Alın Size Modern ‘Hedda Gabler’

Yaşam Kaya

‘Teatral kıskançlık’ diye bir yargıyla son dönemde sıkça karşılaşıyorum. Bu ‘kıskançlık’ olgusunu kendim için söylediğimi düşünmeyin sakın. Tiyatromuzda yeni, farklı, sıra dışı işler gerçekleştirildiği zaman bazı isimler garip savunma refleksleri gösterip, yeniyi sahnelerimize getirene karşı akıl almaz bir karalama kampanyasına girişiyor. Şundan bahsetmiyorum; insanların birbirine hakaret etmesi, kişilerin arkasından çevrilen işler anlattığım konunun dışında olaylar. Benim anlatmak istediğim durum farklı. Bugüne dek alıştığımız yargıların değişmesi bazı kimselerin hoşuna gitmediği için, ‘iyi’ bir tiyatro oyunu, ‘teatral kıskançlık’ dalgası içinde yok edilmeye çalışılıyor. Modern Türkiye Tiyatrosu’nun nitelikli yönetmeni Emre Koyuncuoğlu’nun İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahneye koyduğu çarpıcı ‘Hedda Gabler’ yorumunda olduğu gibi. Oyunu izlediğim günden bu yana “Hedda Gabler’i izledin mi?” sorusuna verdiğim cevabı dinlemeden karşımdaki insanların “Of, ne kötü bir yorumdu” gibi altı sığ, doldurulmamış, basit eleştirileri iyiden iyiye canımı sıkmaya başladı. Çağdaş ‘Hedda Gabler’in neden çok iyi bir uyarlama olduğuna detaylarla bakalım.

Emre Koyuncuoğlu’nun Türkiye’de gerçekleştirdikleri genel olarak tiyatro dünyamızın bir adım üstünde duruyor. Yani bilindik algıların dışında, kendi perspektifini teatral dünyanın içine yerleştiren  insanlar her zaman karşımıza çıkmıyor. Yönetmenin birçok projesini bilen bir eleştirmenim. Yurt içi, yurt dışı ürettikleri ortada. Yeninin peşinde olmak beraberinde büyük riskleri getiriyor. Emre Koyuncuoğlu, Henrik İbsen’in 1890 yılında yayımladığı ‘Hedda Gabler’ini sahneye aktarırken yine büyük riskleri göze almış. Türkiye’nin en iyi beş kadın oyuncusundan birisi olarak gördüğüm Şebnem Köstem’i çağdaş ‘Hedda Gabler’ yaparak oyunun psikolojik yapısını büyük oranda rahatlatmış.

Oyunla ilgili kritiklerime geleceğim. Önce konuya bir bakalım. Jorgen Tesman’la evlenip, eski aşkı Ejlert Lovborg’u geçmişinde bırakan Hedda Gabler, burjuva yaşantısının içinde kocasına ve evine hükmeden diktatör yapısıyla çevresindeki herkesi etkiler. Evinde kurduğu ‘benmerkezci’ duygu yapısıyla kocasını, akrabalarını, arkadaşlarını hor görür. Tabi tüm bunların yanında Hedda’nın geçmişle ilgili ciddi çatışmaları vardır. Eski sevgilisine büyük bir aşkla bağlılığını sürdürür; fakat sevgilisinin yeni aşkına duyduğu kıskançlık yüzünden o’nun hayatını kontrol etmek için elinden gelen her şeyi yapar. Kıskançlık, öfke, kontrolsüz duygular artık Hedda Gabler’in hayatını esir almıştır. Psikolojik sorunlar tüm bu sıraladığım duyguların içine karışınca Hedda için yaşam her anlamda çekilmez bir yer olur.

Henrik İbsen burjuvaların ahlak yoksunu hayatlarını eleştirdiği ‘Hedda Gabler’ oyununda karakterlerin sahne izdüşümlerini öylesine güzel yazmış ki, oyunu günümüze modernize eden Emre Koyuncuoğlu pek zorlanmamış. Kadın kıskançlığı; kadının paraya hükmetme duygusu; kadını esir alan ‘güç’ olgusu oyunun ana hatlarını oluşturuyor. Yazarın Freud ekolünden gelen psikanalitik analizleri ‘Hedda Gabler’ adının dünya genelinde tüm kadınları temsil eden bir araç haline dönüştürmüş. Erkeği elinde tutan kadın, cinsel duygularını tatmin etmek için her yolu kendisine mubah sanıyor! Bununla yetinmeyerek bedenini cinselliğin ortasına oturtup, erkeğin kendisiyle ilgilendiği her anda hem cinsel doyuma ulaşıyor hem de egosal tatmin yaşayarak karşı cinsi bilinçaltında hor görüyor. ‘Hedda’nın erkeklere karşı oluşturduğu davranış biçimleri söylediklerimi destekler nitelikte.

Emre Koyuncuoğlu’nun döner sahne düşüncesi fevkalade başarılı. Oyunun değişen sahneleri üç bölümde (orta ve iki kenar) oturan seyirciyi bütünün içinde korumuş. Oyuncuların ruh hallerini yansıtan tasarımda Gamze Kuş’un imzası var. Ayrıca ‘Hedda’nın zarafetini ortaya çıkaran giysi tasarımında da aynı ismi görüyoruz.

Şebnem Köstem Büyülemeyi Sürdürüyor

‘Hedda Gabler’ rolünde karşımıza geçen Şebnem Köstem büyüleyici bir yorumla seyirciyi yine kendisine hayran bırakıyor. Karakterinin psikanalitik ruh halini, sevgilisini ölüme götüren psikolojik etki sürecini, karakterin ölüme giden delirme bölümlerini öylesine etkili oynuyor ki, insan oturduğu koltukta adeta çivilenip kalıyor. Bedensel güzelliği doğal oyunculuğuyla birleşince Köstem’i izlemek insana pek bir keyif veriyor. Ertuğrul Postoğlu’nun Jorgen Tesman’da saf aşık rolünü daha canlı oynaması gerekli. Ejlert Lovborg’da Mert Tanık çok başarılı. Gitgide çaresiz çırpınışları an be an hissediyoruz. Eraslan Sağlam komediyle gösteriyi rahatlatan isim. Meriç Benlioğlu’nun daha önemli rollerde oynaması yerinde olur. Sahne duruşu iyi.

Emre Koyuncuoğlu 1800’lü yılların sonlarında yazılan bir oyunu alıp, 2000’li yılların tam ortasına yerleştirmiş. Kadın arzularının değişmemesi tarihsel bir gerçek olarak karşımızda duruyor. ‘Hedda Gabler’ İstanbul Şehir Tiyatroları’nı son dönem kaosun içinden çıkaran sıra dışı bir yapıt.

Tiyatronline



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: