İlk Ermeni Operası Yıllar Sonra Sahnede

[Müge Akgün’ün Radikal’de yayınlanan köşeyazısının bir kısmını paylaşıyoruz.] 100 yıl önce Ermeni halk ezgilerini opera sanatıyla buluşturan Anuş, bu kez İstanbul’da modern dans tiyatrosu olarak sahnede. 1912 yılında ünlü yazar Turmanyan’ın lirik şiirinden yola çıkarak Armen Dikranyan tarafından bestelenen ‘Anuş’ bir kavuşamama öyküsü. Koreograf Levon Taberyan, Anuş ve Saro’nun bir dağ köyünde geçen imkânsız aşklarını bu kez beden diliyle anlatıyor.

‘Anuş Olmak’ bugün Şişli Kent Kültür Merkezi’nde sahnelenmeye başladı. Levon Taberyan’la provalar sırasında buluşup konuştuk. Taberyan ve projenin hayata geçmesini sağlayan Mıhitaryan Derneği üyeleri geçmişle geleceği buluşturan bu modern dans gösterisine sadece Ermeni Cemaati üyelerini değil İstanbul’da yaşayan tüm sanatseverleri bekliyorlar, iyi seyirler…
Anuş ne anlatır?
Anuş, çok klasik bir öykü, tam Türk filmi gibi. Bir genç kız ve sevgilisi ve kızın abisi var. İki genç bir düğünde yaptıkları güreş esnasında kızın sevgilisi gücüyle övünen ve bugüne dek kimseye yenilmeyen abinin sırtını yere seriyor. Ve çocuk “Biz seninle şakalaşırken sen beni herkesin önünde rezil ettin, ben seni yaşatmam” diyor. Gerçekten de kız kardeşinin tüm yalvarmalarına rağmen Saro’yu öldürüyor. Anuş da öykünün sonunda deliriyor ve kendini kayalıklardan atıyor.

Bercuhi Berberyan Agos’taki yazısında aslında hiç söz edilmediğini ama bunun bir ‘töre meselesi’ olduğunu söylüyor, okudunuz mu?

Aslında doğru, metni incelerseniz iki ailenin içten içe bir çatışması var, zamanla unutulsa da arada hep bir gerginlik varmış. Kızlarını o çocuğa uygun görmemelerinin nedeni de bu.

Sizin Anuş’unuz biraz farklı galiba?

Mıhitaryan Derneği benden bir dans gösterisi istedi. Üç yıl öncesinden modern bir Anuş sergileme fikri kafamda vardı ama bir kenarda duruyordu. Oturup toplantılar yaptıktan sonra dernekle Anuş’ta karar kıldık. Ancak klasik Anuş hem konu hem de sözleriyle bizi zorluyordu. Anuş’u bazen anlaşan, bazen çatışan iki kişilik olarak yeniden kurguladım. Anuş, oyunun başından sonuna dek kendi sonunu görüyor. İkinci kişiliği onu dışarıdan izliyor. Gösterinin başında tek bedenden doğuyorlar, biterken de tek bedene dönüşüyorlar kayalıklardan atlarken. Yani Anuş, çocuğa aşık olunca başına gelecekleri hissediyor ama kaderine yürümekten kendini alamıyor.

Geleceğimizi görsek bile değiştiremiyoruz. İki Anuş’u kimler yorumluyor?

İki kız kardeş, sahnede gerçek hayattan daha çok birbirlerine benziyorlar. Klodin ve Karolin Sarıboyacıyan’ı provalar sırasında ekiptekiler bile karıştırıyordu.

Klasik operadan başka farklılıklar var mı?

Evet, sahne bir dinamizm kazansın diye bir kader ekledik. Kızın kaderi zaman zaman oyunun içine giriyor. Bir de kaderi ve kızı izleyen kâhinlerimiz ve sadece olaylara seyirci bir grubumuz var.

Müzikler nasıl düzenlendi?

Yola sözsüz bir Anuş müziği arayarak koyulduk. Uzun süren arayışlardan sonra 70’li yıllarda Kanada’da bir Anuş balesi sahnelendiğini öğrendik. Koreografisini Beyrutlu sanatçı Sarkis Paskalian yaptığı balenin müziğini de Edward Hosharian sözsüz olarak yeniden düzenlemiş. Müzik New Jersey’li değerli müzisyen Ara Dinkçiyan’ın arşivinde bulundu. Ancak müzik sadece 60 dakikaydı. Zaten ben kimi bölümlerde klasik operadan şarkılar da kullanmak istiyordum. Eski kayıtları bulduktan sonra işin uzmanına Levon Eroyan’a teslim ettik. Kolajları o yaptı. Mesela bazı düğün sahnesindeki konuşmalar, söğüt ağacının şarkısı Anuş’la çok özdeşleşmiş bölümlerdir, onları kullandık.

Kıyafetler ve takılar dikkat çekiyor, kim tasarladı?

Kıyafetleri Closh Butik yaptı. Kızların takılarını, bilekliklerini de Sevan Bıçakçıyan tasarladı. Sevan Bıçakçıyan da ilk kez böyle bir çalışmaya ‘evet’ dedi. Zaten bu projede kimin kapısını çaldıksa bize hayır demedi.
Posterimizi, kitapçığı Kemal Gökhan Gürses yaptı. ATY Grup sahne dekor üretimini bire bir üstlendi. Ana sponsorumuz da Surp Agop Hastanesi.

Sadece dört gösterim, uzatmayı düşünmez misiniz?

Şişli Belediyesi Kent Kültür Sahnesini açtı. Daha fazla gün için başvurumuzu yapacağız. Ama onlar bize zaten boş tarihleri vermişlerdi. Öte yandan bizim tüm ekibin kendi işi var. Kimisi çok sık yurt dışına gidiyor. 13 -19 Mart ve 4 Nisan tarihlerini 24 kişiyle tek tek konuştuktan sonra ayarlayabildik.

Anuş’tan sonra yeni projeler var mı?

Hayır, henüz yok benden öyle sık sık projeler çıkmaz. Belki altı ay, belki iki yıl belki de sekiz yıl sonra bir şeyler yapabilirim. Doğru zaman, doğru insanlar yan yana geldiği zaman bir şeyler oluyor. Aslında sahne arkası dâhil 52 kişi kadar bir ekip var. Bu kadar insanı amatörce bir arada tutabilmenin imkânı yok.

MODA, TASARIM VE DANS BİR ARADA

Levon Bey, modern dansla ilişkiniz nasıl başladı?

Aşağı yukarı bundan 25 yıl önce başladım. Modern dansın öncü isimlerinden İsviçreli Christine Brodbeck ile beş yıl kadar çalışma şansım oldu. Christine, Londra’da bale ve modern dans eğitimi aldıktan sonra dünyada ilk kez bir senfonik orkestra önünde modern dans yapan isim aynı zamanda.

Sizin yolunuz nasıl kesişti?
Christine’nin30 yıl kadar önce New York’ta bir Türk erkek arkadaşı olmuş. 1992’de de evlenip Türkiye’ye yerleşmişler. Ben tanıdığımda İstanbul Akademide modern dans dersleri vermeye başlamıştı. Yine o dönemde bizim cemaatte iyi tiyatrocular vardı, bunlardan biri Artur Berberyan’dı. O, 25 yıl önce acaba bir dans tiyatrosu yapabilir miyiz dedi. 1988 yılında ‘Anuş-ig’i yaptı. Ben de orada dansçıydım. Benim dansla tiyatroyu birleştirme konusunda kendimde fark ettiğim süreç oydu.

Beş yılın sonunda da Haydans Modern Dans Topluluğunu kurdunuz?

Evet, 1992 yılında 14 arkadaşımla beraber Haydans’ı kurduk. İlk gösterimizi de 1993 yılında yaptık. Cemaat dışına da başarısı yansıdı grubun. Birçok kültür sanat etkinliğine davet edildik. Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahneye çıktık.

Sonra uzun bir ara mı verdiniz?
Evet, amatör olarak çalışırsanız bu kaçınılmaz, herkesin çalışmak zorunda olduğu bir işi vardı. Ama bu süreç içerisinde dönem dönem kendi cemaatimiz için dans, müzik ve tiyatroyu bir araya getiren projelerin koreografisini hazırladım.

Bu arada sizin bir de tasarımcı yönünüz var?
Beymen, Vakko, Roxy gibi markalara çanta ve kemer koleksiyonları hazırlıyorum. Bir ara da ‘Just Leo ‘adıyla mağazalar açmıştım. Birçok ünlü markayı biz Türkiye’ye getirmiştik. Ama mağazacılığın ve tekstil sektörünün krize girdiği dönemde kapatmak zorunda kaldık.

Radikal