Londra Kraliyet Balesi’nde İkiz Başarısı

[Açık Gazete’den Belma Sezgin Yüksel’in Londra Kraliyet Balesi’ndeki ikiz öğrencilerin başarıları hakkında Rezzan Ürey’le gerçekleştirdiği röportajını okuyucularımızla paylaşıyoruz.] Yıl 2012, bir cumartesi sabahı… “Hadi uyan artık, geç kalmayalım!” Lara her cumartesi sabahı yaptığı gibi ikiz kardeşi Karya`yı sabırsızlıkla uyandırarak hızla yataktan kalkıp saçlarını taramaya, küçücük parmaklarıyla bir türlü toparlayamadığı bale topuzu için annesinden yardım istemeye koşar.

Bu Kraliyet Balesine gidişlerinin üçüncü senesidir, ama 10 yasındaki iki küçük kız çocuğunun yüreği her cumartesi sabahı Covent Garden’a doğru yola çıkarken hala aynı heyecanla çarpar.

1960’li yıllar.. Türk ulusal balesini kuran Nınette de Valois, ilk öğrencilerinden olan ikizler Ümran ve Rezzan Ürey’i Londra’daki Kraliyet Balesi’nde eğitime gönderecektir. Bunun üzerinden 50 yıl geçtikten sonra yeniden İstanbul kökenli ikiz kardeşler Lara ve Karya Duru aynı okula girmeyi başarırlar. Yakın bir süre önce annelerinin ikiz dansçıları araştırırken keşfettiği bu güzel tesadüf üzerine kurulu yazımız…

İKİZLER BALE OKULU

Haziran aynın sıcak bir öğleden sonrasında Rezzan hanım Antalya`da 30 yıl kadar önce açtığı “İkizler Bale Okulu” nun geniş bir bahçeye açılan kapısında biraz sonra yapacağımız röportaj için beklemektedir. Puslu mavi gözleriyle uzaklara dalan bakışlarında ikiz kardeşi Ümran’ı 5 sene önce kaybetmekle yaşadığı derin üzüntünün izlerini bulmak mümkündür. Yine de ensesinde topuz yaptığı köyü kızıl saçları, ayağındaki dans ayakkabıları ve kapıdaki zarif duruşuyla her an dans edecek gibidir. Biraz sonra aynı zerafetle beni karşılar ve birlikte içeri girip, çiçek desenli örtülerle örtülmüş masalardan birinde sohbetimize başlarız. İlerleyen dakikalarda o masaların üzeri geçmişte yaşanmış görkemli bir bale hayatının fotoğraflarıyla dolacaktır. Ürey kardeşlerin Şah Rıza Pehlevi, Cevdet Sunay, İnönü gibi tarihten önemli kişilerle bale gösterileri sonunda çekilmiş nice fotoğrafları… Ama bu fotoğrafların en önemlilerden birisi, ulusal Türk balesinin kurucusu Nınette de Valois ile Ankara Devlet Konservatuarı öğrencileri olarak çekildikleri fotoğraftır. Dünyanın ve Türkiye`nin ilk ikiz balerinleri başlıklı eski gazete kupürlerine gözüm takılırken Rezzan hanımın anlatacak ne çok hikayesi vardır diyerek baleye ilk olarak nasıl başladıklarını soruyorum. Rezzan hanım tane tane anlatmaya başlıyor “Biz Ümran’la çok yaramazdık, ele avuca sığmazdık. Annem bizi nasıl zaptedeceğini bilemediği için bizim için çok disiplinli bir okul arıyordu. 1948’de İstanbul’da yaşayan bir akrabamız İstanbul Yeşilköy Pansiyonlu Bale okuluna alınacak öğrenciler için yurt çapında bir sınav açılacağını duymuş ve annemize haber vermiş. Sınavın Galatasaray Lisesinde yapılacağı haberi geldi. Yaklaşık 70 kişi sınava girdi. Sınav sonunda okula 11 erkek, 18 kız öğrenci kabul edildi. İstanbul’dan sadece biz ikimiz seçildik. Liseye vardığımızda bizi bekleme salonuna aldılar ve orada beklemeye başladık. Bu sırada öğrenciler tek tek içeri alınıyorlardı. Fakat giren çıkıyor, giren çıkıyor.. Kardeşimi çağırdılar. İçeri girdi, bir türlü çıkmadı. Bu uzun bekleyişten sonra kapı açıldı. Kapıyı açan Joy Newton`du. Bu sefer ben çağrıldım. Kardeşimi birden bire üzerinde sadece külotla görünce utandım. Kardeşim merak etme diyerek beni yatıştırdı. Bu sefer beni de üzerimde sadece külot kalana kadar soydurdular. Ritim, kulak ve estetiğe bakıldı. Galatasaray Lisesinin çok yüksek pencereleri vardı. Bizi o pencerelere çıkardılar ve aşağı atlayın dediler. Biz o zamana kadar çokça Tarzancılık oynadığımız için o pencerelerden atlamak bize kolay geldi. Birbirimize baktık ve kendimiz hooop diye aşağı bıraktık. Meğer yumuşak mı yoksa sert mi düşecekler diye bakıyorlarmış. Biz yumuşak düşmüştük. Sonra kapıyı açtılar ve üzerimizde sadece külotla ellerimize tutuşturulan giysilerimizle bizi kapının önüne bıraktılar. İçeride bir saat kalmıştık. Sonucu size bildireceğiz dediler. Biz bu arada ilkokul 2. sınıfa başladık. Ümidi kesmişken bir gün kazandığımızın haberi geldi. Okula başlamak üzere eşyalarınızı hazırlayın ve gelin diye bilgi geldi. Annem büyük bir telaşla o gün içerisinde eşyalarımızı hazırladı. Pijamalarımızı, giysilerimizi ve ayakkabılarımızı, ne de olsa ikizdik, her şeyi çifter çifter hazırladı. İstanbul Haydarpaşa İstasyonuna vardığımızda Joy Newton bizi karşıladı ve yanında götürdü. Tren kalktı ve gittik. Gidiş o gidiş. Okulda hiç ikiz yok diye kesinlikle yatılı okusunlar demişler.”

MADAM ve TÜRK BALESİ

1947 yılında Ninette de Valois Türkiye’de ilk resmi akademik özelliğe sahip bale okulunu bizzat kurmak için Türkiye’ye davet edilir. Bale dünyasında oldukça sert ve disiplinli oluşuyla bilinen ve kısaca “Madam” diye anılan de Valois, Londra ve Birmingham Kraliyet Bale kumpanyalarının ve halen Covent Garden’da eğitim vermeye devam eden dünya çapında yüksek prestije sahip Kraliyet Bale okulunun kurucusudur. O yıllarda İngiltere’deki bale çevreleri, 1898 İrlanda doğumlu de Valois’nin Türkiye’ye gidişini büyük bir maceraperestlik olarak değerlendirseler de Madam bu teklifi hiç tereddüt etmeden kabul eder.
“Aslında Madamın bu girişimi Türkiye’de gayet iyi karşılandı. Baleye çok ilgi gösteriliyordu. O zamanlar aileler erkek çocuklarını dahi okula yazdırmak istiyorlardı. Fakat İngiltere’de Madamın bu girişimine şaşırmışlar. Türkiye’de bale okulu açılır mı, siz deli misiniz diye tepki vermişler” diye anlatıyor Rezzan hanım.
Madam, 1948 tarihinde İstanbul’un Yeşilköy semtinde ilk resmi bale okulunu açtıktan sonra Türk devlet balesinin de kurulmasını sağlar. Okul 1950 yılında Ankara’ya taşınır ve Devlet Konservatuarına bağlanır. İstanbul’dan okula girmeye hak kazanmış sadece iki kız çocuğudur; dünyanın ve Türkiye’nin ilk ikiz balerinleri olarak anılan Rezzan ve Ümran Ürey kardeşler. Madam onların eğitimiyle bizzat ilgilenecek, sonraki yıllarda Londra’ya, Kraliyet Balesi’ne gönderecektir.

“Madam bizi çok seviyordu. Nedenini bilmiyorum ama en çok bizi severdi” diyor ve mavi gözlerinde geçmişlerden bugüne yansıyan anlık bir ışıltı belirip kaybolurken başlıyor anlatmaya Rezzan hanım “Ne yaptınız? Büyü mü yaptınız? diye bize sorarlardı. Diğer kızlar koridorda madam varsa korkudan oradan geçemezlerdi. Biz sadece çok çalışıyorduk. Sanırım çok çalışkan olduğumuzdan. Diğer öğrenciler kendi söylemek istediklerini Madam’dan çekindikleri için bizim aracılığımızla ona aktarırlardı. Çünkü bizim dediklerimizi dikkate alırdı. Bir gün dersimizden çıkmıştık. Son sınıflara karakter dersi veren İspanyol bir öğretmenin dersi varmış. O esnada Joy Newton koşarak bizim yanımıza geldi. Bize karakter eteğiniz var mı diye sordu. Biz de yok dedik çünkü götürmemiştik. Peki karakter ayakkabınız var mı diye sorduğunda var dedik. Bunun üzerine içeri koştu ve bize acilen iki etek getirdi. Bunları üzerimize giymemizi istedi ve bizi son sınıfın dersine götürdü. İçeriye girdiğimizde herkes barda yerini almış, sıraya dizilmiş ve ellerinde birer mendille bekliyordu. Madamın o sırada dersi izlediğinin farkında değildik. Meğer biz çok güzel karakter dansı oynadığımız için Madam haber vermiş ve son sınıf ikizlerin dansını görsün demiş. Bizimse eteğimiz ve ayakkabımız tamamdi ama mendillerimiz eksikti. Madam öğretmenin yanında oturuyordu. Bizim ders çıkışında kullandığımız ter havlularımız vardı. Parmaklarımıza onları taktik, başladık dansa… Madam kalktı gitti. Heskes o gidince oh çekti. Aradan 15 dakika kadar geçtikten sonra, elinde terzihaneye bizim için yaptırdığı mendillerle geri geldi. Birini bana diğerini de kardeşim Ümran’a verdi.”

ÇEŞMEBAŞI, İLK TÜRK BALESİ

Türk devlet balesini kurmayı kendisine misyon edinen Madam Türkiye’de bulunduğu sürece Türk halk oyunlarından esinlenerek Çeşmebaşı adı verilen tek perdelik ilk Türk balesini de yaratır. Rezzan hanım o günleri şöyle anlatıyor : “Madam Türk balesinin koreografisini yapmak istiyordu. Biz bale haricinde halk oyunları da oynuyorduk. O sırada da Türk oyunlarını kim bilebilir diye araştırılırken biz biliyoruz diye bize söylediler. Kardeşimle Çeşmebaşı balesini ve Türk adımlarını oynadık. Balenin müziği Ferit Tüzün’e aittir. Madam’la Ferit Tüzün’ün evine gittik. Müzikte uymayan bazı yerler değiştirildi ve öylelikle bale oluşturuldu. Çeşmebaşı balesi 1960’larda çok ilgi gördü”

Rezzan ve Ümran Ürey kardeşler Londra’dan döndükten sonra da yıllarca Madamla çalışmaya devam etmişler. ” Daha sonra Madam İngiltere’ye döndü. İngiltere’den Türkiye’ye Joy Newton ve Audrey Knight gibi çok değerli eğitmenler gönderdi. Madam Londra’ya gidip gelirdi. Her sene Türkiye`ye gelirdi ve derse girerdi ” diye anlatıyor hiç kopmayan ilişkilerini. Diğer Türk öğrencilere karşı da iyidi. Sadece bizi değil Jale Kazbek’i, Binay Okürer’i, Meriç Sümen’i ve Ülkü Sözen’i de bir grup olarak götürdü. Sonraları grup halinde başka öğrencileri de Londra’ya götürdü.”

Rezzan hanıma ne kadar zaman balerin olarak çalıştınız diye soruyorum, üzerine basa basa “10 sene, 10 ay ve 13 gün!” diyor. Sesinde dans etmeyi erken bırakmanın hüznünü ve kızgınlığını duyuyorum adeta. “…sonra evlenme aptallığında bulunduk” diyor ve o zaman anlıyorum kızgınlığını… “Kardeşim Ümran’la aynı gün evlendik. Ancak benim eşim bale çalışmama izin vermedi. Bu nedenle ben baleyi bıraktım. Ben bırakınca kardeşim de bıraktı. Madam bize çok kızmıştı. Sonra kardeşim Ümran İzmir’de, ben de Antalya’da İkizler Bale Okullarını açtık”

Madamın Türkiye’de bale okulu açtığı dönemle ikizlerin bale okulu açtıkları dönem arasındaki farkı sorunca Rezzan hanımın yüzünde Madama duyduğu derin saygı beliriyor ve duyduğu bu hürmeti diğer kuşaklara da aktarmak istercesine sorumu şöyle yanıtlıyor “Biz özel bale okulu olarak okullar açtık. Öte yandan Madam devlet konservatuarı bünyesindeki Türk balesini kurdu. Yetiştirdiği öğrencilerle konservatuara bale bölümü katılmış oldu. Yani Türk balesinin kurucusudur. Biz özel okullarımızı açtığımız zaman çok rağbet vardı. Erkek öğrencilerimiz dahi çöktü. Günümüzde ise çok azaldı. Günümüzde Türkiye’de bale gereken ilgiyi tam olarak görüyor diyemem. Ancak bunu da söylemeye dilim varmıyor”

ÇİGAN GECELERİ ve İKİZ OLMAK

Masaların üzerine yayılan onlarca fotoğrafın ve gazete kupürünün arasında Ürey kardeşlerin Çigan Geceleri adlı televizyon programıyla ilgili bir haber kupürü ilişiyor gözüme. Eline aldığı gazete kupürünü zarif bir hareketle bana doğru uzatırken anlatıyor Rezzan hanım “Bizler domi karakter dansçılardık. Klasik ve farklı karakter danslarını oynardık. Halk oyunları da oynadığımız için TRT İzmir televizyonundan böyle bir teklif geldi. Kardeşim Ümran’ın özel öğrencileriyle böyle bir program yaptık. Ayda bir yayımlanan bu programı yaklaşık 5 kez sergiledik”

Rezzan hanım tekrar ayağa kalkıyor. Ayağa kalkmasıyla açık duran kapıdan içeri hafif bir esinti giriyor. Adeta dans eder gibi okulun küçücük kantininde masaların arasından süzülüyor. Bir tarafa dönerken hep bir yanını eksik bulacağı tedirginliğini hissettirirken yürüyüşünde, hüznünü gizlemenin mağruriyetiyle karşılaşıyorum gözlerinde. İkiz kızlar olmanın balede avantaj ve dezavantajları nelerdir diye soruyorum Rezzan hanıma sakınarak. Örneğin ikiz olarak başkaları tarafından kıyaslanılır mıydınız ya da bir rol için birlikte seçimlere girmek zorunda kaldığınızda neler hissederdiniz diyorum. Rezzan hanım mağrur halini hiç bırakmadan yanıtlıyor “Klasik balede twin parts denilen bölümler vardı. Aslında bu bölümleri farklı kişiler oynarlardı. Ancak biz ikiz olduğumuz için bu kısımlar otomatik olarak bizim olurdu. Ama farklı rolleri de oynadık. Örneğin Uyuyan Güzel’de ben Karanfil Perisini kardeşim Ümran da Beyaz Kedi’yi oynadı. Biz nasılsa seçiliriz diye bir düşüncemiz yoktu. Birimiz seçilir, öbürümüz seçilmez diye tabii endişelenirdik ama bunu doğal karşılardık.”

Oturduğum yerden karşı duvarda asılı fotoğrafa bakıyorum. Ümran ve Rezzan kardeşlerin, o yıllardaki Kraliyet balesinin binası olan Saddler’s Wells’in önünde oturup çektirdikleri bu fotoğrafı hafızama iyice yerleştirirken, yüreğime çoktan bir elmanın iki yarısı gibi nüfuz ettiklerini farkediyorum. Teşekkür edip Rezzan hanıma veda etmek üzere elini sıktığımda sanki elinde atan iki yüreğin vuruşunu hissediyorum.

50 YIL SONRAKİ TESADÜF; KRALİYET BALESİNDE YENİ KUŞAK İKİZLER

8 Mart 2001’de Londra Kraliyet Balesi ve Türk balesinin kurucusu Madam Ninette de Valois 102 yasında vefat ediyor. Aynı yılın Ağustos ayında İstanbul-İzmir kökenli bir ailenin ikiz kızları olan Lara ve Karya Londra’da dünyaya geliyorlar. Üç yaşına geldiklerinde çok hareketli oldukları için bu enerjiyi dansa transfer etmenin iyi olacağını düşünen anneleri onları İslington’da bir bale okuluna başlatıyor. Dört yaşına geldiklerinde yeni taşındıkları semtin lokal dans okulu ‘The Dance Studio’ da bale ve tap dansı derslerine başlıyorlar. Bu arada müzikal tiyatroya da meraklı olan ikizler ‘The Sylvia Young Theatre School’da üç sene kadar drama ve şarkı derslerine devam ediyorlar. Aynı zamanda girdikleri seçmelerde BBC’nin tanıtım filmlerinde de oynama hakkını kazanıyorlar. “Her gün televizyonda görünüyorduk, arkadaşlarımız da bizi izliyordu… ama baleyi yine de her şeyden çok sevdik” diyor Karya sorduğumuzda.

Her sene bir üst seviyeye geçebilmek için girdikleri Royal Academy of Dance sınavlarında en üst dereceleri alan Lara ve Karya, bale öğretmenleri Loraine Grayston’ın tavsiyesi üzerine Kraliyet Balesinin 8-10 yasındaki çocuklar için açtığı Junior okulunun sınavlarına girdiler. Büyük çoğunluğunu kız öğrencilerin oluşturduğu 950’den fazla çocuğun katıldığı sınavı başarıyla geçtiler. Henüz 7 yasındaydılar. Okula ikisinin birden kabul edilmesine ne kadar şaşırdıklarını hala heyecanla anlatan Lara ve Karya, Kraliyet balesinin Covent Garden’daki okulunda bale dersleri almaya devam ediyorlar. “İleri yaşlarda bir çok öğrenci okulların sınavlarına girip dans eğitimini full time almaya başlıyorlar. O yüzden çok küçük yaştan beri Kraliyet Balesinde dans eğitimi aldığımız için gerçekten şanslıyız.” diye ekliyor Lara. ” Ne var ki bu okulların çoğu yatılı olduğu için ailemiz henüz çok küçük olduğumuzu düşünüyor” diyor. Ama bu tereddüt onları durduracağa benzemiyor… Royal Opera House’da izledikleri bale gösterilerini inanılmaz bir heyecanla anlatan ikiz kardeşler, bu sene girdikleri seçmeleri de başarıyla geçmiş, yıl başında West End’de sahnelenecek olan Fındıkkıran Balesinde sahneye çıkmaya hazırlanıyorlar.

DANS ETMEK YAŞAMAKTIR!

Rezzan ve Ümran Ürey kardeşlerin büyülü bale hayatından çok etkilediklerini söyleyen Lara ve Karya, Rezzan hanımla sadece telefonda konuşma şansı buldukları için Türkiye’ye gittiklerinde onu ziyaret etmeyi çok istediklerini, onur duyacaklarını belirtiyorlar. Söyleşimiz boyunca başarılarından çekinerek bahsediyor olsalar da, Kraliyet balesinden yolları geçen Rezzan ve Ümran kardeşlerin adımlarını 50 yıl sonra izlemenin mutluluğu ısıl ışıl parlayan gözlerinden okunuyor. İkizler bale okulunun penceresine asılı Nureyev’e ait “Dans etmek yaşamaktır” sözünü doğruluyor yüzlerindeki heyecanlı gülümseme. Çeşmebaşı’ndan Fındıkkıran’a uzanan yolculuğumuz burada son buluyor böylece, yol boyunca tanıdığımız güzel insanları geriden bırakmanın burukluğu içimizde…

Açık Gazete

Yorum


işlemi tamamlayınız: