Talimhane Tiyatrosun’dan ”Pippa”

[Betül Memiş’in Talimhane tiyatrosunun yeni oyunu Pippa üzerine yazdığı ve Haber Türk’te yayınlanan yazısını bir bölümünü paylaşıyoruz.]

Asıl şimdi bu yürüyüş daha kalabalıklarla yapılmalı…

Talimhane Tiyatrosu, Milano’dan Kudüs’e otostopla giderek bir barış ağı kurmayı hedefleyen ama projesi Türkiye’de yarım kalan, İtalyan performans sanatçısı, aktivist “Pippa” ile sezona merhaba dedi… Pippa’yı hatırladınız mı peki!?

“Bu dünyaya bir çocuk getirmeye korkmuyorsun ama otostop çekmeye korkuyorsun…” Bu sözlerin sahibi; ulu kuralları, görgüleri, erdemleri, en ahlaksal inançları, bilumum enteresan algılarıyla bu topraklarda varolan-yaşayan bir insan(?!) evladı tarafından tecavüz edilip, sonrasında boğularak öldürüldü. Bu sözlerin sahibi, İtalya’dan gelen bir misafirdi ve bu yaşadığımız coğrafyadan, sadece geçecek olan bir yolcuydu… O’na bu yolculuğun, yani otostop ile insan-güven ilişkisini onarmanın ya da altını doldurmanın zor olduğundan dem vuranlara, bu sözleri deklare ediyordu. Adı Giuseppina Pasqualino di Marineo ya da bilinen adıyla Pippa Bacca.

Bu ve buna benzer o kadar çok haber okuyor veya tanık oluyoruz (Es notu: Türkiye’de her 4 saatte 1 tecavüze teşebbüs suçu ya da tecavüzün yaşandığını unutmayalım.), ki Pippa’nın sol yamacı daha da ezen mevzusu ise bu yolculuğundaki amacıydı aslında… (Sonrasında ne mi oldu: “Mahkeme, TCK takdiri indirim nedenlerinin yer aldığı 62’nci maddesi gereği uyarınca hafifletici sebepleri göz önünde tutarak cezayı ömür boyu hapis cezasına çevirdi. Katilin cezası, 36 yıldan 30 yıla düşmüş oldu. Temyize giden davayı ele alan Yargıtay 1. Ceza Dairesi, cezayı onadı. Türkiye’de Yargıtay’ın kararını gazetecilerden öğrenen Pippa Bacca’nın ailesi, “Ne ceza indiriminden, ne de Yargıtay sürecinden haberimiz vardı. Gelişmeyi gazeteden öğrendik. Neye uğradığımızı şaşırdık” dedi. İşte bu oldu. Tüm bu tuhaflıkların yamacında, Pippa öldürüldüğünde sadece 34 yaşındaydı… Vicdan derdi anneannem, insanı tüm canlılardan ayıran tek cevher. Peki biz bu cevherimizi, nerede hiç etmiştik acaba!? )

BARIŞ AĞI KURMAK İÇİN YOLLARA DÜŞEN…

Hani bazı olaylar-haller vardır, kelimeler havada parende atar onun üstüne konuşulduğunda-düşünüldüğünde… Hani bazı çığlıklar vardır, senden başkasının duy(a)madığı… Hani bazı kavramlar vardır, fani ömrünü aldatasın diye ortaya sunulan… Hani bazı yaratıklar vardır, insan kıvamında dolanırlar ortalıkta, hep ama hep ahkam keserler, yetmez başka insan evladının ciğerini avuçlarlar… İşte o peşrevde bir kelamla karşınızdayım!

Barış ağı kurma niyetiyle yollara düşen, iki kadının hikâyesi, bu defa tiyatro sahnesinden selamını çakan: Talimhane Tiyatrosu’nun sahnelediği “Pippa”. Beş Avrupa ülkesi arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “Europe Now” projesi için kaleme alınmış olan “Pippa”, Arcola Theatre’da yapılan bir haftalık ön festivalde sahnelenmiş. Katılımcı beş ülkenin tiyatro grupları, oyun üzerine tartışmalar yürütmüş. (Siz bakmayın hikâye dediğime! Beyin loblarınızı biraz havalandırırsanız, hatırlarsınız! Adından anlaşılacağı üzere, en sahicisinden bir hikâye karşımızdaki… Bu coğrafya ki; neler gördü, neler yaşadı, neler işitti, ama yine de bunu da mı yaşayacaktık -yapacaktık dediğim-iz bir acıya-lara daha şahit olduk.)

SAVAŞIN VE ACININ TOPRAKLARINA…

Milano’dan Kudüs’e otostopla giderek bir barış ağı kurmayı hedefleyen İtalyan performans sanatçısı, aktivist Pippa Bacca ve kendisi gibi bir performans sanatçısı olan, arkadaşı Silvia Moro’nun “Yanımızda, yolculuk boyunca üzerinde birikecek tüm kirlerle birlikte götüreceğimiz tek elbise, beyaz gelinliklerimiz olacak” şeklide, 8 Mart 2008 yılında duyurdukları bu serüven, yarım kaldı. Hem de Türkiye ayağında… Pippa ve yol arkadaşı Silvia, yolculukta giydikleri gelinliklerin yol boyunca uğrayacakları değişimlerle eve dönüşlerinde sergileneceklerini ilan etmişlerdi. “Gelinliklerimiz tüm kirleriyle, izleriyle sergilenecek. Ne hale gelebileceklerini şimdiden kestirmek çok zor. Bunu dönünce hep beraber göreceğiz.” demişlerdi ama bu sergi hiçbir zaman yapılamadı.

Milano’dan başlayıp Slovenya, Hırvatistan, Bosna, Bulgaristan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin güzergahından Tel-Aviv’de noktalanması planlanan yolculuk sırasında, Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı Tavşanlı Köyü yakınlarında Ballıkayalar mevkiinde tecavüze uğramış ve boğularak öldürülmüştü Pippa. (Israrla, inadına yazıyorum; unutmayayım ve unutmayın diye!) Böylelikle birçok şeyin daha cevabını almış-vermiş olmuştuk bizlerde. Zira savaşın ve acının topraklarına yapacağı bu yolculuğun başından beri, insanların güvenini yeninden kazanması olarak alt metnini oluşturan Pippa, barış yolculuğunda yok edilmişti.

Pippa, bir kadın olarak ve bir insan olarak güvenle kelam edebileceği, tanımadan, korkmadan bir insanın, bir başka insana sadece insan olduğundan mütevellit güvenebileceği bir dünya hayal etti. Bu sebeple de bu performansı gerçeğe dönüştürmüştü.

Talimhane Tiyatrosu’nun bellekleri yeniden tazeleyen bu projesi en temizinden bir selamı hak ediyor, buradan bir kez daha eyvallah! Deniz Altun’un yazdığı, Lerzan Pamir’in yönettiği, Serdar Biliş’in dramaturgluğunu üstlendiği Pippa’nın kıvamında oyuncularında ise İpek Türktan Kaynak, Bekir Çiçekdemir, Burcu Seçmeer ve Kubilay Çamlıdağ yer alıyor. Yapılan oyunun, arka tarafını çok naif özetleyen bir iş çıkaran oyunculara ise; bir izlek olarak teşekkür ediyorum. Anlatmak istediklerini, bir dere yatağından akar gibi akıttıkları için!

MODERN KÜLTÜR KAYIP RUHLARLA DOLU

Yazar Altun, projenin teması olan ‘göç’ten yola çıkarak yersizlik ruhuyla Pippa’nın talihsiz bir şekilde yarım kalmadan önceki yolcuğunu; Diyarbakır’ın boşaltılmış köyünden, büyük şehre gelmek zorunda kalan Ali Rıza ve eşi Zehra ile kesiştirmiş. Pippa ile Ali Rıza’nın göçü ve varolma savaşı birbirine grift ilerliyor aslında. Altun’un bu metni yazmasında, Londra’daki atölye çalışmalarında gördüğü ruh hali etkili olmuş: “Giderek daha nomadik bir hal alan modern kültür, ‘ev’ini arayan ‘kayıp ruhlarla’ dolu. Londra’daki okumalarda da baş gösteren bu ‘yersizlik’ hali, Avrupalı genç kuşakların kalıcı bağlar kurabilme acizliğini tetikler bir durum olarak görülmüştü. İlerleyen teknoloji sayesinde hızla yer değiştirebilen kişiler, ‘yerleşme’ kavramı önünde tedirginlik sergiliyor.”

DÜĞME, DELİK VE İĞNE İLİŞKİSİ

Altun’un kalemini takdir etmek gerek, zira Pippa’yı ajite eden bir jargonda değil, tam tersi, sade ve her şeyden önce bir sanatçı olduğunun vurgusunu yaparak ilerletiyor. Oyunu seyir ederken, tedirgin olmamanız imkansız. Ki ben de tedirgin bir izlektim oyun boyunca. Sonunu bildiğim ve gerçek bir yaşamdan bir kadraj yansıtan bu oyunda, ara ara tebessüm etmek bile beni rahatsız etmişti. Nasıl dayanılırdı ki ya da ailesi nasıl dayanıyordu diye düşünürken… Oyunun sonunda, yanımda oturanın Pippa’nın annesi Elena Manzoni di Chiosca olduğunu öğrendim. Yaşarken acı olanlar, zamanla neden bu şekilde insanı tebessüme ya da handikaplara düşürüyor, muamma. Sanırım hayat dediğimiz şey, tam da bu noktada yaşayan fanilerine “budur ve bu kadarsınız” diyor. (Es notu: Hayatla insanın ilişkisi de, düğme ve deliklerinden geçen iğne gibi değil miydi! Bilahare alt yazı geçerim ama şimdilik devam!) Elena Manzoni di Chiosca’nın oyun sonunda sarf ettiği sözler, sanırım Pippa’nın yolunu karanlık edenlere cevaptır: “Pippa’nın başına gelenler bunun yapılamayacağını düşündürtmemeli, asıl şimdi bu yürüyüş daha kalabalıklarla yapılmalı.”

Habertürk