Halbstark Tiyatro Festivali’nde İlk Günler…

Goethe Enstitüsü bağlantısı ve sevgili Mehmet Ünlüsoy ile eşi Sabine Hagemann-Ünlüsoy önerisiyle tanıştım NRW KULTURsekretariat finansmanlığında gerçekleşecek ‘Uluslararası Ziyaretçi Programı’yla…

Hepsi de North Rhine-Westphalia bölgesinde ve aynı finansmanlık altında sunulan pek çok kültür-sanat festivali alternatifinden 8-11 Kasım tarihleri arasında, Münster’de gerçekleşecek ‘9-13 Yaş arası Çocuklar ve Genç Yetişkinler Tiyatro Festivali’ ilgimi çekti.

Özellikle ne yeteri kadar çocuk, ne yeteri kadar yetişkin olan bu ‘ara’ yaşa yönelik çok fazla tiyatro bulunmaması üzerine hayat bulan bu festivalin, Avrupa’nın çeşitli yerlerinde aynı kaygı ile tiyatro yapan ekipleri bir araya getirmeyi amaçladığı yazıyordu festival tanıtımında…

Yetişkinler için bile doğru dürüst tiyatro oyunu bulmanın zor olduğu bu adanın kuzeyinde, nitelikli çocuk oyunundan nasıl söz edebiliriz ki… Buna bağlı olarak, seyirci sayısının azlığından şikayet ediliyor, ama seyirci yetiştirmek için çocuk ve gençlik tiyatrolarına gereken önem verilmiyor. İşte en çok bunun için başvurdum söz konusu festivale katılmak için. Başvurum kabul edildi, ve düştüm yollara.

8 KASIM, PERŞEMBE

Ercan’dan 4.30’da kalkması gereken uçak ‘teknik arıza’ nedeniyle 8:30’da kalkınca biraz sersemlemiş bir halde vardım Düsseldorf’a… Ordan ‘sky train’ dedikleri teleferik tarzı trenle gittim tren istasyonuna. Tabelaların Almanca olması işimi azacık zorlaştırsa da karşılaştığım gençlerin neredeyse tümü İngilizce de konuşuyor, çok geçmeden beni Münster’e götürecek treni beklemeye başladım. Düsseldorf-Münster arası 1.5 saat. Yolun yarısından çoğunu ormanlık bir bölgeden geçtik, ağaçlar yapraklarının çoğunu dökmüş, yeşil yaprak neredeyse hiç kalmamış, kızıla, turuncuya, sarıya bürünmüş doğa…

Saat 4 gibi vardım Münster’e. Hotel Martinihof’u bulmak zor olmadı; Uluslararası Ziyaretçi Programı’ndan sorumlu sevgili Inna Goudz’un gelmeden bana gönderdiği detaylı harita ve yol tarifi sayesinde elimle koymuş gibi buldum. Süreç içerisinde onlarca kez yazıştığım Inna ile buluşma saatine daha bir saat vardı. Bu arada aynı program kapsamında Münster’de bulunan Çek Cumhuriyeti’nden Ostrava Kukla Tiyatrosu ‘Theater Divadlo loutek Ostrava’nın dramaturgu Hana Galetkova, Berlin’de yaşayan Polonya’nın tiyatro dergisi ‘Teatr’a yazan gazeteci/çevirmen Iwona Ubermann ve Polonya’dan ‘Dialog’ tiyatro dergisine yazan çevirmen/gazeteci Agata Zawrzykraj ile tanıştık. Ve Inna da aramıza katılınca hemen eski kent merkezine yürüdük.

Halbstark Festivali Yönetmeni Hollandalı Silvia Andringa ile tanışmak üzere şarapları ile ünlü Vinothek am Theater adlı restorana gittik. Muhabbet, en az yediklerimiz, içtiklerimiz kadar lezzetli ama yetişmemiz gereken bir oyun var. Hemen yolun karşısındaki Theater Münster’e geçtik.

Oyun Alman ‘Junges Theater Münster’ ekibinin sahnelediği ‘Verschwunden’ (Kayıp) adlı oyun. Oyun dilinin Almanca olması ve benim Almanca bilmemem nedeniyle her zamankinden daha çok açtım algılarımı. Bir süre sonra gerilim türündeki ‘Hansel ve Gretel’ göndermeli oyunun olay örgüsü ile karakterlerini çözmeye başladım.

Oyun sonrası tiyatro binasının ‘Theatertreff’ diye geçen fuaye bölümünde ‘prömiyer partisi’ vardı. Ama ben, ‘en uzaktan gelmek için en erken yola çıkan’ bahane kartımı kullanarak hotele döndüm.

9 KASIM, CUMA

Kahvaltı sonrası yine yoldaydık. Bu kez izlediğimiz oyun Belçikalı ‘D’irque & Fien’ ekibinin Theater in der Meerwiese binasında sahnelediği ‘Carrousel des Moutons’ (Koyunlar Atlıkarıncası) adlı oyunu.

Festival kapsamında çocuklar/genç yetişkinlere yönelik pek çok atölye çalışması yapılmış. Müzik, dans, tiyatro… Bu atölye çalışmalarına katılan gençlerin performansları festival programı arasına serpiştirilmiş; işte bu sabahki oyun tatlılar tatlısı iki küçük kızın dansları ile başladı.

Sözsüz ve sokak tiyatrosu tadında hazırlanan oyun iki kişilik başladı. Bir palyaço ve ana dekor parçası piyanoyu çalan palyaçonun dostu kadın. Kısa süre sonra seyircilerden alınan bir gönüllü ve piyanonun da katılımı ile dört kişilik oldu oyun..!! Gerçekten festival kitapçığının söz verdiği gibi büyük küçük ağzımız açık izledik gözlerimiz önüne sürülen, piyanonun akrobat, süpürge değneğinin trapeze dönüştüğü büyülü dünyayı…

Oyun sonrası organizasyon tarafından görevlendirilmiş rehberimiz Almut Pape ile buluştuk. Onunla birlikte NRW KULTURsekretariat merkezine, NRW KULTURsekretariat direktörü Dr. Christian Esch ile tanışmak üzere Wuppertal şehrine gittik.

Böylesi organizasyonlar ve tanışmalar uyarıyor, dürtüyor insanı. Nasıl bir yerde yaşıyorum? Başkaları neler yapıyor, neleri önemsiyor, biz nelerle uğraşıyoruz..? noktasında bir sorgulamaya itiyor… Toplantı sonrası buruk hissettim, hala da geçmiş değil o burukluğum.

Sonra grup ikiye bölündü, Almanca bilenler Münster’e döndüler, akşama sahnelenen Hollandalı ekip De Toneelmakerij’in ‘Anne und Zef’ (Anne ve Zef) adlı oyunu izlemeye. Hana ile birlikte bizse, rehberimiz eşliğinde Düsseldorf’a gittik. Forum Freies Theater ekibinin dramaturgu Katja Grawinkel ile tanışıp sonrasında machina eX ekibinin ’15.000 GRAY’ oyununu izledik.

‘İzledik’ dedim ama bu oyun pasif seyirci tadında izlenecek bir oyun değil. Her oyuna sadece on kişilik seyirci alınıyormuş. Oyunun gerçekleştiği Black Box (Siyah Kutu) odanın kapısı önünde bir oyuncu karşıladı bizi. Bilgisayar oyunlarındaki karakterler gibi kesik kesik hareketler ve monoton bir tonla konuştu, duvarda asılı bozuk saati gösterip gösterip oyunun saat 10’da başlayacağını söyledi… Onumuz da öylece bakakaldık bir süre, aynı sözleri ve hareketleri en az dört kez tekrarladı, taa ki aramızdan birisi duvar saatinin akrep ve yelkovanını saat 10’u gösterecek şekilde düzeltene kadar..!

Oyun bir bilgisayar oyununun içindeymişiz hissini veriyordu, oyun karakterleri bilgisayar oyunu figürleri, ışığın aydınlattığı yere doğru yürüdük sahne üzerinde, karakterler bir şeyler söyledi, eksik mektup parçası, kayıp formül, saklı tabanca gibi problemler dile getirdiler. Seyirci olarak oyunun devam edebilmesi için problemleri çözmemiz gerekti, yoksa takılıp kaldı, sürekli tekrarlandı aynı sahne…

Oyun sonrası sohbet fırsatımız oldu ekiple, ekip üyelerinin bazıları oyun programcılığı, bazıları oyunculuk eğitimi almış, tümü de bilgisayar oyunlarını seviyor. Başka başka seyirciye göre çok farklı olay örgüsü alternatifleri ve sonları varmış oyunun… Çok etkileyiciydi. Sanal görünmesine rağmen fazlasıyla gerçek. Pasif seyirci anlayışını kökten söküp atıyor ki sanırım en çok o nedenle sevdim bu oyunu.

Ve ilk iki gün böyle, dolu dolu geçti, kalan günlerse gelecek haftaya…

Yenidüzen