Haftanın 3 Parantezi

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nedim Saban

Bu hafta açacağım 3 parantezde, 3 konuda ezber bozacağım. Sanat dünyamız da artık düşünerek tepki göstermek yerine, bir olayı irdeleme zahmetine bile katlanmadan alışılageldik, kanıksanmış tepkiler vererek, kolaya kaçıyor. Açtığım parantezler kolay kapanmayacak, tartışılacak. Tartışılırsa, farklı düşünceler çıkar ortaya. Sağlıklı olanları evlat edinir, istemediklerimizi evlatlıktan red ederiz.

((((…..In Yer Face

Son yıllarda tiyatromuza giren , “In yer face” akımı bizleri pek heyecanlandırmış, gerçeğin yüzümüze vurulmasıyla kendimizden bile sakladığımız duygularla yüzleşme fırsatı vermişti. Öncelikle Royal Court Tiyatrosu’ndan “ithal” edilmiş duygular bize yabancı kaldıysa da, zamanla kendi toplumumuzun sorunlarını mercek altına alan oyunlar ortaya çıktı. Ancak, küçük mekanlarda alternatif tiyatro arayışları gibi görünen işlere, şimdilerde çağın vebası bulaştı.

1)Bu oyunlarda ekip ruhu yerine, star sistemi ortaya çıkmaya başladı. Televizyon yıldızlarını izleme modası başladı.

2)Oyunlardaki şiddet, dış dünyaya bir manifesto oluşturmak yerine, televizyonun bize dayattığı şiddetle örtüşmeye başladı. Şiddeti kanıksadık, kınayacak yerde, ihtiyaç duyar olduk.

3)Oyunların tonunda erkek egemen, cinsiyetçi bir hava var.

4)Bu oyunlar burjuva geleneklerini sorgulamak yerine, burjuvaların gönlünü hoş eden seyirlik gösteriler olmaya başladı.

5)Oyunların izleyici profillerini televizyondaki jönü yakınında his etmek isteyen bankacı hanımlar ve onların mesai arkadaşları oluşturmaya başladı.

Hadi bana “demode” deyin, “yenilikçi” değilsin, “tutucusun” deyin. Deyin de, yukarıdaki şu beş paranteze bir tanecik sağlam karşı parantez açın.

((((… Bakırköy Belediye Tiyatroları

Mehmet Ergen, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda,“Carrar Ana’nın Silahları”nı yönetmiş. Oyunun değiştirilmesi üzerine, oyunu yarıda kesip, sahneye fırlamış ve yönetimi protesto etmiş. Şimdilerde yeni moda, biçimini beğenmeyip, hak vermek. Bu aslında, kişiliksizce, kaypakça bir tutum. Tam olarak arkasında durmayarak, gerektiğinde toz olabilme zeminini hazırlamak..Birkaç kişiden “ protesto biçimi “ile ilgili tepkiler geldi yine.

Ben protesto biçimine bayıldım. Bu tür bir protesto biçimi yaraşır bu sanata, çünkü tiyatro dinamik bir şey. Ancak bence protestonun özü yanlış. Mehmet Ergen, daha önce Kocaeli’nde de böyle bir talihsizlik yaşamış, oyunu genel sanat yönetmeni tarafından genel provada kaldırılmıştı. Şimdi konuyu Mehmet Ergen, Kadriye Kenter ve Bertolt Brecht’ten arındırarak, sakince irdeleyelim.

Bir sanat kurumu yöneticisi seyirciye karşı belli sorumluluklara sahiptir. Konuk yönetmenler gelip, geçicidir, ama kurumu genel sanat yönetmeni i ayakta tutar. Bu yüzden sinemada , filmin “last cut” tabir edilen son versiyonunda nasıl yapımcının hakkı varsa, tiyatroda da genel sanat yönetmeninin hakkı vardır.

Sanat yönetmeni öncelikle yönetmenle prodüksiyon öncesinde bol bol toplantı yapmalı, oyun yorumu konusunu netleştirmeli, oyun çıktıktan sonra sahneye yansıyamayan bir şey gözlemlerse yönetmenle tekrar konuşmalı, onu yeniden provaya davet etmelidir. Yönetmen gelmiyor, gelemiyorsa, sanat yönetmenin seyirciye karşı bir sorumluluğu olduğu için, mantık çerçevesinde değişiklikler yapabilir. Bu durumda yönetmen oyundan imzasını çekebilir ki tiyatro tarihimiz böyle olaylarla doludur. Yönetmenin dünyasını karartmak ya da bir metne sansür uygulamak kabul edilemez, ancak yaşayan bir sanat olan tiyatroda, kağıt üstünden sahneye taşınamayan her şeye yeni önermeler yapılabilir.

Bu arada Mehmet’in, Tiyatrokare’de yönettiği “Çelik Manolyalar”ın neredeyse her dakikasını değiştirdiğimi geç de olsa itiraf ediyorum. O sıralar aynı anda, hem de farklı ülkelerde sekiz/ dokuz oyun yönettiği için fark etmemiş olabilir, ya da çocukluk arkadaşım olduğu için hoş görmüştür belki.

(((….. Telif Hakkı

“Okul tiyatrolarına telif darbesi” diye başlık atılır mı yahu? Telifin darbesi mi olur? Yazar emeğinin karşılığını tabi ki alır. Tüm dünyada oyunların amatör tiyatro hakları denen bir şey var. Dünyanın en büyük tiyatro yayıncısı Samuel French’in kitaplarını açın, lise tiyatrolarının telif ücreti bile net olarak belirtilmiştir.

Kaldı ki, bazı eserlerin amatör tiyatro hakları uzun zaman saklı tutulur. Yazar ya da onun varisleri, oyunun öncelikle profesyonel olarak yorumlanmasını ister. Konu sadece para meselesi değil, oyunun yazar kontrolünde yorumlanması…

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları son derece önemli işler yapan bir topluluk. Ancak, medeniyetin beşiğinde bir üniversitenin öğrencileri, medeniyetin en önemli gerekliliklerinden birinin telif hakkı olduğunu bilmiyor mu? Madem amatörler, o zaman marangoza da para vermesinler, kostümlerini de evden getirsinler. Bir amatör prodüksiyonun bütçesinde yazara mutlaka pay ayrılmalıdır. Amatör olan oyuncular olabilir, diğer emekçilerin suçu ne?

Kemal Sunal her filminin tekrarından komşu hakları alsa, dolar milyoneri olmuştu. Lorca, Bernarda Alba’nın evinin oynandığı her kız lisesinden bir dolar istese, Salvador Dali’den bile zengin olmuştu.

Birgün

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Nedim Saban

Yanıtla