Dot Buluşmaları…

Dikmen Gürün

‘İki Kişilik Bir Oyun’, iletişim bağlamında hayatımızın odağında yer alan cümleleri kırmak düşüncesinden yola çıkıyor. ‘Sarı Ay’, giderek tırmanan ırkçılığı, göçmen sorununu ele alırken ‘Altın Ejderha’ insan hakları istismarını gündeme getiriyor.

“İki Kişilik Bir Oyun” 2006 yılında, 15. İstanbul Tiyatro Festivali’nde konsepti, tasarımı, yönetimi Bülent Erkmen’e ait olan bir Dot yapımı olarak buluşmuştu seyirciyle. Metin, Yekta Kopan tarafından yazılmış ve Yelda Reynaud, Altay Özbek tarafından oynanmıştı Dot’un Mısır Apartmanı’ndaki mekânında. Seyircinin çevresindeki yatay denilebilecek çelik konstrüksiyon labirent içinde ilerlemeye çalışan Kadın ve Erkek karşılıklı kullandıkları tek kelimelerle oluşturdukları diyalogla paylaşıyorlardı yaşadıklarını, beklentilerini, yaşayamadıklarını… Keyifli ve iddialı bir işti.

2012 sonunda Bülent Erkmen, yine iletişim, türlü ilişkiler bağlamında hayatımızın odağında yer alan cümleleri kırmak ve tamamen kelimeler üzerine odaklanmak düşüncesinden hareketle “İki Kişilik Bir Oyun” konseptini bir kez daha ve bir anlamda çerçeveyi daha genişleterek ele alıyor. Oyunun yazarları Erkmen ve Aslı Mertan. Bir anlamda, iki yazarın kelimeler dağarcığının kesişmesi kolay olmamış ama titiz bir süreçten sonra yine iddialı, sağlam bir iş çıkmış ortaya.

Erkmen’in sahneye koyduğu Dot ve İKSV Salon işbirliğiyle gerçekleştirilen oyunda farklı eşleşmelerle dönüşümlü olarak Pınar Töre, Ece Dizdar, Serkan Salihoğlu, Tan Temel oynuyor. Ben, Pınar Töre-Ece Dizdar ve Ece Dizdar-Tan Temel eşleşmelerini keyifle izledim (diğerlerini maalesef göremedim).

Eşleşmelerde cinsiyetlerin altı çizilmiyor. Oyuncular aynı süreci hem benzer hem farklı ilişkiler ağı içinde ve de karşılıklı duran iki dikey çelik konstrüksiyon içinde, üstünde yaşıyorlar. Kelimeler sanki zaman kavramının dışında ama aynı zamanda da içinde akarken duygusallıktan şiddete, ilgiden şehvete, aşktan tutkuya uzanan kendine özgü ve vurucu bir dil oluşturuyorlar. İki insanın (A ve B) kimi kez birbirlerine teğet geçerek, kimi kez yüzleşerek, kimi zaman da bir tahterevalliye binmişçesine karşılıklı dengeyi korumaya çalışarak dar alanda oynadıkları bir aşk, büyü, cinsellik, şehvet, kıskançlık, öfke oyunu… Hikâyesiz ama belki de hikâyeli… Heyecanların, beklentilerin, düşüncelerin, pişmanlıkların geriye dönüş, ileriye sarışlarla beslenmesi… Yatay zamanın dikey uzamda yaşanması…

‘Sarı Ay’

Genç İskoç yazar David Greig’in yaşadığı toplumda giderek tırmanan ırkçılığı, göçmen sorununu ele alan bir oyun“Sarı Ay”. Aslında, salt o toprakların değil, dünyanın yüzleşmek durumunda olduğu bir sorun insanları, toplumları ötekileştirmek /ötekileşmek, şiddet, göç…

Buradan hareketle Greig, Leila Suleiman ve Lee Macalinden’in hikâyesini masalsı bir çizgide anlatıyor. Beden anlatımı dili destekliyor. Bedenine acı vererek (keserek) hayal ve gerçek arasında gidip-gelen sessiz göçmen Leila ile dışlanmışlığın, çaresizliğin doğurduğu öfkeyle her an patlamaya hazır Lee’nin içinde oldukları duygusal karmaşa, kaybolmuşluk hissi, yüksek tepelere doğru çıktıkları yolculukta bu iki insanı daha da yakınlaştırıp birbirlerine kenetlerken çevrelerinde giderek daralan çember olaylar örgüsünü oluşturuyor. Anne, baba, sevgili, bekçi, cinayet, kaçış bu örgünün ilmekleri… Oyunu dilimize Pınar Töre çevirmiş. Yorumunda masal anlatı tekniğini hareket tasarımıyla buluşturmuş. Hareketler anlatının bir parçası. Buna bağlı olarak oyuncuların hepsi beden dili kullanımında çok başarılı. Leila Suleiman rolünde dönüşümlü olarak oynayan Su Olgaç ve Ayşecan Tatari (ikisini de izledim) ve Lee rolünde Kaan Turgut dinamik yorumlarıyla Dot’un pırıltılı genç kuşak oyuncuları. İbrahim Selim ve Gizem Erdem üstlendikleri farklı rollerle “Sarı Ay”ı bütünleyen, masalsı anlatıyı tamamlayan oyuncular.

‘Altın Ejderha’

Genç Alman oyun yazarı Roland Schimmelpfennig’in yolu bir zamanlar İstanbul’dan da geçmiş gazeteci olarak. Bugün Almanya’nın adından sıklıkla söz edilen yazarlarından biri. “Altın Ejderha” ilk oynandığı 2010 yılında başta Theater Heute olmak üzere pek çok ödül toplamış. Dot’da yine genç bir sanatçının, Serkan Salihoğlu’nun çevirdiği ve yönettiği oyunda Deniz Türkali, Köksal Engür gibi sanatçılarla Ece Dizdar, Enis Arıkan ve Saim Karakale buluşarak Çin mutfağının tadını çıkarıyorlar. Hoş bir ekip. Schimmelpfennig’in insanı kimi zaman güldüren, kimi zaman tebessüm ettiren metninin altında yatan sert politik eleştiriyi incelikle paylaşıyorlar seyirciyle.

Bir Vietnam restoranında çalışan Çinli işçilerin aralarından birinin ağrıyan dişini çekişleri ve de bu dişin bir hostesin içtiği Thai çorbasının içinden çıkışına kadar uzanan yolculuğu hikâye ediliyor. Absürd ve o denli de düşündürücü… Bu oyunda da “Sarı Ay”dan daha farklı bir boyutta yine anlatı tekniği kullanılıyor. Yazar, bu bütün içinde yasadışı göç, kaçak işçi, insan trafiği, insan hakları istismarı, yalnızlıklar, özlemler gibi salt Almanya’nın değil, dünyanın altında ezildiği (ve de görmezden geldiği) sorunları hafif gibi gözüken ama aslında yoğun eleştiri içeren farklı bir üslupla oturtuyor yaşamın orta yerine

Cumhuriyet



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: