Benim de Babaannemin Başı Bağlıydı

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nedim Saban

Son zamanların moda jargonuyla, din, laiklik konularında bir tartışmaya giren kesimi temsil ediyorsanız, tartışmaya her nedense “benim de babaannemin başı bağlıydı” diye bir giriş cümlesi ile başlamanız gerekli. Atesist değilim, dini değerlere sahibim, münafık değilim ve size yakın olabilirim alt metinleriyle karşı tarafı okşama taktikleri…

Dizi yayınlama lüksü olmadığı için haberleri dizi tadında yayınlayan haber kanallarında, bir münafık ile muhafazakârı kapıştırarak hem rating elde etme, hem her konuyu sözüm ona tarafsız bir zeminde masaya yatırarak, aslında baştakileri rahatsız etmeyecek biçimde her tartışmayı muhafazakârlara kazandırma derdi var.. Ezberden konuşan Atatürk temsilcileriyle, ezber bozar gibi görünen ve hep kazanan güçlü bir taraf! Bunun nedeni, sadece fazla sözü olanların dışlanarak evde yatırılıyor olması ya da hapis yatması değil. Aynı zamanda, sağ entelijensiyanın iktidar olmadan önceki dönemde kendini müthiş biçimde geliştirmiş olması. Muhalefet hırsı, entelektüel birikimi güçlendirmeyi gerektirir. Ancak solcu kardeşlerimiz vatanı masa başında kurtardıkları için, son yıllarda muhalif bilinç oluşturarak ezber bozmayı sağcılar kadar geliştiremedi. Sağ, AKP iktidarında vücuda gelene kadar şiir okudu, felsefe tartıştı. Şimdi rantiyelere dönüşerek, ortalığı yıkan bugünün güç sahipleri, muhalefette oldukları dönemde yeni söylemler geliştirdiler. Tek şey yapmaya vakitleri olmadı: Sanat!

İstanbul Belediyesi Kültür İhalesi

Şu anda en büyük kompleksleri sanatçı yetiştirememek. Basının kalemini bükmek çok kolay oldu, dikte ettikleri yazıları ertesi sabah gazetede okuyorlar, ancak ıkınsalar da, sıkınsalar da dikte ettikleri oyunların sahnelenmesini, sahnelenirse de seyirci bulmasını ve alkışlanmasını sağlayamıyorlar. Geçtiğimiz yıl Şehir Tiyatroları’na sözüm ona alternatif olması için, Kültür A.Ş.‘yi paravan yaparak, korkunç bir yolsuzluk ve ihale fesatlığıyla çıkardıkları, halkın kasasından çalarak ortaya çıkardıkları oyunların ne büyük bir fiyasko olduğu ortada!

Devlet ve Şehir Tiyatrosu Repertuarı

Bu hafta Devlet Tiyatroları’nın repertuarı açıklandı. Türk Tiyatrosu tarihinde ilk kez bir repertuar, dört ay gecikmeyle, sezon açılmadan birkaç gün önce açıklanıyor. Bence Kültür Bakanı, bir yandan devlet tiyatrosunu sahiplenirken, öte yandan Başbakan’ın gazabından kurtarmaya çalışıyor. Repertuarı da, ya şehit haberlerinin yoğun olduğu, ya İçişleri Bakanı’nın meşhur saçmalarından yumurtladığı, ya da Tayyip Bey’in Tuvalu, Nauru, Marshall Adaları filan seyahatinde olduğu bir zamanda açıkladılar. Hilmi Zafer Şahin de Şehir Tiyatroları’nın 1 Ekim’de yeni oyunlarla perde açma geleneğini, Kadir Topbaş’ın bir metro projesi için iki üç saatliğine yeraltına inmesine kadar ertelemiş olmalı! Başkan kurdeleyi kestiği an, onlar da yeni oyunların kurdelesini kesecekler kuşkusuz.

Lemi Bilgin, her zamanki gibi sanatsal düzeyi son derece yüksek ve dünyadaki ödenekli tiyatrolarla boy ölçüşebilecek bir repertuara öncülük etmiş. Brecht, İbsen, Dürenmatt, Güngör Dilmen, Haldun Taner Gülşen Karakadıoğlu gibi değerli yazarlarımız ve heyecan verici yeni eserlerin yer aldığı sezon içinde Necip Fazıl Kısakürek’ten bir oyun da oynanacak…

Nazım Hikmet/Necip Fazıl

Bazı gazeteler bu başarılı repertuarı Nâzım yerine Necip gibi bir söyleme indirgediler.. Tartışma programlarından fazlasıyla alışık olduğumuz bir vurdurma kırdırma, safları ayırma mantığı. Şimdi Devlet Tiyatrosu’ndan birinin çıkıp, “benim babaannemin de başı bağlıydı” demesini bekliyorlardır herhalde. Öncelikle dünyanın en büyük ozanı Nâzım Hikmet’in, şiir dilindeki ustalığını her oyununda tutturduğunu ve sahnelenmeyen çok fazla iyi oyunu olduğunu söylemek zor. Bu nedenle Devlet Tiyatrosu’nun her dakika Nâzım oynamasını beklemek gereksiz bir hayalcilik. Kaldı ki, Necip Fazıl’ın da sahnelenmeye değer birkaç yapıtı var kuşkusuz. Kısakürek ile Hikmet’i karşı karşıya getirmek, Nâzım’a yaraşmayacağı gibi, Necip Fazıl cephesi için de tuhaf!

Ben Devlet Tiyatrosu’na yaraşan bir prodüksiyonla ortaya çıkacak bir Necip Fazı oyununu alkışlamaktan heyecan duyarım. Yeter ki, oyuncular “mecburen oynuyoruz” tavrıyla ortaya çıkmasın, yeter ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin alelacele biçimde, Necip Fazıl’a büyük ayıp olacak biçimde sahnelediği “Harput’ta Bir Amerikalı” kadar büyük bir fiyasko olmasın!

Adalet Bakanları’nın mahkeme koridorları yerine, muhafazakâr sanat uğruna dizi setlerinde çorbaya talim ettikleri bir devirde yaşıyoruz. Devlet Tiyatrosu onurlu davranmış, en azından muhafazakâr sanat adına aceleyle ortaya çıkartılan saçma sapan bir işe değil, edebi değeri olan bir yazara yer veriyor. Ya başrolde eski Devlet Tiyatrosu oyuncusu Güven Hokna’nın oynadığı Huzur Sokağı mega müzikalini yapsalardı?

Birgün

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Nedim Saban

Yanıtla