Atmasyon Dans Kumpanyası’ndan Yeni Performans “Sufle”

Mimesis Haber/ Atmasyon Dans Kumpanyası (Compagnie de Danse Atmasyon), son performansı “Sufle” ile 15 Mart 2013’te MSGSU Bomonti Şebnem Selışık Aksan Sahnesi’nde 20.00’de seyirci ile buluşacak. Performans öncesi Dilek Dervişoğlu Champs ile küçük bir sohbet gerçekleştirdik.

Sahne üstünde insan olmakla sahne dışında insan olmak arasında bir fark var mı? Varsa açıklayabilir misin?

Görüyorum ki çalışma şeklimiz hakkında bilgi vermek soruları da başkalaştırıyor, ne güzel.

Sahne üstü diye bir şey var. Sahne üstünde olan insan var. Dışarısı var, dışarıda olan insan var. İkisinin varlığı ne kadar iç içe veya ayrıysa performansçı, dansçı için o yaşanıyor aslında provalarda da, gösteride de. Aslında bu Ara Güler’ in cevap şekline benziyor. Çaprazımda duruyor kendisi şu an ve yorumlarının olduğu fotoğraf kitabından FOTOCEP’ten çok etkilendim diyebilirim çalışırken. Etkilendiğim kitaplar ve kişiler arasında Boris Charmatz “Je suis une ecole” (Ben Bir Okulum), Lea Gauthier “French Connection”, Laurence Louppe “Poétique de la Danse Comtemporaine I ve II”, film olarak LABAMBA. Bıktım çalıştığı kişinin insan olduğunu unutan koreograflar görmekten, işler izlemekten! Bıktım sesi çıkmayan  çıksa da ne hissettiğini yaşayamayan dansçılardan, performansçılardan, bir modadır gidiyor. Hareket, dans, uçukluk, çok metin, çok satmış, hep dolaşmış, dolaşamamış veya nereye gittiğini bilememiş, olmuş veya olmamış dans, performans durumlarından… Neresindeyim…
Beni ilgilendiren şey sahnedeki kişinin (ki o sahne her yer olabilir.) bana ulaşması, kompozisyonun çok boyutlu durumlarla oluşması, rastlantılar, kararlar, özgürlükler, boşluklarla…

Bu işi üreten sanatçıları bir araya getiren nedir? Bir eleme dahilinde mi projeye dahil oldular yoksa koreograf olarak senin davetinle mi? Sen davet ettiysen bu sanatçılarla çalışma sebeplerinden bahsedebilir misin?

İlgi duyduğum insanlarla olmayı seviyorum. Bütün insanlığa da ilgi duyuyorum bir yandan. Bizimle çalışmak istediğini söyleyerek çalıştığımız kişiler de oldu Atmasyon’da ki ben bunu çok seviyorum. Türkiye’de koreograflar dansçılarını seçiyor diye alışılmış dışarıya gittiğinizde daha çok beklersiniz herkes kendi çalışacağı koreografi seçiyor, soruyor, diyaloga giriyor.

Çalışacağımı insanları Steven’la seçtik diyebilirim. Ki bu seçmek değil birlikte olmak istediğimiz kişilerle bir algıya, insancıl bir yaklaşıma ve sanatsal verilere gitmek.”Aslında sanat olabilecek anları yaratacak kişilerle olmak gibi bir şey.”

Bu işin çıkış noktasını biraz anlatabilir misin?

İşin çıkış noktası. İlla bir nokta olması gerekmiyor, çizgi… Güneş…Gazete,ayak tabanı olayı da diyebiliriz. Çıkanı ortaya koymak… Angeline, kızım da var işin içinde. O benim. Çıkış noktasında insani duruş, olgu, diyalog var. Bunların pürüzsüz  gerçekleşmesi var. 15 aylık Angeline’ in duruşunun 5 kişiyle ve gösteriye geleceklerle ambiyansı var.

Bu zamana kadar yaptığın işlerde dikkatimi çeken iki nokta oluyor; işlerinde otobiyografik öğeleri kullanmayı seviyorsun ve Performer-seyirci pozisyonlarını kışkırtan, bulandıran, bu pozisyonları dönüştüren denemeler yapıyorsun.

Otobiyografik… Bana göre dans ben ettiğim için, ben yaşadığım için bana bağlı. Hep mi böyle olur bilmiyorum, belki son olur. İşim hiçbir zaman sadece bende kalmıyor, şimdiye kadar hep dönüştü. Döndü. Sahnede eşim, çocuğum olmadan projeyi düşünmeye başladım. Ama çalışma aşamasının onlarsız gerçek olmadığını yaratımın gerçek olmadığını düşündüm.

Herkesle tek tek çalıştık, grupça gecelere kadar açılmaya, kapanmaya ne olduğunu anlamaya çalıştık… Performer-seyirci pozisyonlarına dokunmamak bana göre televizyon izletmek gibi bir şey…

15  Martta ve sonrasında gösterimlere geleceklere Sufle’yle ilgili ne demek istersin? Sahnede buluşmadan iletmek istediğin bir şeyler var mı?

Hazır olun, sakız çiğneyebilirsiniz. Sufle üfleye üfleye de yenebilir. Soğuk mu sıcak mı anlamadan bitebilir. Bir derdim var evet. Sahnede dansçı görmek isteyenden korkuyorum, bedensiz insanlardan korkuyorum. Bir şey olmak tehlikeli. Bence gösterimize gelin.

SUFLE

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı

Şebnem Selışık Aksan Sahnesi

15 Mart Cuma

20.00

Koreografi: Dilek Dervişoğlu Champs

Dans, Performans:

Yasin Doğan, Pınar Özer, Steven Champs,

Burcu Güloğlu, Dilek Dervisoğlu Champs, Angéline Champs

Işık: Arek Nişanyan

Foto : Oğuz Meriç

“Sufle”ye Dair…

Dilek Dervişoğlu Champs

Çalıştığımız nokta kendi içimiz.
Yalın olmakla alakalı bir gösteri.
İnsanın insan olmasıyla alakalı.
Sahne üstünde insanin olmasıyla alakalı.

Burcu Güloğlu

Atmasyon’un seçimleri dahilinde gördüklerim ve konuştuklarımız:

Seyircinin varlığı gizli tanıklık gibi olacak. Seyirci 5 kişinin varlığını ve uyumunu farklılaştırabilecek ve bu enerjinin önüne geçecek bir pozisyonda olmamalı. Provalarda geçirdiğimiz alışma tanıma ve enerjilerimizi paylaşma evrelerinin akabinde oluşturduğumuz yeni bir üst enerji alanı var ve bunu her provada korumamız daha da önemlisi bu durumu sahnede de sürdürmemiz gerekiyor.

Son denemelerimize istinaden, bir duyguyu barındırmadan sadece beden olarak, bulunduğumuz alanda provaya girdiğimizde güzel olanı değil bedeni araştırıyoruz. Bu durum ancak tüm birikimi, formasyonu ve ‘an’ın dışında kalan zaman ve mekanları unutup limitsiz bir bedeni ortaya atarak mümkün olabilir. Bir anlam ve şekil içermek kaygısı olmadan büyük, sınırları zorlayarak, form dışında denemeler yapabiliriz. Araştırma ve oyun anlamında merak burada önemli bir unsur. Merakımız sayesinde denemelere gidiyoruz ve yeni şeyleri buluyoruz. Ama bu merakın oyuna dönüşmesindeki sınırı çizmek lazım. Bir oyun durumuna girip bedenin yönetimini kaybetmek bütünden kopuşlar yaşatır.

Anayasa gibi oldu.

Yasin Doğan

Sarlo gibi Philip dediğim bolum çok önemli ve tamamen kendim için yapmam daha lezzetli olmasına yol açacaktır. Burnumla partnerleri çok yakin mesafeden koklamam ama kokuyu yer gibi yani doymak istercesine gerçekleştirmem unutulmamalı. Bazen her ne kadar oynamaya kaçsam da birine bir şeyler gösteriyorum kaygısı olmadan yapıyorsam-yasıyorsam durumu sorun yok !

Pınar Özer

Birlikte geçirdiğimiz zamanı şöyle ifade ettim.

izleyen yok.

arkadaşlarım var

bir hayvanım.

başka bir “şey”im

sen buradasın ben oradayım.(sahnedeki-seyirci)

yaptığım şey neyse sadece o var,ve bunu ileri götürebilirim.

fiziksel yetersizlik,kıçım yerden kalkmıyor.

“sırf beden” zorluğu.

sesim çıkıyor.

şarkı uydurabilirim.

elimde tuttuğum nesnenin gerçekliği sabit değil.uydurabilirim. gerçeklikler uydurabilirim=güç

hikaye yaratmak,yaratmamak

kendinden çıkabilmek,çıkamamak

o an neyse o var, ulaşılması gereken mutlak amaç yok.

tekrar yok.tekrarın olmaması çok iyi hissettiriyor. her prova koşulunun aynı olmaması (zaman,mekan,insanlar,mod…) üstesinden gelinmesi gereken bir deneyim yaratıyor. zihinsel challenge. ilerlemiş hissettiriyor, genişlemiş,yayılmış ve yumuşamış. her an ve her yer “uygulamak” için bir fırsat. uygun koşulları beklemeye gerek yok!uygun koşul yok!

her şey katılabilir. dışarıda bırakılan,dışlanan hiçbir şey yok. her şey içeride. her şey bizden,her şey benden. seçilen ya da vazgeçilenin ne olduğu muğlak. form yok, deneyim var.yargı yok,yanlış yok.

Steven Champs

L’image de la danse doit être à l’image de l’Univers. C’est la mission de l’être humain de toucher l’humain dans ce qu’il a de plus humain.

Plus on est près de l’humain plus on doit s’en éloigner, et plus on s’en éloigne plus on est apte à apprécier une autre réalité. Une réalité qui dépasse notre planéte.

The image of the dance must be in the image of the Universe. It is the mission of the human being to touch the human in what is most human.
The closer we are of the human the more we must move away of it, and more we move away more we are able to appreciate another reality. A reality beyond our planet.

Atmasyon Dans Kumpanyası’nın çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için:

http://vimeo.com/20363052

Gizem Aksu / MİMESİS

Yorum


işlemi tamamlayınız: