Şehir Tiyatroları’nda Zor ‘Oyun’

[Habertürk gazetesinden Mehmet Açar’ın Şahika Tekand’ın Şehir Tiyatroları’nda sahneye koyduğu Samuel Beckett imzalı “Oyun”u hakkındaki yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.] 1969 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Samuel Beckett, üniversite yıllarından beri en sevdiğim oyun yazarlarından biridir. Oyunları derinlikli sağlam fikirler ve güçlü dramatik çatışmalardan oluşur. Buna karşılık, Beckett’te geleneksel tiyatronun giriş gelişme sonuç mantığını ve klasik hikaye anlatma örgüsünü bulamazsınız. Bildiğimiz dramatik anlamı metnin içinde yıkar. Daha doğrusu, bütünlüğü yok ederek, size anlamsız gibi görünen parçalar sunar. Ne var ki, anlam o parçalanmanın kendisidir zaten. Adı absürd tiyatroyla da anılır ve modernist tiyatronun zirve noktalarından biri olarak kabul edilir. Picasso’nun figüratif resme yaptığını, klasik tiyatroya yaptığı söylenebilir.

Şahika Tekand ise Türk tiyatrosunun öncü ve deneysel işleriyle dikkat çeken önemli yönetmenlerinden biri. Tiyatro festivalinde kaçırdığım Beckett – Tekand buluşmasını izlemek için geçtiğimiz hafta Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda gerçekleşen gala gösterisindeydim.

Beckett’in orijinal “Oyun”u başlarına kadar gömülü iki kadın ve bir erkeğin geçmişte yaşanmış bir aşk üçgeni üzerinde konuştukları, tekrarlardan oluşan bir metindir. Tekand kendi yorumunda, kadın oyuncu sayısını 10’a, erkek oyuncu sayısını ise 5’e çıkartıyor ve 15 oyuncuyu 15 ayrı “kutu”dan oluşan bir konstrüksiyona yerleştiriyor. Sahnede 15 ayrı boy fotoğrafı gibi duruyorlar ama hepsini aynı anda görmek pek mümkün olmuyor. Bölmelerdeki ışıklar konuşmalarla birlikte bazen birkaç saniyeliğine bazen 1 dakikalığına.yanıp sönüyor. Replikler, jestler, sessizlikler, nidalar peş peşe geliyor; oyun aritmik bir ışık ve performans gösterisine dönüşüyor. Beckett’in orijinal metnindeki fikirler, oyun kişilerinin sıkışıp kalmışlığı başta olmak üzere yeniden yorumlanıyor. Resmin bütününü göremeyen seyirci ümitsizce anlamı ve hikayeyi ararken süreksizlikle karşılaşıyor. “Oyun”u seyrederken tiyatrodan beklentilerinizle yüzleşiyor ve bazen sahnede olup bitenlerden bunalıyorsunuz. Ne var ki, sahnede rejisi, ışığı ve oyunculuğuyla tutku ve disiplinle gerçekleştirilmiş bir “ritm, ışık ve oyunculuk senfonisi” var. Sonuç olarak, Beckett’in “Oyun”unun dünya üzerindeki yorumları arasında antolojilere girecek çok özenli ve Türk tiyatrosu adına önemli bir çalışma.

GALAYI TERK EDEN SEYİRCİLER
Öte yandan, her seyirciye hitap eden bir oyun olmadığı da kesin. Gala seyircilerinin bir kısmına da hitap etmediğine şahit oldum. 50 dakikalık oyunun 25. dakikasından itibaren, diğer seyircileri ve oyuncuları rahatsız ederiz diye hiç dert etmeden salonu gürültüyle terk edenler oldu. Aslında zahmet edip broşürü okusalar, nasıl bir şeyle karşılacaklarını bilirler, bizi de rahatsız etmezlerdi. Oyun sırasında aralarında konuşanların sayısı da az değildi. Uyarılara aldırmayan bu seyirciler nedeniyle birçok kişi yorumlu izleme seçeneğine katlanmak zorunda kaldı. Bu arada cep telefonlarını görüntülü olarak kullanmaya devam edenler de vardı. Özetle hem seyirci hem de oyuncu açısından zor bir gala performansıydı.

Çağımızda avangart tiyatro, Şahika Tekand ve ekibinin izlediği yoldan da ilerliyor artık. Seyirciyle oyuncunun aynı mekan ve zaman içinde yaşadığı birliktelik dans ve bedensel performansla zenginleşip yeni bir tiyatro formu arayışına dönüşüyor. Şehir Tiyatroları’nın çağmız tiyatrosunun bu öncü damarına sahnelerini açmış olması gerçekten alkışlanacak önemli bir olay. Ama Şehir Tiyatroları öyle bir dönemden geçiyor ki “Oyun”u sahneleyenler ve sahnelenmesine izin verenler, gün gelir “halktan kopuk tiyatro yaptıkları” için suçlanabilirler. Önümüzdeki dönemde her şey mümkün…

Habertürk