Mahmut Yesari’nin Tiyatroları

Nükhet Eren

Mahmut Yesari, elli yıllık ömründe dur durak bilmeden yaptığı yazma işine tiyatro oyunları yazarak başlar. Ardından onlarca roman, yüzlerce öykü, pek çok gazete ve dergide yayınlanan binlerce yazısı gelir. Hala daha Latin alfabesine çevrilmemiş olanlarla birlikte yüze yakın oyun yazmış; oyunları 1920’den, 1960’lı yıllara kadar başta Şehir Tiyatroları, Tepebaşı Tiyatrosu ve Raşit Rıza olmak üzere değişik yerlerde sahnelenmiştir.

Zabit olarak gittiği Çanakkale Cephesinden hava değişimi için İstanbul’a döndüğünde, kitap okumak ve piyes izlemekten büyük zevk alır.  George Faydeau, Emile Fabre, Tristan Bernard, Robert de Flers gibi Fransız yazarların yazdığı tiyatro oyunlarını büyük bir hayranlıkla okur. Muhsin Ertuğrul’un, Darülbedayi’de sahneye koyduğu Kral Lear’dan çok etkilenir. Başarıyla sahnelenen adaptasyon oyunları görünce, yazma hevesi artar. Başka bir lisanda yazılan eserlerin dil incelikleri, deyim, lehçe, atasözü, argo farklılığı onu bir miktar korkutsa bile, Paul Bourget’nin bir oyununu Kefaret adıyla adapte eder.

Yıllar sonra Yenigün dergisinin Tiyatro Hatıraları adlı köşesindeki bir yazısında, Kefaret’in serüvenini anlatır. Oyun, Darülbedayi’nin Beyoğlu Bakkalbaşı’ndaki yerinde toplanan Heyeti Edebiye tarafından değerlendirilir; değişiklik yapması istenir. Bu isteği reddeden Yesari, öfkelendiği kadar hırslanır da ve üç yıl boyunca çalışarak yeni çeviriler yapar, kendi oyunlarını yazar.

1920’li ve 30’lu yıllarda yazdığı ya da naklettiği oyunlar, bir seri halinde yayınlanır.  İlk mektep için Müthiş Bir Hastalık oyununu nakletmiş, Kız Mektepleri için, Bir Sükût u Hayal oyununu yazmış, Erkek Mektepleri için, Hayrül Halef, Has Bahçe adlı oyunları yazıp Kaplıca Oteli’ni nakletmiştir. Bu oyunların hemen hemen tümü tek perdelik komedidir ve elbette oyuncuların hepsi ya kızdır ya erkek. Oyunların ilk sayfasında;koltuk, masa, dolap yerlerini gösterir bir çizimle sahne düzeni yer alır. Mahmut Yesari’nin dergilerle tanışması karikatür çizerek başladığından, bu durum bize hiç yadırgatıcı gelmez. Üstelik büyük dedelerinin çoğu, Osmanlı’nın ünlü hattatları arasındadır. Mektep Temsillerinin altında ek bir yazı vardır: ‘Türk Ocakları- daha sonra Halkevleri- ve emsali müessese ve cemiyetlerde kolaylıkla temsil edilebilir.’

Şehir Tiyatrolarında sahnelenen komedi, vodvil tarzında adapte oyunlarından bazıları şunlardır: Kalbin Gençliği, Harp ve Yurt, Köy Hekimi, Kaynanam, Yalı Uşağı,  Saçlarından Utan. Fransız oyun yazarlarının beğeni kazanmış eserlerini, çeviriden ziyade adapte ya da nâkili denilen usulle kâğıda döker.  Üstelik bu konuda son derece başarılıdır. Bütün mekân ve kişiler, Fransa yerine İstanbul’dadır ve hikâye yaşadığı toplumun yapısına ve ilişkilerine göre yeniden düzene konarak aktarılır. Yalı Uşağı adlı oyunu Marcel Pagnol’un Marius adlı oyunundan çeviri olarak basılmış olsa bile, perdeler Haliç’in kalafat yeri ve koltuk meyhanesi olarak açılır. Marsilyalı karakterlerin yerini; Zeynel ve babası Temel Reis, Yandançarklı, Karamanlı Baloğlu, Memur Affan, Kirliçıkı Raziye ve kızı Seher almıştır. Oyuncuları ise sırasıyla; Muammer Karaca, Hazım Körmükçü, Behzat Butak, Said Köknar, Vasfi Rıza Zobu, Şaziye Moral, Nezihe Becerikli’dir. Mahmut Yesari, Perde ve Sahne Dergisi’nin Kulis Oyunları adlı köşesinde, Bilgisiz Münekkitler adında bir yazı yazar. Burada adapte oyunların telif kadar zor olduğundan, eleştirmenlerin oyunun orijinalini okumadan sadece adaptasyonu seyrederek tenkit etmesinin yanlışlığından söz eder. Uyarladığı oyunların bazıları, telif eser kadar özgün ve yaratıcıdır.

En çok tanınan oyunları, Sürtük ve Serseri’dir. Sürtük, Mahmut Yesari tarafından-kardeşim diye hitap ettiği, Muhsin Ertuğrul’a ithaf edilmiştir. 1937 yılında Şehir Tiyatrolarında sahnelenen oyunun iki kez sinema filmi çekilmiş, ikincisini Ertem Eğilmez yönetmiştir. Sokaklarda yaşayan, poliste kayıtlı, peşinde belalısı olan genç kadın Sürtük’ün, yazlık bir köşkün bahçesine girmesiyle başlayan oyunun içinde, yoksulluk ve zenginlik karşı karşıya gelir. Paçası düşük Hürmüz’den Mediha ismine geçtiği yeni mekânında, genç kadının tüm kişiliği de değişecektir.

Serseri, eski zaman kahramanlarının yeni halinin adıdır ve Yesari’nin hayatından izler taşır. Düzenli hayatı olan kişilerce küçümsenen, evsiz yurtsuz kalmış, pansiyonlarda yaşayan Macit anlatılır oyunda. Toplumun anormal saydığı bu kişiye serseri denmektedir. Kahraman diye adlandırılan geçmiş zaman şövalyelerinin adı, yeni zamanda ‘serseri’ olmuştur. Oyun, Yesari’nin yaşamından izler taşır.

Sürtük ve Serseri, tıpkı Eugene O’Neill’in oyunları gibi hayatın bir safhası üzerine ışık tutar ve aydınlatır. Mahmut Yesari bir yazısında buna ‘bobin’ yöntemi derken, Amerikan tiyatrosuna büyük katkı sağlayan yazar O’Neill’in bu yöntemin öncüsü olduğundan da söz eder. Yesari’nin yazılarından; Broadway’de olup bitenleri, feminist yazarlardan gişe hasılatına, sahnelenen oyun sayısından seyirci niteliğine kadar izlediğini anlıyoruz.

1895 yılının Hıdırellez sabahı, Emirgan’da bir misafirlik sırasında doğan Mahmut Yesari, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşının bittiği gün, yıllarca tedavi gördüğü veremden kurtulamayıp dünyaya veda eder. Bugün Mahmut Yesari adı ve eserleri tamamen unutulmuş görünüyor. Ne tiyatro oyunları, romanları, öyküleri basılıyor, ne de yazdığı onlarca oyundan biri sahneleniyor. Solgun kapaklı ve sarı yapraklı piyes kitaplarından birkaçı, ancak sahaflarda bulunabiliyor. Yakın geçmişin bu son derece üretken, tiyatronun gelişimine büyük katkıları olan yazarını yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için, bugünden tezi yok hep birlikte kolları sıvamanın zamanı geldi diye düşünüyor, tüm edebiyat ve tiyatro severlere sesimi duyurmak istiyorum.

Yorum


işlemi tamamlayınız: