“Antigone”: Tiyatroda Bir Doruk, Dorukta Bir Tiyatro!

Savaş Aykılıç

Antigone’nin Prometeus Üzerinden Çözümlenmesi

Antigone ne anlatıyor?

Aiskylos, “Prometeus” ile ne anlatıyorsa onu…

Diyalektik ve retorik yardımı ile; (Protogoras’ın ünlü sözü): “İnsan her şeyin ölçüsüdür.”

(Kreon ve Antigone ölçüsüz bir aşırılıkla; kör inatla devlet ve inancı (yasalarını) karşı karşıya getirirler. Tıpkı Prometeus ve Zeus karşıtlığında olduğu gibi.

Ayrıca zıtlıkların varlıklarının birbirinin varlığına borçlu bulunduğu…

(Antigone’nin inanç yasaları ile Kreon’un devlet yasaları ile Zeus ve Prometeus’un simgelediği akıl ve öngörünün aslında tek ve bir bütünün iki ayrı parçası),

Diğer bir deyişle, uzlaşmaz çelişkilerin uzlaşmaması halinde ortaya çıkan zorunlu trajedi(ler)…!

(Antigone ve Kreon; Zeus ve Prometeus tavizsiz ödünsüz kör inatları nedeniyle hepsi de yıkıma uğrayacak bu eylemlerinin bedelini yalnız kendileri değil çevrelerinin ödeyerek acılara boğulması…)

Yani zıtların birliği ve sentezi sözünden “diyalektiği” anlıyorum.

Ayrıca, “güzel konuşma sanatı”, “tartışma” metodu ile “izleyicilerin yargıda bulunmasını sağlamak” ve “ikna”; yani hukuki, politik ve hitabi anlamda çıkarsama/akıl yürütme/düşünce doğurtma sanatından ise “retoriği “ anlıyorum.

Evet, iktidar ve akıl Zeus’un olabilir ama bilgisiz ve öngörüsüz (Promete-us’suz) bir akıl ve iktidar da sonunu göremeyeceği için akıldışı ve öngörüsüz kararlarla ve ölçüsüz aşırılıklarıyla pekala trajedilere neden olabilir…

Akıl ve öngörü; Zeus ve Prometeus; tiyatro retoriği /dili ile tek ve bir bütünün ikiye bölünmüş ve zıtlık haline getirilmiş karşıtlıklarından (diyalektik birlik) başka bir şey değildir.

Oyunun sonunda denmek isteniyor ki:

“Ey seyirci! Ey vatandaş! Aklını (Zeus) ve öngörünü (Prometeus) bağdaştır, barıştır, sentezle; eğer trajedilerden uzak, barışık ve mutlu yaşamak istiyorsan!”

Peki “Antigone” ne anlatıyor? Oyun seyirciye ne diyor? Ne demek istiyor?

“Ey seyirci! Ey meclis! Ey vatandaş! Ey bu oyunu seyredip hayat üzerine yeni yargı(lar) ve karar(lar) verecek olanlar!… Devletin yasaları (Kreon) ile ilahi /Tanrısal yasalar çelişmemeli, uyuşmalı ve sentezlenmelidir. Yoksa hem Kreon (iktidar) ve hem birey; Antigone, Prens Haimon, ana kraliçe Euridike ve giderek bütün bir toplum/halk (aynı kandan ve aileden de olsalar) trajedilerden, felaketlerden ve acılardan kurtulamaz…

Tiyatro Tarihinde Antigone

Antigone öyküsü tiyatro tarihi boyunca pek çok yazara ve yönetmene (çağlarına bir ayna tutmada) doğurgan bir esin kaynağı olmuş.

Kimi sanatçı Kreon üzerinden tiranlığı/diktatörlüğü eleştirmiş; baskı, korku ve devletin terör rejimine vurgu yapmış. Kimi Antigone üzerinden bireyin çoğaltılması gereken hak ve özgürlüklerinin altını çizmiş. Kimileri de sofu/muhafazakar Sophokles ve Antigone üzerinden inanç özgürlüğünü merkeze almış.

Peki Kenan Işık ne yapmış?

Kenan Işık’ın (Doğu ve Batı Sentezi) Antigone Uyarlaması

Stilizasyon ve sentez!

Doğu’yu ve Batı’yı birleştirerek ve sentezleyerek “bizden bir Antigone” ortaya çıkarmış.

Önce stilize etmiş oyunu, soyutlamış antik çağdan. Zamansız ve mekansız ya da her zamana (döneme/çağa) ve mekana (coğrafyaya) uygulanabilecek bir stil geliştirmiş.

Oyun Görselinde Stilizasyon ve Sentez

Sonra da antik Antigone öyküsünü antik Yunan’dan alıp çağdaş (günümüz) dünyasına getirmiş. Coğrafi anlamda da oyununu doğunun ve batının ortası (kesişim kümesi ve sentezi) olan Ortadoğu/Mezopotamya/Anadolu (Küçük Asya) topografyasını imleyen/çağrıştıran bir bölgeye – bu iki dünyayı sentezleyerek – bir güzel yerleştirivermiş.

Dekorda bu doğu batı sentezi, ilk önce üç blok kesme taştan yapılmış antik bir tapınak kapısı üzerine Urfa Göbeklitepe rölyefleri ile Adıyaman –Nemrut dağında bulunan Antiochus anıt mezarındaki Apollon, Zeus ve Anadolu kartalı heykellerinden esinlenildiği açıkça belli olan bir tapınak ören yeri/yıkıntısı çevre düzeni ile verilmiş.

Burası hem bir antik oyunlardaki saray önü, hem bir meydan, hem bir oditoryum/meclis, hem bir Antigone’nin kapatıldığı mağara olabiliyor ışıkla. (Işık: Önder Arık, Dekor: Elena İvonova)

Besbelli ki Işık Antiyokus anıtını boşuna seçmemiş; malum Antiyokus da antik çağda doğunun (İon ve Yunan ile Mısır) tanrılarını birleştirmiş, sentezlemiş idi. (Belki de Antiyokus adı Doğu’da ve kutsal kitaplarda Nemrut olarak geçiyordu; yani yine bir bireşim; sentez…)

Oyun boyunca renkleri sürekli değişen bu muhteşem dekorun eğer varsa biricik eksiği oyun boyunca işlevsel olmaması; oyunun başında sözünü söylüyor ve bir daha da ne oyuncular ne de reji yüzüne bakmadığı için susuyor, onlar görmeyince seyircinin de gözleri alışıyor ve bir daha da dekoru görmüyor/düşünmüyor.

Kostümde aynı sentezi antik giysiler ile altlarındaki batik kot pantolonlarda görmek olası. Koro hem bir Antik Yunan tiyatrosu korosu hem halk hem de askerler olabiliyorlar seyirciyi hiç yadırgatmadan. (Kostüm: Elena İvonova)

Müzikte ise hem Antik Yunan tiyatrosunun trajik patosu (acısı) Anadolu uzun havaları ve ağıt geleneği ile verilmesinden ve hem de ney ile lirin saz ile kemanın birlikte çalınmasında benzer bir sentez arayışı bulunabiliyor. Doğu ve batı ezgileri birbirine karışıyor, mono ve stereo, tekseslilik ve çok seslilik kulaklarımıza armonik/uyumlu bir bütünlük ile sesleniyor.

Şark’ılar ve Türkü’ler ile Batı Müziğinin muhteşem buluşması kulaklarımızı okşuyor… (Müzik: Ayla Çelik, Aranjör ve Ton Maister: Çağrı Kodomanoğlu)

Işık, deyim yerinde ise, “Bir oyun hem yerel hem de evrensel nasıl olur”un dersini vermiş…

Çağdaş Antigone Yorumu

Bu anlamda oyun metninde eski ile yeniyi, antik ile çağdaşı birleştirmiş, harmanlamış… Temel olarak Sophokles metnini ve olaylar örgüsünü alarak Brecht ve Anouilh’in Antigonelerinden de esinlenerek ve yararlanarak çağdaş bir (adeta Anadolu) Antigone’si ortaya çıkarmayı başarmış.

Bana oyun sanki bir mahkeme konsepti (çerçevesi) içersinde yorumlanmış gibi geldi. Antigone –suçlanan sanık. Kreon onu suçlayan savcı. Terezias ve Koro; Antigone’yi savunan avukatlar ve seyirci de yargıç/jüri rolündeydiler sanki…

En aza indirgenmiş yalın bir aksiyon ve ekonomik bir mizansen düzeni ile oyunun felsefi/düşünsel ağırlığına odaklanmamız isteniyor gibi. Kolayca santimantal /duygusal bir drama ve egzajere edilmeye/abartılmaya açık olan seyircinin acıma ve korku duygularının kışkırtılmasından çok asıl vurgunun Antigone ve Kreon’un simgelediği kavramların ve karşıtlıkların üzerinde olduğu seziliyor.

Gözü yaşlı tragedya yerine, Aristoteles’in de dediği gibi “ağırbaşlı tragedya” dediği türden bir yorumla karşı karşıyayız…

Yüzleşme ve Hesaplaşma Yorumu

Rejinin mahkeme yaklaşımı ve çağrışımı sayesinde hem Antigone’yi hem de Kreon’u hem yakın hem uzak açılardan izliyor, oyun ilerledikçe kah birine kah diğerine hak veriyor, trajediyi yaratan antagonist /uzlaşmaz çelişkileri ve tarafların nerede ve nasıl aşırılıklara giderek ölçüyü kaçırdıklarına tanık oluyoruz.

Derken kör kâhin Terezias geliyor, bir anlamda Prometeus oyunundaki Prometeus ile aynı işlevle; aşırılığa gitmemesi için uyarıyor Kreon’u, öngörü/kehanetleriyle yol göstermeye çalışıyor. Devlet şiddeti dizginlenemez, kontrol edilemezse tiran tarafından nelere yol açabileceğini ve nelere mal olabileceğini gözlemliyoruz.

“Bizim Antigone”

“Eden bulur”, “ilahi adalet”, “mağrur olma Kreon senden büyük Zeus var” diye düşünüyoruz oyunun sonunda ve kendi akıl muhakememizde bir karara varıyoruz : “Men dakka dukka ”; “mesur of mezura” /”ölçüye ölçü, kısasa kısas”, “kan kanı doğurur”, “rüzgar eken fırtına biçer”, “şiddet, şiddeti; adaletsizlik yeni adaletsizlikleri doğurur”, diyoruz. Böylece bu kıssadan /öyküden hissemizi; ibret dersimizi alıyoruz…

Antagonizma (Uzlaşmaz Çelişkiler) ve Antigone

Gerçek hayatta Kreon ya da Antigone’nin ya da ikili her ilişkide olduğu gibi karşılıklı ödün verme ve geri çekilme yerine anlamsız ve gurur ve kibre batmış bir kör inadın; izansızlığın nelere mal olacağını yakından idrak ediyoruz. Tiyatronun dolaylı ve tersinden ders vererek anlatma dilinin güzelliğini idrak ediyoruz.

Her şeyin ölçüsünün insan ve insanlık olduğunu bir kere daha kavrıyoruz.

Sanki denmek isteniyordur ki:

“Ey seyirci! Eğer trajedilerden uzak kalmak istiyorsan her zaman aklını kullan, ölçüsüzlüklerden uzak dur; “temkinli ol”… Zıtlıkları, karşıtlıkları ve bütünlükleri ile değerlendir, karşıt dinamikleri sentezlemeyi (oyunda devletin yasaları ile kadim ilahi yasalar) bil! Aksi halde senin de akıbetin bu “oyundaki” gibi olur…

Oyunculuklar:

Kenan Işık’ın “Fetiş Oyuncusu” Atilla Olgaç Fenomeni

Unutulmaz “Macbeth” ve “Abdülcanbaz” yorum ve kompozisyonlarından sonra Kenan Işık ve Atilla Olgaç ikilisi bu kez de yine oyuncu ve yönetmen olarak ayrı ayrı büyük bir projeye imza atmışlar. Usta oyuncu Olgaç, Kreon rolündeki büyüleyici performansı ile hem kendi hem de ülke tiyatro tarihinde Olimpos doruklarına çıkıyor.

Asıl (Trajik) Kahraman Kreon

Oyunun adının Antigone olmasına karşın dramaturjik anlamda oyunun dönüşüm geçiren trajik bir kahramanı olarak Kreon’un aslında oyunun asıl eksen kişisi, gizli başrolü olması, Olgaç’ın Kreon rolünün farklı duygularını (yedi ana renk; yedi ton; yedi ana duygu; 1. Öfke (Öfke ve gerilim politikası ile Kreon Antigone’nin yasağı çiğnemesine öfkelenir), 2. Korku (Kreon yeni bir kardeş savaşından korkmaktadır.) 3. Üzüntü (Kreon Antigone’nin peşinden oğlunu ve eşini de bu haksız ve adaletsiz devlet yasağına kurban vermenin üzüntüsü ile finalde kahrolacaktır.), 4. Mutluluk (Kreon oyunun başında finaldeki düşmenin aksine çok mutludur.), 5. Hayret (Antigone’nin kardeş savaşında ölen saldıran kardeşin cenazesinin gömülme yasağını çiğnemesine Kreon çok şaşırır.), 6. Tiksinme (Kreon gururu kibri yüzünden Antigone’yi küçümser,aşağılar ve itibarsızlaştırır), 7. Utanma (Kreon finalde Antigone’ye yaptığı haksızlıktan ve kör inadı yüzünden onun ve diğerlerinin ölümü karşısında pişman olur ve yaptıklarından utanır…); olanca zenginliği ile bir kuyumcu inceliği ile işlemesine olanak tanımış gibi görünüyor.

Ali Sürmeli ve Doğulu Ermiş Yorumuyla Terezias Rolü

Ali Sürmeli’nin doğulu ermiş/bilge imajlı kahin Terezias kompozisyonu gerek bir meddah/dengbej /anlatıcıda gerekse Kreon’u uyardığı sahnedeki sıra dışı oyunculuğu ile… o da oyunculuğun Olimpos’una yükseliyor… (O da Olgaç gibi Işık’ın vazgeçemediği oyuncularından; “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”daki Yaşar rolü de unutulmazdır Sürmeli’nin…)

Korobaşında Usta Oyuncu Suna Selen Faktörü

Kadınların korobaşında bir başka usta oyuncu; Suna Selen oyunun seyir keyfini yükselten ve yücelten oyuncuların başında geliyor. (Ona erkekler korosunun başındaki basbariton sesi ile Tarkan Koç başarıyla eşlik ediyor.)

Barış Bağcı ve Murat Sarı’dan Keyifli Oyunculuk Seyri

Haimon’da Barış Bağcı, Muhafız ve Haberci’de Murat Sarı oyunun önemli payandalarından ikisi, onlar olmasa bu başarı piramidi çökebilir. İkisi de ustalıklarının zirvesinde keyifli oyunculuklarıyla unutulmaz bir iş çıkarıyorlar.

Gözde Okur ve Taies Farzan’dan Zevkli Bir “Bizim Antigone” Yorumu

Antigone rolünde Gözde Okur ve Taies Farzan olağanüstü performansları ile göz dolduruyorlar. Genç oyuncu Selin Tekman da İsmene rolü ile ona eşlik ediyor, Antigone’nin karakterinin ve aşırılıklarının daha iyi ortaya çıkmasını sağlayan bir karşıt karakter olarak ortaya çıkıyor.

Böylece seyirci Antigone’nin ödün vermez kararlılığını, aşırı tavizsizliğini, deyim yerinde ise kendi huzuru ve mutluluğu dahil çevresindeki herkesi,-bir başka kendi kör inatta ve benzeri Kreon ile birlikte- felaketlere sürükleyen karşı duruşunu daha net görebiliyor.

Diğer Öne Çıkanlar

Euridike’de Tuğçe Şartekin Karasu da anne kompozisyonu ile akılda kalıcı bir başarıya imza atmış. Nedime’de Fatma İnan, Korumalarda Eylem Server Ünüvar ve Gökhan Yılmaz ile Çocuk Oyuncu Gökhan Mert Yılmaz oyunun başarısında ki diğer pay sahipleri.

Koro’da ise Tarkan Koç, Hilal Kuvvet, Bora Godri, Onur Erteman,Gülcan Burcu Değirmenci,Hande Gençörnek ve Simel Keçecioğlu önplana çıkan solistler.

Sonuç olarak bu projenin mimarı yazar ve yönetmeni Kenan Işık, tiyatro dünyamızın bir güneşi olarak, bu projesi ile (turnelerle) de hem ülkemize, hem de dünyaya tiyatromuzun ışığını saçıyor ve hem de böylece tiyatro panteonumuzun başköşesine yerleşiyor…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: