Halk, Tiyatrolar Kapatılsın Diye Oy Vermedi!

[Evrensel Gazetesi’nden İbrahim Afacan’ın Şehir Tiyatroları’ndan Levent  Üzümcü ile yaptığı röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Devlet Tiyatroları son yıllarda muhafazakârlaşma, kadrolaşma tartışmalarının yürütüldüğü kurumların başında geliyor. Geçen yıl İstanbul Şehir Tiyatroları’nın görev ve çalışma yönetmeliğinin değiştirilmesi, özelleştirme söylemleri, muhafazakâr tiyatro girişimleri bu tartışmaları alevlendirdi. Tiyatro oyuncuları, yaşananları basın açıklamaları, gece nöbetleri, “Sanat Maratonu” gibi bir dizi eylem ve etkinlikle protesto etti.

Ancak hükümet tiyatroya müdahaleden vazgeçmedi. Artık İstanbul Şehir Tiyatroları bürokratlar tarafından yönetiliyor. Birçok tiyatro emekçisi güvencesiz ve kadrosuz çalışmaya devam ediyor. Tiyatroya dair tartışmalar ise, sahnelerin satışı nedeniyle yer yer gündeme geldiyse de, geçen yıla göre azalmış görünüyor.

Biz de Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle oyuncu Levent Üzümcü’yle geçen yıldan bu yana tiyatrodaki gelişmeleri konuştuk. Tiyatronun yanı sıra sinema ve televizyondan da tanıdığımız Üzümcü, aynı zamanda İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) Başkanı.

Sanatta muhafazakârlık tartışması “Günlük Müstehcen Sırlar” oyunuyla başladı. Sanatta muhafazakârlık tartışmasıyla ne hedefleniyor?
Oyunu izlememiş muhafazakârlar tarafından başlatıldı. Bu, bir tür politika; biri ortalığı bulandırıyor, tozu dumana kattıktan sonra ortalığın dinmesini bekliyor. Her şey bittikten sonra ortada kalana bakıyorlar, ondan sonra ne yapacaklarsa yapıyorlar. Hükümetin yaptığı bir takım eylemler, değiştirmeler, dönüştürmeler böyle oldu. Devlete bağlı kurumları derdest etmeler hep böyle oldu. Önce ortaya bir görüş atıldı. İnsanlar fikir yürütürken, onlar da bu toz duman içerisinde ne yapıyorlarsa yaptılar.
Muhafazakâr sanat diye bir şey olmaz zaten. Yurt dışında sanatla ilgilenen herhangi birine muhafazakâr sanattan bahsetseniz, güler. Sanat muhafazakâr olamaz ki.

Neden olamaz?
Öyle yapılana sanat denmez. Biz bunu söylemeye çalıştık. Bize “vay milletin, devletin kötülüğünü istiyorlar” denildi. Sonuçta çok fazla kişinin bildiği bir şey değil sanat. Türkiye sanat için çöldür. Zaten yapanı az, sanat yapmak için çabalayan insanlara böyle davranmak hiç hoş değil.

DEVLETİN DESTEKLEMESİ GEREKİYOR

Muhafazakârlaştırma tartışması neden diğer sanat dalları değil de tiyatro üzerinden yürüyor?
Çünkü biz çok ortadayız. Türkiye’de kaç tane ressamı sima olarak tanıyorsun? Türkiye’de kaç tane yazarı sima olarak tanıyorsun? En çok tanınan işi biz yapıyoruz. Devlete bağlı kurumlarda yazarlık yapılmaz, ressamlık yapılmaz, heykeltıraşlık yapılmaz ama devlete bağlı kurumda tiyatro yapılır. Çünkü bu saydığım sanat dalları içinde en pahalısıdır. Dikkat edilirse Devlet Opera ve Balesi diye bir kuruluş vardır. Neden devletin tiyatroları, operası ve balesi var? Neden sahne sanatları devlet sponsorluğuyla karşılanıyor? Çünkü bu sanatları yapmak çok pahalıdır. İstediğin kadar seyirci topla yaptığın işin parasını toplayamazsın. Bir ekonomisi var bu işin. Sahne, elektrik, ışık, dekor, kostüm… İşte bu yüzden devletin tiyatroyu desteklemesi gerekiyor.

Geçen yıl tiyatronun muhafazakârlaştırmasına ve bürokratlar tarafından yönetilmesine karşı çıkan sanatçılar, hükümet yetkilileri tarafından ötekileştirildi. Topluma, elinde viskiyle dolaşan insanlar olarak tanıtıldı. Yaşananlara karşı tiyatrocular,  gece nöbetlerinden Sanat Maratonu’na bir dizi eylem yaptı. Bu süreçte halkın tepkisi nasıldı?
Kadıköy Özgürlük Parkı’nda biz bu eylemi yaparken şöyle bir soru sordum: “Daha önce beni sahne üzerinde izlememiş olan var mı?” İki kişi parmak kaldırdı. Benim derdim beni sahne üzerinde izlemiş adamla değil ki. Onlar zaten beni destekliyor. Ama o kadar çorak bir ülke ki burası sanat ve kültür anlamında… Bazen umutsuzluğa kapılmıyor değilim. Bizim bütün amacımız bizi tiyatro sahnesinde izlememiş insanları yanımıza çekmek. O kadar seyirci arasından beni sadece iki kişi izlememişti.

TİYATROYU TİYATROCULAR YÖNETİR

İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları yeni sezona “rağmen açılış”  yaparak girdi. Sezon nasıl geçiyor?
Oturduk eşimle konuşuyoruz. Eşim, “Ne kadar iyi repertuarınız” dedi.  Oyunların hepsi geçmiş sezonlardan kalan oyunlardı. Bu yönetim pek oyun çıkaramadı. Geçen senenin oyunu olmayıp da bu sene çıkarttıkları oyunlar yok denecek kadar az. “Reis Bey” oyunu yapılacak bildiğim kadar, Necip Fazıl’la ilgili bir oyun var bir de Hıdrellez diye bir oyun var. Bir takım oyunlar çıkarıyorlar, pek de bilinen oyunlar değil. İstediklerini elde ettiler zaten. Onlar istediklerini elde ettikleri için yaptık zaten bu eylemleri. Bizim eylemlerimiz o yüzden sonuç vermedi. Sezon açılışında “buna rağmen, olduğu halde tiyatro yapmaya devam edeceksiniz” dediler. Bakalım ne olacak?

Peki, bürokratlar yönetemez mi tiyatroyu?
Tiyatroyu tiyatrocular yönetir. Sağlık makineleri satan birine, dediler ki: “Ameliyata girer misin?” “Tabi” dedi. Aldı eline neşteri ameliyata girdi. Elinde neşteriyle bakıyor hastaya şimdi. Ancak bu kadar olabilir bürokratların sanatla ilgisi. Her kurum CEO gibi yönetilmez ki. Şehir Tiyatrolarına atanan adamlar kurumu yönetmek için atanmıyorlar ki. Bu kurum bana sorun çıkarmasın, diye atanıyorlar. Aman kimseden şikâyet duymak istemiyorum diye…

Şehir tiyatroları nasıl olmalı?
Özerk olmalı, yönetimi bir üst kurul tarafından yapılmalı. Tiyatroda o müdürdü, o genel sanat yönetmeniydi ayrımı olmamalı. Tiyatronun genel sanat yönetmeni tüm yetkileriyle olmalı. Çünkü genel sanat yönetmenliği yapacak adam bulamıyorlar. Kendi dünya görüşlerinde adamlar tiyatro yapmadıkları için, genel sanat yönetmeni kıvamında olmadığı için, hiçbiri de olmayacağı için, genel sanat yönetmeni bulamadıkları için, bürokratlar olsun bu kurumun başında” dediler.

PAMUKLAR İÇİNDE BAKMALIYIZ BU KURUMA

Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle nasıl bir çağrı yapmak istersiniz?
Bizi sürekli halkın değerlerine karşı jakobenler olarak tanıtıyorlar. Biz bu halk için tiyatro yapıyoruz, bizim bu halka karşı durabilmemizin mümkünatı yok. Halk, tiyatrolar kapatılsın diye oy vermiyor size. 12 Eylül 1980’de askeri yönetim dışında insanların aklında hiçbir yönetim yoktu. O yönetim dışında hiçbir yönetim olmayacağını düşünüyordu insanlar. Bu dünya kimseye kalmadı. Sadece akla ve mantığa kalıyor bu dünya.
Tiyatrolar bu halk için gerekli diyoruz. Böylesine vandalca kurumlara saldırmak ne kadar barbarca bir şeydir. İstanbul Şehir Tiyatroları 2014’te yüzüncü yılını kutlayacak. Ne kadar önemli bir şey bu! Dünyanın medeni ülkelerinde 100 yıllık sanat kurumları yok, biz de var. Böylesine çorak bir coğrafyada… Bu yüzden pamuklar içinde bakman lazım bu kuruma. Yok edelim diye ellerinden geleni yapıyorlar. Akıl alır gibi değil!

BAŞBAKAN TİYATROYA GİDİYOR MU?

Türk tiyatrosunun durumunu nasıl buluyorsunuz?
Ödenekli tiyatrolara getirilecek olan yasalarla birlikte Türk tiyatrosunun sonu da gelecek. Türk tiyatrosu yok olmayacak ama… Repertuar tiyatrosu çok önemlidir. Repertuar tiyatrosu konservatuar ve oyunculuk bitiren öğrencilerin hedefidir. Bir süre orada kalırlar, bir süre sonra geçiş yaparlar. Çünkü onun eğitimini alırlar. Bunun köküne kibrit suyu döküyorlar.

Geçen yıl Başbakan tiyatroların özelleştirileceğini söylüyordu…
Tiyatrolar özelleştirilemez. Tiyatrolar borsada kâğıdı olan, kar getiren kurumlar değildir. Bir kurumun özelleştirilmesi için borsada onun kâğıdı olması gerekir. Bilmeden konuşuluyor. Keşke özerkleştirebilsek tiyatroları… Keşke devletin başındaki adamlar çıkıp da “parayı ben veriyorum, düdüğü ben çalarım, istediğimi ben yaparım” diyemeseler. Ben tiyatro yaparak devleti nasıl yıkayım ya. Dünyada bilinen, oynanan klasikleri oynuyorum. Adam 1500’lü yıllarda oyun yazan adam, demiyor ki; “2000’li yılların başında diktatöryal bir hükümet olacak ve diktatörler beğenmeyecekler oyunları.” Adam oyununu 1500’lerde yazar, sen bugün üstüne alınıyorsan ben ne yapayım.

Peki, Başbakan bunları bilmiyor mu?
Ne bileyim ben! Başbakan tiyatroya gidiyor mu? Bir şeyin farkında olmak için bilmesi gerekir orayı. Nasıl işler orası, kaç kişi vardır? Biz kralların kaptanların çocukları mıyız? İşçilerin, memurların, şoförlerin çocuklarıyız. Mahalledeki esnafın çocuklarıyız. Bizi yurt dışından getirmediler ki, gidip orada tiyatro yapalım. Ben tiyatro yaparken aldığım üç beş kuruş parayla kendi refahımı düşünmek zorunda değilim ki. Kime yapıyorum ben tiyatroyu? Niçin yapıyorum? Oradaki halka, herkese yapmıyor muyum ben tiyatroyu. Kıyafet kanunu mu var tiyatrolarda! Sakalı olan, türbanı olan giremez diye bir şey mi yazıyor. Sahnelediğimiz oyunların hepsi herkese açık. Herkes için yazılan oyunları, herkes için oynuyoruz. Ama işi gücü bu olmayan adamlar çıkıp diyorlar ki sanat eleştirmeni gibi: “Bu oyun halka hitap etmiyor.” Sen gördün mü buradaki izleyici profilini. Belli bir zümre gelmiyor ki, toplumun her kesiminden insan geliyor. Zaten onların hepsine ulaşabilsin diye tiyatro yedi lira. Taksiciyle konuşuyoruz, “Tiyatro çok sıkıcı” dedi. “Kaç kere gittin hayatında tiyatroya” dedim. Nasıl biliyorsun gitmeden tiyatronun sıkıcı olduğunu. Taksiciden hiçbir farkı yok ülkeyi yönetenlerin.

YASAL GÜVENCE VE ÖZERKLİK İSTİYORUZ

Tiyatro oyuncularının, emekçilerinin talepleri neler?
Şehir Tiyatrosu oyuncuları olarak yasal güvence ve özerklik istiyoruz. Bunu kendi kesemiz, kendi cebimiz için istemiyoruz. Bize aldığımız üç kuruş maaşları konuşmak zorunda bırakanlardan bir parça rasyonel algı yeteneği bekliyoruz. Kadrolu olarak çalışmayan arkadaşlarımızın hak ihlallerinin son bulmasını istiyoruz. Günlük otuz kırk liraya oyuncu çalıştırıyorlar. Her şeyi de üzerine yıkmışlar. Günde üç oyunda oynasalar aynı parayı alıyorlar. Kimi çalıştırabilirsin sabahtan akşama böyle. Bu adamlardan gani gani yok ki. Biz saksıda yetişmiyoruz ki. Yeri geldiğinde ailene karşı çıkacak, okuluna gideceksin… Bu işin cefası da var. Üç kuruşa yapıyoruz bu işi Şehir Tiyatrolarında. Televizyon dizileri olmasa biz para kazanamayacaktık ki ya da sinemalar olmasa. Bile bile girdik bu işe. Tiyatrodan para kazanılamayacağını başından biliyorduk. O yüzden yevmiyeli arkadaşlarımızın istekleri kırılmadan durumlarının iyileştirilmesini ve kadrolarının yeniden gelmesini istiyoruz. Üçüncü olarak da repertuar… Tiyatronun repertuarı tiyatronun yaşama kaynağıdır.

Evrensel