‘Ya Sev Ya Terk Et’

[Zeynep Oral’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısını kısaltarak paylaşıyoruz.]

MACAR TİYATROSU POLİTİKA KISKACINDA:

Dünya dönüyor, yıllar geçiyor, coğrafyalar değişiyor, tarihler değişiyor ama kimi konular hiç değişmiyor!

Sözüm, Macaristan’daki iktidara!

Ülkenin sağcı iktidarı ne yapıp yapıp Ulusal Macar Tiyatrosu’nun başındaki çok başarılı sanat yönetmeni Robert Alföldi’yi (d. 1967) yerinden etmek istiyor. Gerekçe… Açık açık söylenmese de eşcinsel ve Yahudi olması… Ülkenin aydınları şiddetle karşı çıkıyor… Kavga sürerken parlamentodan yükselen, ya bizim ulusal değerlerimizi sevsin ya da çekip gitsin ültimatomları ortalığı kızıştırıyor… Bu gerilim ve kavganın arasında tiyatro etkinliği devam ediyor…

Budapeşte’nin nüfusu 1.7 milyon. Yılda satılan tiyatro bileti 1.7 milyon… Utan İstanbul!

Kısa bir süre önce Budapeşte’de düzenlenen “Hungarian Showcase” – Macar tiyatrosu toplu gösteriminde 7 günde 30 oyun sunuldu. Sayısız tartışma, konferans yer aldı. Budapeşte Belediyesi’nin ve yabancı kültür merkezlerinin olanaklarıyla gerçekleştirilmişti. 30 ülkeden 100 kişi davetliydi. Biri bendim. Ancak iki gün katılabildim. İzleyebildiğim yedi oyun bana şunları gösterdi:

Çok geniş bir yelpazeye, en klasikten, en deneysele yayılmış bir tiyatro etkinliği var… Tiyatronun sınırları, performans sanatını kapsar biçimde genişlemiş… Müzik, şan, dans, akrobasi olmazsa olmaz hale gelmiş… Yönetmen damgasıyla, oyuncu ustalığı birbiriyle yarış halinde.

Sevgi ve nefret ilişkisi

Son yıllarda Macaristan’ın parlayan özel tiyatrosu Bela Pinter Topluluğu’ndan izlediğim “Muck”, çok katmanlı her sorunu dile getiren bir oyundu. Bella Pinter hem yazar, hem yönetmen. Macaristan’daki en büyük azınlık Romanlardan alkol bağımlılığına, tiyatro tutkusundan kadın sorunlarına sevgi ve nefret ilişkisini işliyordu. Sahne üstüne yansıması oyuncuların çaldığı müzikle, masklar ve plastik araç gereçle destekleniyordu.

Yılların eskitemediği, ülkenin gelmiş geçmiş bence en esaslı tiyatrosu olan Katona Jozsef Tiyatrosu’ndan izlediğim “Kayıp” en ilginç oyundu. Kafka’nın “Dava”sından yola çıkan Viktor Bodo’nun yeniden yazıp kurguladığı eserde, sahne üzerinde adeta sonsuzluğa uzanan bir derinlikte; şov dünyası ile gerçeklerin acımasızlığı arasında gidip geldik. Dünyanın sonuna ulaştık nerdeyse ama sistem izin vermedi kaçmamıza! Her an bana ülkemi anımsatan, evrensel kötülükle bireysel çırpınışı, groteskle Brecht yöntemini; şaşırtıcılığı, umutsuzluğu ama aynı zamanda sürprizi, kışkırtmayı, yaratıcılıkla ustalığı buluşturan bir temsildi.

Maladype Tiyatrosu’nun sunduğu “Kral Übü” ise gazete yığınları arasına dalmış dört erkek oyuncunun performansına dayalı, güncel politikaları eleştiren eğlenceli bir gösteriydi. Akrobasi, dans, müzik yapma ve gazetelerden okudukları, kopardıkları parçaları bin bir şekle dönüştürmeleriyle süren bir oyundu.

Cumhuriyet