Eski İnci yeni Gloria Sineması

[Levent Kırca, Demirören AVM olarak bilinen binanın içindeki tarihi salonun hazin sonunu anlatıyor. Aydınlık Gazetesi’ndeki köşe yazısının konuyla ilgili kısmını paylaşıyoruz.]

Henüz yıkılıp Demirören’lerin AVM’si olmamıştı. Erdoğan Demirören’le bir araya geldik. Oğlu Yıldırım Demirören de vardı. Bana bir teklifte bulunuldu. Teklif şu;

“Bu Gloria Sineması tarihi bir salon. Bakanlık müsaade etmediği için dokunamıyoruz. Yıllardır kapalı duruyor. Gel, şurayı hayata geçir. Burayı opera gibi bir yer yapalım. Sen içinde müzikal oynarsın. Yıldırım da sana ortak olur.”

“Bir göreyim şu tarihi yeri”, dedim. Yıldırım’la sinemaya gittik. Bir bekçi bizi içeri aldı. Yıkık dökük tarihi bir salon. Bir uzatma kablosuyla, elektrik getirip aydınlattılar. Ben hayatımda o güne kadar, böyle güzel bir salon, böyle güzel bir tarihi eser görmemiştim. Yerler mermer ve her köşede heykeller, kabartma eserler, rölyefler, sütunlar işlemeli, sütun başları, üç kat balkon, tavanlar ve duvarlar kabartma ve rölyeflerle süslü.

Aklımı kaçıracağım! Böyle bir tarihi eser nasıl kapalı tutulur? Nasıl insanların hizmetine sunulmaz?

Hemen Metin Serezli’yi çağırdım ve şaşkınlığımı onunla paylaştım. Orada gizli bir eser vardı. İstiklal’in göbeğinde “Kayıp Şehir Atlantis”.

Bana yapılacak teklife geri dönecek olursak, benden istenen özetle şuydu:

Ben orayı restore edecektim, bina yine onların olacaktı. Yaptığım restorasyon parasını belirlediğimiz kiradan düşecektim. Ama ne var ki günün birinde bu tarihi eseri yıkacak, yıktıracak bir hükümet çıkarsa, tarihi eser yıkılıp sıradan bir çarşı olacaktı. Benim yaptığım masraf da boşa gidecekti. Bu teklifi kabul etmek için ‘enayi’ olmak gerekirdi.

Madem ortak olacaktık, masrafı da birlikte yapmalıydık. Ayrıca, böyle bir tarihi eser de yıkılmamalıydı. Sonuçta anlaşamadık. Aklım hep orada kaldı. Gelip geçerken bakar, iç geçiririm. AKP İktidarı Hükümet etmeye başladı hiç gecikmeden. Eski Gloria Sineması’nda da inşaat başladı. Etrafı tamamen örtüp, inşaatı büyük bir gizlilikle yaptıkları için, içerde ne olup bittiği hakkında bir fikrim yoktu. Kendi kendime belki sinemayı muhafaza edip korurlar diyordum. Ya da, alt kata küçük bir tiyatro yaparlar.

Derken çarşı bitti. Uzun süre giremedim içeri. Bir gün cesaret edip, gözümü karartıp daldım içeri. Son derece sevimsiz, estetikten yoksun sırf ticari amaç güdülerek, dükkanların üst üste yığıldığı, içinde Amerikan ve Avrupa mallarının satıldığı eski bir yerle karşılaştım.

Tarihi “Gloria Sineması” ndan eser kalmamıştı. Bir kenara küçük bir tiyatro salonu da yapılmamıştı.

Öyleyse tarihi esere, sanata ne gerek vardı ki? Oradaki o eseri yok edenler, bugün gerekirse Milliyet Gazetesi’ni de gözlerini kırpmadan kapatırlardı.

Bunların hesabı bir gün sorulacak mı?

Sorulmalı!

Sorulacak!

Soracağız!

Ben şimdilik, şunları demekle yetiniyorum:

“O tarihi sinemanın yıkılıp çarşı olması için müsaade verenin… O eseri çarşı yapanın… Buna göz yumanın… Sesini çıkarmayan insanların… tamamına saygılarımı sunuyorum.”

O eserlerin yok edilmesine göz yumanlar, bugün yitirmekte olduğumuz “Cumhuriyet” için de sessiz kalmayı yeğliyorlar.

Saygılarımla…