Kırmızı Kuşakla Evlendim Siyah Kuşak Takıp Boşandım

[Sibel Ateş Yengin’in Akşam Gazetesi’nde yayınlanan haberini aktarıyoruz.] Pınar Özer, elini tuttuğu ilk erkekle evlendi, istediği yemeği bile pişiremediğini fark ettiğinde boşandı. İki çocuğuyla okudu, meslek öğrendi, ayakta durmak için çabaladı…

Oğlu, “Aslında ben kızım” dediğinde başına bir şey gelmesin diye tırnağına ojesini de o sürdü. Hayatını yazsa roman olurdu; o anlattı, Sevilay Sarar yazdı, Aysel Yıldırım oynadı… Biz de ‘Bir Kadın Uyanıyor’ adlı tiyatro oyununun ilham kaynağı ve oyuncusuyla konuştuk.

Hikâyesi, ‘Bir Kadın Uyanıyor’ adlı oyunda anlatılan Pınar Özer, çoğu kadın gibi “El âlem ne der!” baskıyla sürdürmüş hayatını… 22 yaşında evlenmiş; ancak 14 yıl dayanabilmiş. Boşanmak istediğinde ailesi “Dışarısı kurtlar sofrası. Otur otur oturduğun yerde” demiş ama o “Meğer evdeki kurt (adam) beni içten içe kemiriyormuş” diye söz ediyor onu mutsuz kılan evliliğinden.
Yeniden uyandığında hayatının kontrolünü eline alan Pınar Hanım, Açıköğretim Fakültesi’ne gitmiş, halka ilişkiler okumuş, fasulye ayıklarken ders çalışmış. Kurslara gidip sigortacılık mesleğini öğrenmiş. İki çocuk annesi Pınar Özer, hayatında ikinci şoku oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenmesiyle yaşamış. Ancak bu durumun üstesinden de gelmiş Pınar Hanım. Onca zorluğa karşın dimdik kalmayı beceren Pınar Hanım’dan kadınlara tavsiye istediğimizde “Düşüyorsunuz dizleriniz parçalanıyor ama yarayı bantlayıp tekrar ayağa kalkmak lazım. Kendimize acıyıp ‘Kaderim’ dememeliyiz. Yaşıyorsak düşeceğiz de, kalkacağız da, kimi zaman kaybedip kimi zaman bulacağız ama en önemlisi kendimize ‘Ben kimim?’ diye soralım” diyor. Pınar Hanım ve onun hayatını canlandıran Aysel Yıldırım’la bir kadının hayat hikâyesine yakından tanık olduk.

– Oyunun konusunu anlatır mısınız?
Aysel Yıldırım:
Oyun, 45 yaşındaki Alev adlı karakterin ilk gençliğinden menopoz dönemine kadarki sürecini anlatıyor. Alev’in karşısına çıkan ilk ‘doğru’ adamla evlenmesi, evlilik hayatı, anneliği, aldanması, aldatılması, boşanması, kocasından ve başkalarından intikam alma çabaları ve sonra kendine yeni bir hayat kurması hikâye ediliyor. Bir kadının uyanışını ve hayat mücadelesini anlattığımız oyun Pınar Özer’in gerçek yaşam hikâyesinden ortaya çıktı.

SIRADAN AMA GÜÇLÜ

– Pınar Hanım’la yolarınız nasıl kesişti?
A. Yıldırım:
Pınar gerçek hikâyesini öyle güzel, öyle teatral ve dramatizasyonu öyle güçlü bir şekilde anlattı ki Sevilay da (Sarar) bir oyun yazarı olarak bu hikâyeyi sahneye taşımak istedi. Üç kadın bir araya geldik, saatlerce, günlerce onu dinledik. Sohbet ederken kimi zaman ağladık, kimi zaman güldük. Çok mahrem anılarını da paylaştı. Aslında birçok kadının yaşadığı ama özelinde biricik olan bir yaşantıyı paylaştık. Sıradan gibi görünen hikâyenin ardında müthiş bir mücadele yatıyor. Hayatında yeniliğe yeniden uyanan ve yenilmeyen bir kadının hikâyesi.
– Kadın toplum karşısında yenilmemek için çabalasa da çok yalnız. Erkek de, erkek gibi düşünen kadın da kadına karşı…
Pınar Özer:
Geleneksel bir toplumuz. Ayıplar, yasaklarla büyüdük. Bize “Çok gülme, çok konuşma, erkekten arkadaş olmaz” dediler. Dolayısıyla aileden aktarılan bir ezber oluştu. “El âlem ne der!” bilgisiyle düzgün giyinmeliyim, derli toplu olmalıyım yoksa “Ayşe Teyze ne der!” diye düşündük.
– Pınar Hanım, oyuna ilham veren evlilik hikâyenizi sizden dinlesek…
Pınar Ö.:
Kırmızı kuşağımla evlendikten sonra çoğu kadın gibi iyi bir eş olup her şeyi sineye çekecektim, kocam somurtuyorsa mutlaka alttan alacaktım, o gülerse gülecek, o ağlarsa ağlayacaktım… Yaptım. Çamaşır, bulaşık, üç kap yemek, pantolonları çift çizgisiz ütülemek ve gece yatınca da ‘iyi bir eş’ olmaktan başka bir şey yoktu hayatımda. Çalışmadığım için de hep itildim, kakıldım. Eşim mutfak masrafı da vermezdi. O ne getirirse pişirirdim. Bir süre sonra sevdiğiniz renkler karışıyor. Canınızın çektiği yemeği bile yapamıyorsunuz. Bir çorap alsın diye ağladığım günler oldu. Bir süre sonra “Ben kimim?” diye sorunca siyah kuşağımı takıp boşanmaya karar verdim. Önce bu soruya cevap veremedim. Üç gün boyunca hem ağladım, hem kim olduğumu, hayatımı, geçmişimi, gücümü sorguladım. Çocuklarım küçük olmasına rağmen “Böyle gitmez. Ne yapar eder kendi çorbamı kendim kaynatırım” dedim.

“DİLİN UZADI!”

– Eşiniz ne dedi?
Pınar Ö.
: İlk lafı “Çok değiştin” oldu. O da haklı çünkü yıllardır itaat eden, yüzünü güldüren, hizmet eden kadın vardı karşısında. “Meğer ben kimmişim, ne çok şeymişim” dediğin anda başkaldıran oluyorsun. “Dilin uzadı” diyorlar. Gitmek isteyince de “Birini mi buldun?” diyorlar. Ardından parayla terbiye etmeler, manevi şiddetler başlıyor. Bunun üzerine ayrıldım.
– Aileniz destek oldu mu?
Pınar Ö.:
“Boşanacağım” deyince patlama oldu, “El âlem ne diyecek? Eşinin mesleği iyi, iki çocuğun var, rahat mı battı!” dediler. Samsun’dan kalkıp iki çocuk, iki döşek İstanbul’a geldim. Yokluğu, sefaleti göze aldım. Çocuklarımın beslenme çantalarına yiyecek koyamadığım günler oldu. Ama o evin içinde balonlar uçuruyordum; o kadar mutluydum ki kimseye hesap vermek zorunda değildim. Kadın işte, bukalemun gibi her ortama uyum sağlıyor.
A. Yıldırım: Çocukluktan beri anlatılan güzel masallarla kadın uyutuluyor ve feda etmeye zorlanıyor. ‘Aman yuvam bozulmasın’ endişesiyle de sıkıntılı evlilikler sürdürülüyor. Kadınlar böyle hikâyeler duyunca gücünün farkına varıyor. “Ben de bunu yaşadım, ben de güçlü olabilirim” diyor.

MUHAFIZ ALYANS…

– Boşanırken zorluk çektiniz mi?
Pınar Ö.:
Boşanmak kadın için zor. Bir dönem alyansımı çıkaramadım elimden, sanki muhafız gibiydi. Sonra “Bir yüzük mü beni ben yapıyor, karşımdakine haddini bildiremez miyim? Ne aptal şeyler öğretilmiş bize” dedim. Boşanmak maddi olarak da kadına külfet. Avukat tutamamıştım. Medeni hukuk kitapları alıp nafaka hakkında bilgi topladım ve dilekçemi yazdım. Nafaka için 4 yıl uğraştım. Zor günlerdi.
– Bu oyunun devamı gelecek mi?
A. Yıldırım.:
Kadın merkezli oyunlarımızın 5’inci serisi bu. ‘Bir Kadın Uyanıyor’ oyunumuzun devamı olacak. Pınar’ın hikâyesine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Pınar’ın oğlunun cinsiyet değiştirirek transseksüel olma hikâyesine de yer vereceğiz. Belki Pınar da rol alacak.
– Pınar Hanım, daha önce oğlunuzun cinsiyet değiştirmesi hakkında AKŞAM Pazar dahil bazı gazetelere açıklamalarınız oldu. ‘Benim Çocuğum’ adlı belgeselde de yer aldınız. Gazetemizin okuyucuları için bir kez daha sormak istiyorum. Oğlunuzun durumunu öğrendiğinizde ne hissettiniz?
Pınar Ö.:
“Bedenim başka, ben başkayım. Ben kızım” deyip ağlayınca önce anlayamadım. “Çocuk ruh hastası olmuş” dedim. Her şeye çare bulduğum için bunun da çaresini bulurum diye düşündüm. İki sene boyunca gitmediğim yatır, tekke, psikiyatr kalmadı. Perişan oldum, eve haciz geldi ama sonunda bunun hastalık olmadığını anladım.
– Çocukken fark etmemiş miydiniz?
Pınar Ö.:
Aslında 2 yaşından itibaren kız çocuğu gibi naif, fingir fingirdi. Bebeklerle oynar, saç fırçasının üzerine dantel koyup kıyafetler yapardı. Ben de “Sen erkeksin, erkek gibi ol” diyerek tartaklardım. O da bir anlam veremez, gözlerini dikip bana bakardı. Çok hırpaladım onu.

“ELBETTE ÇOCUĞUM” DEDİM

– Peki, sonra nasıl kabullendiniz?
Pınar Ö.:
Kendi çocuğunuz söz konusu olunca ‘el âlem mi, çocuğum mu?’ seçeneği karşınıza çıkıyor. Duyarlıysanız ve “Bugüne kadar el âlem yüzünden hayallerimi çaldırdım artık el âlem yok. Çocuğum!!!” diyorsanız onu anlamaya çalışıyorsunuz. O mutlu olsun diye sutyen alıp arkasını iliklerken “Ne yapıyorum?” diye çok düşündüm. Ben çabuk dile geldim ve bu konuda rahatlıkla konuşabiliyorum.
– Okul hayatı nasıldı?
Pınar Ö.:
Okula durumu anlattım ve içim parçalanarak kolejden alıp açık liseye verdim. Çocuğum ojesini sürerken ben tarih, coğrafya dersini anlattım. Yeter ki başarsın istedim. Okumazsa dağılabilirdi. Şimdi özel üniversitede sinema üzerine okuyor. Seçmelerini de ben yapmıştım. Çünkü o kozasından çıkmış kelebek gibi sürekli kendiyle uğraşıyordu.
– Yolda yürürken rahatsız edici bakışlar oluyor muydu?
Pınar Ö.:
Herkes baktıkça üzülüyordum. Ben de insanlara ters ters bakmaya başlayınca herkes kafasını eğmeye başlamıştı. “Çocuğum dönmeyse, ben de dönme annesiyim” diyerek mücadele ettim. Şimdi kızım, gayet mutlu. Reçel yapan anneyken farkında olmadan aktivist oldum.
– Akranları okulda nasıl davranıyor?
Pınar Ö.:
Gençler o kadar acımasız ki “Bana dönme dediler” diye gelir, paspasın üzerine yığılırdı. Arada dışlayan oluyordu; şimdi yok. Ben onu savundukça daha anlayışlı davranıyorlar.
– “Aman kızım erkeklere güven olmaz” diye uyarıda bulunuyor musunuz?
Pınar Ö.:
Herkesi de kolay beğenmiyor. Çok kıymetli bir kız çocuğu olduğu için seçici davranıyor. Yaşayarak öğrenecek, anlatmayla olmuyor. Sadece kendine saygı göstermesini, kendini sevmesini istiyorum. “Pişman olacağın şeyleri yapma” diyorum. Toslayacaksa toslayacak yapacak bir şey yok. Her zaman yanında olduğumu biliyor.

Akşam

Yorum


işlemi tamamlayınız: