‘Tiyatro’ya Destek Yağdı

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na Türkiye ve yurttan destek yağdı.

Türkiye’den KESK, tiyatro sanatçları, eleştirmenler hep bir ağızdan Belediye Tiyatrosu’nun yanında olduğunu, “KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!” diye haykırdı.

İşte gelen destek mesajları;

LEFKOŞA BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU EMEKÇİLERİ’NIN YANINDAYIZ…

Öncelikle, “Tiyatro kimin umurunda, olsa da olur olmasa da” söylemine karşı Kültür Sanat-Sen olarak mesajımız var; siz gitmeyin Tiyatroya, evinizde yarışma programı izleyin, en acıklısından dizileri izleyin, kimse karışmaz size; gitmiyorsunuz diye Tiyatro yok olmayacak, hatta yıkmaya çalışsanız da yok olmayacak; çünkü Tiyatro binadan ve bütçeden çok daha fazla bir şey, gereksiz diye yutturamayacağınız , topluma ait ve yüzyıllardır iktidarların öldüremediği bir değer!

Değerli dostlar,

Sanatı yemek üzerine yenen tatlı olarak gören AKP zihniyetine ve onun takipçilerine Kültür Sanat-Sen olarak cevabımız bellidir; Sanat insanın ve insanlığın keşfidir, bu nedenle de, Sanat hükümetlerin zihniyetlerini yansıtamaz; Evrensel mirastır ve topluma aittir.

Türkiye’de ve KKTC’de Sanat kurumları ve özellikle Tiyatrolarda yapılmak istenen,yapısal değişikliğin toplumun ihtiyaçlarıyla bir ilgisi yoktur; Sanat kurumlarının Devleti batırdığı iddiası ise olsa olsa gülünçtür. Hükümetler tarafından trilyonlar harcanan ve sonuçsuz kalan ya da TOKİ gibi ölümcül sonuçları olabilen projeler için halkın cebinden çıkan paralardan hiç söz edilmez iken, Sanat kurumlarının kıtı kıtına yeten minyatür bütçeleri gereksiz israf ilan edilmiştir. Şimdi aynı oyun KKTC’de sahnelenmektedir.

Bu tartışmayla yapılmak istenen, Küresel sermaye sistemi tarafından yaratılan tüketim toplumu projesi içinde, toplumların insana odaklanmasını engellemektir; çünkü sermaye medyasının ticari estetik anlayışıyla topluma dayatılmak istenen “sanat tüketimi” jargonu tutmamış, toplumlar sanatı her zaman ayrı bir yere koymuş, bu piyasacı anlayışa karşı, toplumun örgütlü kesimleri mücadelesini tüm engellemelere rağmen büyütmeye devam etmiştir. Hal böyle olunca, hükümetler için tek çare kalmıştır; sanatı, sanatçıyı, sahne emekçisini itibarsızlaştırarak, mevcut yapıyı ortadan kaldıran köklü yapısal değişikliklerle, sanatın işlevini ve anlamını yok etmeye çalışmak.

Sendikamız, Sanatın toplumsal işlevine ve anlamına karşı Türkiye ve KKTC’de başlatılan bu yıkım seferberliğine karşı her zaman olduğu gibi sesini duyurmaya, sanat emekçilerine yapılan hakaret ve saldırılara karşı her türlü mücadeleyi sürdürmekte kararlıdır.

Kültür Sanat-Sen olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde mücadele veren siz Lefkoşa Belediyesi Şehir Tiyatrosu emekçileri dostlarımızın “sanatta demokrasi” eylemine selam gönderiyor, birleşik emek mücadelesine olan inancımızla, her zaman yanınızda olacağımızı bildiriyoruz.

Faşizme karşı sanatıyla tüm Dünyayı etkilemiş olan Bertolt Brecht”in dediği gibi;

“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!”

Saygılarımızla


LEFKOŞA BELEDİYE TİYATROSU’NUN

ONURLU MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ

1980 yılında, despotluğu marifet sayan siyasiler, KKTC Devlet Tiyatrosu’ndan 4 sanatçıyı, bir bahaneyle kurumdan uzaklaştırmışlardı.  Uzaklaştırılanlar o günkü belediye başkanının desteği ile ve belediyenin dar imkanları ile yola çıktılar.

Tiyatro yapabilmek için yerine göre at arabasıyla yol aldılar, yerine göre çevresi yosun bağlamış bir sobayla ısınan bir depoda oynadılar, gün oldu varillerin üstüne kalasları dizip sahne kurdular, günü geldi minik şirin sahnelerine kavuştular. Geliştiler, serpildiler, büyüdüler. Çağının sorunlarına duyarlı ve geniş bir repertuvar yelpazesi uyguladılar.

Küçük kadroları yetmediği zaman, emekli karagözcü öğretmenden komşu müzisyene, emekli komiserden Dışişleri Bakanlığı “Rum Masası Şefi”ne kadar sanat aşkı ile dolu insanları sahneye çıkarmayı başardılar. Aradan geçen 32 yıl boyunca Kıbrıs’ta sanatın ışığını yaydılar. Kıbrıs Türk tiyatro hareketinin tarihini yazdılar.

Kıbrıs’ta açık kapalı tiyatro binalarının oluşmasında öncülük ve danışmanlık yaptılar. Seminerler düzenlediler, sanat ürettiler.  Kesintisiz hizmet verdiler, son 10 yılda başarılı bir organizasyonla “Kıbrıs Tiyatro Festivali”ne ev sahipliği yaptılar. Perdelerini hiç kapatmadılar. Dünyaya, toplumuna ve insanına karşı sorumlu, düzeyli bir tiyatro oldular.

Üstelik bütün bunları yaparken, asla ucuz siyasi anlayışlara, particiliğe teslim olmadılar… Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, öncelikle bir Halk Tiyatrosudur. Halkın içinden doğmuştur ve halkın bir parçasıdır. Kendini yenilerken, değiştirirken aynı zamanda o şehrin insanlarını da yenileyip değiştiren bir tiyatrodur. Kültürüyle beslendiği topraklardan gelenekseli alıp,  sanatın özgür, evrensel yanıyla birleştiren bir tiyatrodur.

Şimdi 32 yıllık emek, hizmet ve yaratıcılık, yok edilmek istenmektedir.        Kanun hükmünde kararname ile belediye başkanlığına tayin edilmiş bir kaymakam başkaca işi kalmamış gibi, bu tiyatroya boyunduruk vurmaya, çökertmeye çalışmaktadır. Belediye Meclis kararlarına, tüzük hükümlerine ve daha da önemlisi otuz kusur yıldır halkla bütünleşen bir tiyatro olmasına rağmen Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nu işlevsizleştirmek, memurlaştırmak, çökertmek ve hatta yok etmek niyetiyle uygulamalara girilmektedir.

Basında paylaşılan ve tekzip edilmeyen “Tiyatro kimin umurunda”, “Tiyatro olmuş olmamış, ne farkeder”, tüzük ve Meclis kararları hatırlatıldığında ise “Hepsini iptal ederim” şeklindeki söylemler, bu aymazlığın ve ufuk yoksunluğunun açık kanıtlarıdır.

Aynı Türkiye’de olduğu gibi… Ödenekli tiyatroları vesayet altına almak istedikleri gibi… Lefkoşa Belediyesi Kültür Sanat Kurumu’nun bütçesinin ortadan kaldırılması girişimi, sanatın eleştiren, muhalif yanına tahammül edememektir.

Kıbrıs Devlet Tiyatrosu’nu uzun süre perde açamaz durumda tutmayı becerenlerin şimdi de Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nu hedef almış olmalarını şiddetle kınıyoruz!

Tarihin hiçbir döneminde tiyatroya boyunduruk vurulamadı… Tiyatroyu, özünde düşünceyi engellemeye kalkan anlayışlar sanatın gücü karşısında daima yok olup gitmişlerdir. Kıbrıslı siyasilerin bu siyasetsizlik karşısında, sanattan yana aktif tavır alacaklarını ummak istiyoruz! Kıbrıs’lı meslekdaşlarımızın, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun onurlu mücadelesinin yanındayız! Var gücümüzle ve sonuna kadar!

İŞTİSAN(İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği)

DETİS (Devlet tiyatrosu Sanatçıları Derneği)

ÇASOD(Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği)

OYUNCULAR GİRİŞİMİ

TEB(Türkiye Eleştirmenler Birliği)

TO-DER(Tiyatro Oyuncuları Derneği)

OYÇED(Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği)

TOMEB(Türkiye Oyuncular Meslek Birliği)

YÜCEL ERTEN

ORHAN AYDIN

RUTKAY AZİZ

ÜSTÜN AKMEN


BELEDIYE TIYATROSU’NU HIZAYA GETIRMEYE ÇALIŞIYORLAR…

Üzülerek öğrendiğimize göre Türkiye’den sonra Kıbrıs’ta da iktidar tiyatronun peşini bırakmıyor. Parasını ben veriyorum, ben ne dersem o olur zihniyetinin sanatın gelişimi için en büyük engel olduğunu hiç öğrenmeyecekler mi? Sanata harcanan paranın gelecek için en önemli yatırım olduğunu bilemeyecekler mi? Devletin görevi, sanata ve kültüre sadece özgür bir yaratma ortamı sağlamaktır. Gerisini sanatçı bilir. Son alınan kararla amaçlanan, 32 yıldır çeşitli güçlüklere göğüs gererek kamusal sorumluluğunu büyük bir özveriyle yerine getirmeye çalışan Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun elini kolunu bağlamak, diledikleri gibi hizaya sokmaktır. Yetkililerin çağdaş dünyadaki olumlu uygulamaları örnek alarak, Kıbrıs’ta tiyatroyu özerk ve bağımsız bir yapıya kavuşturmalarını, mali açıdan tiyatroyu güvenceye alacak bir düzenlemeye gitmelerini bekliyoruz.

DOSTLAR TIYATROSU

GENCO ERKAL


TEB: KAYMAKAM DANA, ‘DELI DANA’ OLARAK MI ANILMAK ISTIYOR

LEFKOŞA Türk Belediyesi yeni yönetiminin, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na (LBT) ayrılan ödeneği kesmesi üzerine bir açıklama yapan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) Başkanı Üstün Akmen, olayın Türkiye’deki uygulamanın uzantısı olduğunu belirterek, LBT’nun idamının istendiğini söyledi. Yeni yönetim için “Bari adam gibi ülkelerin uygulamalarını örnek alsalardı” diyen Akmen, uygulamanın sanata ve kültüre bir saldırı olduğunu ifade etti. Akmen sözlerine, Kıbrıs Türk kültür-sanat hayatında 32 yıldır istikrarlı bir şekilde sürekli üreten ve var olan LBT’nı kapatmak isteyen ve bundan böyle Belediye Başkanlığını yönetecek olan Kaymakam Kemal Deniz Dana’yı Kıbrıs’ı karanlıklara boğmaya teşebbüs etmekle suçlayarak devam etti.
Üstün Akmen, açıklamasında; “Bu kaymakam hangi yüzyılda yaşadığını sanıyor ki ‘kimin umurunda tiyatro’ ya da ‘tiyatro olmuş, olmamış ne fark eder’ diyebiliyor. Bu kaymakam bu cüreti kimden alıyor. Kendini sömürge valisi mi sanıyor. Hangi amaca hizmet ediyor, Kanun Hükmünde Kararname ile Belediye yönetimine el koyan bu adam, emek ürünü bir sanat kurumunu nasıl oluyor da işlevsizleştirmeye, verimsizleştirmeye, memurlaştırmaya, çökertmeye yelteniyor. Tüzük ve Meclis kararları hatırlatıldığında ‘hepsini iptal ederim’ diyebilecek kadar antidemokratik davranabilme cüretini kimden alıyor. Bütün bu davranış, kavrayış, algılayış, uygulayış bozuklukları için kimi ya da kimleri örnek alıyor. Bu adam “Deli Dana” olarak mı anılmak istiyor, bilmekistiyoruz” dedi..

ÜSTÜN AKMEN

ULUSLARARASI ELEŞTIRMENLER BIRLIĞI

TÜRKIYE BAŞKANI


BİR TOPLUMUN TİYATROSU O TOPLUMUN KİMLİĞİDİR !

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce kuruldu. Bu gün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, parlementosu, mülki yönetimleri ve yerel yönetimleri ile, bağımsız bir cumhuriyet özelliklerine sahip olması için gösterilen çabalar ortadadır. Böyle bir yapılanma sürecinde 32 yıl önce Lefkoşa Belediye Tiyatrosu da kurulmuştu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendi varlığını oluştururken onun diplomasisini ve kültürünü de oluşturmak zorundaydı.

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bu kültürün oluşturulması sürecinde çok önemli roller üstlenmiştir. Kuzey Kıbrıs Eczacılar Birliği’nin Avrupa Eczacılar Birliği’ne üye olarak kabul edildiği günlerde, bizler sanat kültürünü oluşturmakla yükümlü sivil toplum kuruluşları, bu gelişmeyi de kültürel bir gelişme olarak görmüş, bağımsızlık ve demokrasi kültürü adına büyük sevinç duymuştuk.

Bu gün, Lefkoşa Belediyesi’nde yaşanan kriz nedeniyle, bir tür kayyum görevi ile belediye başkanlığına vekalet eden anlayış, 32 yıllık kültürel geçmişi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına önemli kazanımlar sağlamış Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na ve onun yapılanma şekline müdahelelerde bulunarak mı yaşanan krizi engelleyecektir ?

Ya da başka bir deyişle, yaşanan krizin nedeni Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun varlığından mı kaynaklanmaktadır ?

Vakfımız TOBAV, uluslarası alanlarda da kendini kabul ettirmiş, Türkiye Cumhuriye’nin en eski ve kurumsal yapıya sahip  uzman, sanatsal  sivil toplum kuruluşudur. UNESCO ya bağlı ITI (Uluslarası Tiyatro Enstitüsü)nün  üyesidir. Ayrıca Dünya Aktörler Federasyonu FIA nın da üyesidir. Bu üyelikleri nedeni ile merkezi Cenevre de bulunan Dünya Telif Hakları Örgütü WIPO ile de bağlantılı çalışmaktadır. Ayrıca TOBAV merkezi Nairobi de bulunan Birleşmiş Milletler HABITAT örgütü tarafından akridite olmuş bir sivil toplum kuruluşudur.

TOBAV, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu kurulduğu günden bu güne, KKTC nin sosyal kimliğnin oluşturulmasında, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nu bütün ulusal ve uluslararası toplantılarına çağırarak, bu toplantılarda, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu aracılı ile, KKTC nin bu toplantılarda temsil edilmesi için mücadele vermiştir.

Bu gün, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na yapılmak istenen müdaheleler, bu sosyal vakıa ya da müdahele anlamını taşımaktadır. KKTC kadar eski ve  başarıları ile KKTC nin kültürel oluşumuna büyük katkılar sağlamış bu tiyatronun işlevsizleştirilmesi girişimi, KKTC ye hem diplomatik olarak hem de oluşmaya başlayan devlet kültürünün kimliği açısından, zarar vereceği gibi, kendi başına diplomatik bir skandal da oluşturacaktır.

Mülki idare öğretisi almış kişilerin, sanat eserlerinin fikir ve düşünce haklarına sahip kişiler tarafından üretildiğini 1605 Bern Anlaşması ve Paris Şartı gibi belirleyici unsurlar dolayısı ile  çok iyi bilmeleri gerekirken, bu gün Lefkoşa Belediye Tiyatrosuna yönelik müdahele girişimleri ve yaratacağı zararların görülmüyor olması, kendi ayağına kurşun sıkmak kadar endişe verici bir davranıştır.

Lefkoşa Belediyesi’nde yaşanmakta olan idari krizin ise 32 yıllık başarılı geçmişi olan Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ile bir ilişkisi olmadığı da aşikardır. Aksi takdirde bu krizin 32 yıldan beri devam ettiğini iddia etmek gibi bir saçmalık yapılması gerekir ki, bu da abes ile iştigal olur.

Bu şartlar altında, söz konusu girişimlerden vaz geçilerek, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun eskisi gibi hatta eskisinden daha da üretken bir şekilde çalışması, özerkliğinin korunması için kalıcı önlemler alınması gerekir.

Bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları mensuplarının, Şehir Tiyatroları mensuplarının memur olmadıkları ne kadar net ise, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu mensupları da memur değildirler. Memur-laştırıla-mazlar !

Konuyla ilgili yanlışlıkların yapılmamasını, yapılmış yanlışlıklar var ise  bunlardan derhal  vaz geçilmesi gerektiğini  en yetkili mercilere önemle duyurmayı, ulusal ve uluslarası skandallara sebebiyet vermemek açısından sorumluluk olarak görüyoruz.

TAMER LEVENT

GENEL BAŞKAN

TOBAV Yönetim Kurulu a


LEFKOŞA BELEDİYE TİYATROSU TÜM ÇALIŞANLARINA!

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na yapılan baskı ve sindirme hareketi, Türkiye’de yaşadıklarımızın bir parçası. Aynı oyun oynanıyor! Tiyatronun çağlar boyu değişmeyen gücü, baskı rejimi hayalleri kuran yöneticileri hep korkuttu ve korkutmaya devam ediyor. Uyguladıkları yöntemler değişmedi, ama sonları da değişmeyecek. Kaybetmeye mahkumlar! Tarihin karanlık sayfalarına “hain” olarak geçecekler; isimleri bile anılmayacak! Mücadele veren, işbirliği yapmayan, mesleğini geçici, günübirlik çıkarlar için kullanmayan tiyatrocular da, insanlık ve sanat tarihinin aydınlık geleceğinin mimarları olacaklar.

Şu an hepimiz, duruşu sağlam, ödün vermeyen, mesleğine sahip çıkan tüm tiyatrocular, ayrı ülkelerde de olsak, aynı mücadelenin içinde birer nefer görevini üstlenmekteyiz. Dayanışma içinde, bölünmeden, aynı ortak hedefe kilitlenmek zorundayız!

32 yıllık onurlu, başarılı tiyatro geçmişiyle Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, hepimize örnek olmuştur. Başta Yaşar Ersoy olmak üzere, tüm çalışanları, üretimlerini ve kimliklerini gururla izlediğimiz tiyatroculardır. Kuruluşundan bugüne, uğradıkları baskıları, verdikleri mücadeleyi yakından izlemiş biri olarak, bu darbeyi de onurlu bir başarıyla atlatacaklarına inanıyorum.

“Tiyatro Pera” tüm çalışanlarıyla, “Lefkoşa Belediye Tiyatrosu”nun yanındadır. Ortak mücadelemizde, iletişim ve işbirliği içinde, üzerine düşen her görevi üstlenmeye hazırdır. En büyük silahımız sahnemiz, üretimimiz, aklımız ve izleyicimizdir. Bunları kimse elimizden alamaz ve kirletemez! Yeter ki biz sağlam duralım.

Tiyatro Pera çalışanları olarak; bir kararnameyle, seçimle gelmiş Lefkoşa Belediye Başkanı’nı ve Belediye Meclisi’ni bir kenara itip, atanmışlarla yeni düzenlemeler yapmaya kalkışan; “Lefkoşa Türk Belediyesi Kültür Sanat Kurumu”nu iptal eden uygulamayı şiddetle kınıyoruz! Her türlü mücadele anında, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu çalışanlarının yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz!

TİYATRO PERA

NESRİN KAZANKAYA

SANAT YÖNETMENİ


YAŞASIN SANAT, YAŞASIN TİYATRO

Sevgili sanatseverler, hepinize içtenlikle, MERHABA…

Öncelikle, keşke bir oyunun prömiyerinde ya da galasında buluşsaydık diyeceğim. Ama, ne yazık ki sanat üretmek yerine, şu düştüğümüz hallere bakar mısınız? Türkiye’de, Burhaniye’ye bağlı Taylıeli Köyü 3. Kültür Sanat ve Tiyatro Şenliği’nin coşkusu ve Köy Enstitüleri’nin ruhu kalbimde, İstanbul’a dönüyorum umut içinde… Ama, memleketim yine yangın yeri. Ne yazık ki, 2012 yılında, K.K.T.C.’de, Kıbrıs Türk Tiyatrosu’nun önemli kilometre taşlarından biri olan Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na ve emekçilerine yapılmaya çalışılanlara karşı hep beraber “TİYATROMA DOKUNMA” demek zorunda kalıyoruz. Gerçekten sanat adına, sanatçı adına, doğduğum topraklar adına çok ama çok üzgünüm.

Gelişmiş ülkelerde, tiyatro el üstünde tutulurken, sanatçılar onurlandırılırken; bizde neden “gereksiz” olarak görülür? Bakın hayatınıza, nedenini görürsünüz aslında. Bilinçli olarak duyarsız bir toplum yapıldık, farkında mısınız? Yıl 2012… Hala tiyatronun yasası bile yok… Birilerinin iki dudağı arasında sanat da bu kadar olur zaten. Böyle kafaya, böyle traş değil mi?  Mışıl mışıl uyumaya devam…

Dünyada göz göre göre, bilinçli olarak yok sayılan bir kara parçasında yaşayan yöneticiler, iş tasarruf tedbirlerine gelince neden önce “sanattan” başlar? Ama, birbirimizi yemekten, ülkeyi düşünemiyoruz ki! Memlekette almış başını bir particilik gidiyor! Nereye gidecekse? Görüldüğü gibi artık gitmiyor zaten. Yazıktır, günahtır beyler! Boşverin ama, günü kurtarıp mışıl mışıl uyumaya devam…

Sanatın olmadığı toplumlarda; duyarsızlığın, tecavüzün, gaspın, hırsızlığın, katilliğin, sevgisizliğin, saygısızlığın, sapıklığın, intiharların kol gezdiğinin farkındalar mı acaba? Şöyle bir etrafınızı görün ne olur! Bakmayın ama görün! Afedersiniz ama, sanatsız bırakılan bir toplumda; yontulmamış insanın hayvansı yönleri ön plana çıkar. Biliyor musunuz ki, Roma İmpatatorluğu, Roma’da tiyatro bittiği için çöktü! Hadi bitirin tiyatroyu da, başınıza çökecekleri görün! Mışıl mışıl uyumaya devam…

Evet dostlar, ilk insandan beri varlığını sürdüren tiyatro sanatı genelde hep koltuk sevdalılarını korkuttu nedense! Çünkü, tiyatro insanı “uyandırır”. Sömürenlerin amacı insanı mışıl mışıl uyutmaktır. Bu yüzden, kural değişmez; her zamanki gibi önce sanattan başlarlar. Soruyorum, 1974 öncesi birlik, beraberlik, inanç yüklü olan bu halka ne oldu? Neden, niçin çoğunluk bilinçli olarak duyarsızlaştırıldı? Çocukluğumu düşünüyorum da, bir masal gibi artık. Sanki o günleri ben yaşamamışım gibi! Doğduğumuz, doyduğumuz, hayaller kurduğumuz, sevdalandığımız, atalarımızın içinde gömülü olduğu toprakların sanatçılarına bugün her zamankinden daha çok sahip çıkılmalıdır. Çocuklarımız için, geleceğimiz için. Aman, boşverin canım, ne gerek var; mışıl mışıl uyumaya devam…

Son yönettiğim “Arka Bahçe” adlı oyunda da nasıl bir tüketim toplumu haline getirildiğimizi, değerlerimizin içinin nasıl bilinçli olarak boşaltıldığını, duyarsızlaştırıldığımızı anlatmaya çalıştım. Anlayana, görmesini bilene. Aynaya bakıp, gerçeği görmek cesaret ister, yürek ister ama! Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, herkesin dönüp “arka bahçesine” bakma zamanı geldi de geçti bile. Ama herkesin! İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına değil mi? Yoksa!

Hala kararlısınız, mışıl mışıl uyumaya devam!

Şimdi size bir örnek vermek istiyorum:

Kaynar bir suyun içine atın kurbağayı, bağırarak zıplar ve kaçar. Canını kurtarır anlayacağınız. Ama, atın serin bir suyun içine, kaçmaz, keyifle yüzer. Sonra da suyun altına yakın ateşi, 20 dakika sonra haşlanır kurbağa ve nasıl olduğunu bile anlamadan, ölür… UYANIN… Aman, boşverin, ne gerek var, mışıl mışıl uyumaya devam…

İşte, tiyatroyu bir toplumun içinden söküp aldınız mı, tıpkı kurbağa örneğinde olduğu gibi, yozlaşan insanlar yavaş yavaş yok olmaya mahkumdur. Üzgünüm ama, gözüken o ki, Kıbrıs Türkü için kazanların altı çoktan yanmaya başladı bile. Yakında, kazana atacak kurbağa da bulamayacaklar ya, neyse…

Hala uyumaya devam değil mi? Ne keyif!

Davet…

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, diller kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

NAZIM HİKMET RAN

MIŞIL, MIŞIL; HUZUR İÇİNDE, İYİ UYKULAR HERKESE!

HER ŞEYE RAĞMEN, YAŞASIN SANAT, YAŞASIN TİYATRO…

HÜSEYİN KÖROĞLU

22 TEMMUZ 2012

İSTANBUL


TİYATROYA TOKANAMAZSIN SN. ATANMIŞ MEMUR.

Insan insana sarılırsa ortaya insanlık çıkar.Ama biz bize sarılmazsak o zaman bize kimse sarılmaz .Çünkü asıl olan insandır.

Tiyatro neymiş ? Tiyatro kimin umurundaymış ?Sen benim memurumsun (yani kulumsun kölemsin)! Benim odamdan çıkarken arkanı dönmeyeceksin !  gibi beylik ve sünnetçi korkusu yaratmak için sizin ağzınızdan çıkan sözler ,Padişahlık dönemi sözleridir.yani osmanlı döneminin sözleridir. Unutma ki osmanlı dönemi kapandı-yani beğensek de beğenmesek de kıbrıs türkü cumhuriyetle yönetilir. Siz de sayın atanmış ( sıradan bir bürokratsınız. sizin maaşınızı da, milletvekilinin maaşını da,bakanının  veya başbakanının maaşını da  onları oraya seçimle getirirken halk olarak biz ödemeyi taahüt ediyoruz.Unutma bu ülke Demokrasi ile yönetiliyor temsili bile olsa.Biz halkız .Her dört senede bir de kimin maaş alacağının kararını da biz veririz . Bunu böyle bil sayın atanmış memur.Eğer bunu böyle bilmezsen , seni oraya atayanlara sor da onlar bileceklerdir.Gelelim senin aslında duyarlı biri olduğunu tv kanallarında söylemene ve Sen benim memurumsun anlayışına.Eğer sizin de dediğiniz gibi duyarlı biri olsanız demokrasi denilen sistemi  de anlardınız.Bir sanatçıyı memur olarak görmezdiniz.Bunun ayırdında olurdunuz.Bu tam bir cehalettir sayın atanmış devlet memuru. Bunu ancak sanatı bilmeyen duyarlık algısı gelişmemişler ifade eder ve bir sanatçıyı memur olarak görebilirler .Oysa siz aslında duyarlı birisi olduğunuzu söylüyorsunuz.Ne büyük çelişkidir bu sn atanmış memur.Bu günkü İktidar partisinin muhafazakar olduğunu bilmeyen yoktur Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki siz muhafazakar bile değilsiniz.Muhafazakarlığın genel anlamı mevcut durumu korumaktır.Yeniliğe ilericiliğe değişime kapalı olmaktır.Oysa sayın atanmış memur siz  ülkeyi ortaçağ zihniyetine geri döndürmek için büyük bir gayret sarfediyorsunuz tıpkı Türkiyedeki iktidarın adamı gibi davranıyorsunuz .Eğer öyle idiyseniz ve biz bilmiyorduk Bardon sn atanmış ibrahim paşa hazretleri. Mevcut KKTC nin mevcut iktidarı bile gericilik olarak size yetişemiyor.Şunu açık ve net olarak görüyoruz ki ortaçağ manifestocularından geri kalmıyan bir anlayışa sahipsiniz.sizin dünya görüşünüz dünyanın döndüğünü söyleyen  galileyi bile yargılamadan asacak kadar gerici bir  anlayışa sahiptir.

Yani araştırmayı, geliştirmeyi ve değiştirmeyi redddeden, mevcutu korumaya çalışan muhafazakarlıkla (ki sen sayın atanmış memur bu anlayıştan bile geridesin) ,bilimi düşünceyi değişimi gelişimi ortaya koyan sanat kavramlarının asla ve asla bir arada buluması mümkün değildir. Bu nedenle bile sanat kendi içinde muhafazakarlığı reddeder.

Sanat o kadar geniş bir bilim estetik ve felsefe yumağıdır ki; onu bir siyasi partinin (hele hele senin anlayışınla osmanlıyı yeniden kurmayı düşünelerin anlayışındaki AKP liler in partisi) iki dudağı arasına hapsetmeye çalışamazsınız.Çünkü bu Sanat’ın doğasına aykırıdır. Yani siz muhafazakar sanat manifestosu hazırladığınızda, sanatı muhafaza-kar-laştır-ma ( bu kar getirip belediye çalışanlarını ödeme anlayışınızdan bahsediyorum .eğer anlamamışssanız diye sn pargalı) şansınız yoktur. O ( Yani sanat demek istiyorum devletlüm) değil sizin partinizin, dünyadaki tüm siyasi partilerin de ötesindedir. Siz gibilerin antenlerinin açıklığı yetersiz kalır. Çünkü o dinamizmi savunur-siz statikliği,sanat diyalektiktir yani özetle herşeyin değişken olduğunun bilincindedir-siz buna hayır diyerek onu kalıplar içerisine sokarak gelişimi ,değişimi durdurmak ve geriye götürüp ortaçağ karanlığına hqapsetmerk istiyorsunuz. Ortaçağda bunu galile için de yapmıştınız,peki ne oldu dünyanın dönüşünü engelleyebildiniz mi?Yoksa Galile ismini yok mu ettiniz.Sn atanmış memur.Pardon sayın ibrahim paşa hazretleri Ne Lefkoşa Belediye Tiyatrosunu kapatabilecek güç ve erdeme sahipsiniz ne de sanat yönetmenini görevden alacak kapasiteye.Bu böyle biline.Anlaşılmamışsa halk olarak da anlatmasını biliriz Haşmetmeab. Hürmetle eğilip el etek öpemediğim için affola çünkü ben sanatçıyım bayım ve Tiyatrocu kimliğimiz senin iki dudağın arasında ezilip büzülecek yapıda değildir ve asla da olmayacaktır.

Biz bize sarılarak aç susuz da kalsak yolumuza devam edeceğiz.Biz bir tek seyircimizi selamlamak için onun önünde eğiliriz haşmetmeab bunu asla unutmayınız.

DERMAN ATIK

ÇATALKÖY BELEDIYE

TIYATRO   SU

GENEL SANAT YÖNETMENI

Yenidüzen