununla ilgili etrafımdaki diğer sanatçılarla konuştuğumda bu durumun Yeni Dalga ya da yetişmekte olan sanatçılar ile ilgili olmadığını, yerli sanatçılar ile ilgili olduğunu fark ettim ve hayal kırıklığım katlandı. Bu durumun festivalden destek alan yapımların sahipleri dâhil tüm yerli sanatçılar için geçerli olduğu inanılması zor bir gerçek.

Yetişmekte olan kim?

İstanbul’da sahne sanatları alanında çalışan sanatçı ve toplulukların ciddi var oluş sorunları var. Büyük bir çoğunluğu ne yok denecek kadar kısıtlı kamu fonlarından ne de özel kurumlardan destek almadan kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışıyor. Bu durum genç yaşlı demeden tüm sanatçıların üretimine sekte vuran bir gerçek. Festivalin bu durumu ne söylem ne de eylem düzeyinde telaffuz etmesinin “genç” olarak adlandırdığı sanatçılara karşı sorumsuzca olduğunu düşünüyordum ancak şu anda festivalin belki de tüm Türkiye tiyatrosuna yetişmekte olan sanatçılar gözüyle baktığına ve esas prestij kaynağı olarak gördüğü büyük yabancı prodüksiyonlarla ilgilenmek istediğine kanaat getiriyorum. Çünkü bu yılki festivalin koşulları altında yerli topluluklar ne emeklerinin karşılığını alabildiler, ne birbirlerini ve yabancı toplulukları (legal yollardan) izleyebildiler, ne bu sanatçılarla gerçek bir iletişim içinde olabildiler, ne kendi görünürlüklerini artırabildiler, ne de çalışma olanaklarını ve üretim kalitelerini ileri taşıyabilecekleri olanaklar yakaladılar. Bütün bunlar tam da benim bir festivalden en önemli beklentilerimdir.

Sonuç olarak yukarıda anlatmaya çalıştığım sebeplerden dolayı şu haliyle Türkiyeli sanatçılar için hayal kırıklığı yaratan İstanbul Tiyatro Festivali, programındaki tüm sanatçılara, seyircisine ve kamuoyuna misyonunun ne olduğuna ve bunu nasıl gerçekleştirmekte olduğuna dair net bir açıklama borçlu. Böyle bir açıklama kulaktan kulağa konuşulan, sebebi anlaşılmayan, festivalle sanatçılar arasında ve sanatçıların kendi aralarında tatsız durumlar yaratan birçok uygulamayı ve belirsizliği ortadan kaldırabileceği gibi herkesin festivalden beklentisini de netleştirecektir. Biz Türkiyeli sanatçılar da ne istediğimizi ve kendimiz için nasıl bir gelecek öngördüğümüzü daha yüksek sesle dile getirmeliyiz.

1  Tiyatro Festivali yerli sanatçılara karşı net olmayan bir politikaya sahip. Çoğunlukla yeni projelerle başvuru kabul eden festival, birçok topluluğun festivalde prömiyer yapmasını zorunlu kılarken, bazı topluluklar hazır oyunlarla festivale davet ediliyorlar. Bunun festival programı içinde farklı kategoriler oluşturarak yapılması anlaşılabilir ancak festivale başvuran yapımlarda daha önce İstanbul’da sergilenmeme şartı aranıp programa herhangi bir açıklama yapmadan İstanbul’da sergilenmiş oyunların da alınması kafa karıştırıcı.

Yorum


işlemi tamamlayınız: