Tiyatro Mabet Falan Değildir

[Gizem Gül”ün on5yirmi5″te yayınlanan Nejat Birecik ile yaptığı röportajı paylaşıyoruz.] Bugün 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü. Geçen yıl nisan ayında yaşanan tiyatro tartışmalarından sonra geçireceğimiz ilk Dünya Tiyatrolar Günü. Biz de tiyatroyu, tiyatronun yaşadığı sıkıntıları çok yakından bilen ve kendisi de bu işlerin içinde bizzat bulunan Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik’le konuştuk. Şu anda Seksenler dizisinde rol alan Nejat Birecik, geçen yıl yaşanan olaylardan sonra hiç hoş olmayan bir biçimde Dünya Tiyatrolar Günü’ne girmediğimizi söyledi. Çökmüş bir sistemle Dünya Tiyatrolar Günü’ne girdiğimizi belirten Birecik, bu durumun çok üzücü ve manidar olduğunu söyledi.

Şu anda Seksenler dizisinde rol alıyorsunuz. Ama öncesinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda genel sanat yönetmenliği görevini yürüttünüz. Bunların dışında şimdilerde tiyatro ile ilginiz nasıl devam ediyor?

Televizyon aslında benim asal işim değil. Şu an dizi yapıyorum ama yaklaşık 10 yıldır ödenekli tiyatro yani devletin belediyeler aracılığıyla ya da direkt olarak sübvanse ettiği tiyatroların yöneticiliğini yürütüyorum. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda genel sanat yönetmenliği yardımcılığı ve yönetim kurulu üyesiydim. Yaklaşık 3 yıl sonra Kocaeli’ye atandım ve geçen nisan ayında tiyatroyla ilgili bu meşhur hikaye oldu ve sistem çöktü. Bir yönetmelik değişikliği ile sanatçılar ayaklandı. Ben de bundan nasibimi aldım. Bu yönetmeliği ben de kabul etmedim ama tutup da sol elimi kaldırıp, sokaklara çıkmadım. Yönetmeliğin doğru olmadığını sonuna kadar ifade ettim. Zaten hükümet de çıkıp bu çok doğrudur demedi, bu yaşananlarla birlikte yalnızca birikmiş olan gaz çıktı.

ÇÖKMÜŞ BİR SİSTEMLE DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ’NE GİRİYORUZ

Hükümetin elitist sanatçılara karşı, sanatçıların da ‘izm’lerinden dolayı hükümete karşı birtakım gereksiz nümayişleri ve laflarıyla bu hale gelindi. Bu olaylar sonrasındaki ilk Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutlayacağız bu yüzden hiç de hoş olmayan bir şekilde Dünya Tiyatrolar Günü’ne giriyoruz. Sanatçılar olarak bizler çok üzülüyoruz, eminim hükümet de üzülüyordur bu işe. Sonuçta ben insanları şudur, budur, sağdır, soldur diye ayırmıyorum. Biz toplum olarak iyi insanlarız, ne olduysa o oldu ve doğru olmadı. 1915’lerde kurulan ve önümüzdeki yıl 100. yılı kutlanacak olan Darülbedayi-i Osman-î ve sonrasında devlet tiyatroları sistemi çöktü. Artık herkesin malumu olan çökmüş bir sistemle giriyoruz Dünya Tiyatrolar Günü’ne. Onun için çok manidar ve üzücü buluyorum.

HÜKÜMETİN SOĞUTMA POLİTİKASINI ÇOK YERİNDE BULUYORUM

Geçtiğimiz yıl şehir tiyatrolarında repertuar belirleme yetkisinin genel sanat yönetmeninden alınmasıyla başlayan tartışmalar çok yankı bulmuş ve sizin de hatırlayacağınız gibi, Başbakan Erdoğan’ın konuyla ilgili “Devlet eliyle tiyatro olmaz, tiyatroları özelleştireceğiz.” şeklinde bir çıkışı olmuştu.  Ama sonra bu konu gündemden düştü. Bu konunun gündemden düşmesini nasıl yorumlamak gerekir?

Bence eğer bilerek gündemden düşürdülerse akıllı bir strateji. Çünkü tartışmalar çok gereksiz bir yere doğru gitmişti. Bütün ülkedeki tiyatrocular ve sokağa çıkanlar hükümet karşıtı, hükümetin yanında da tiyatrocular yokmuş ya da tiyatro hükümetin yanında değilmiş gibi durum ortaya çıkmıştı. Aslında böyle değil. Evet böyle olduğunu sanmamızı sağlayan kişiler, dernekler, kuruluşlar var ama böyle bakmayanlar da var. Onun için hükümetin bunu soğutma politikasını çok yerinde buluyorum. Ama bu arada Sayın Başbakanımız ve Bakanlar Kurulu’nun “Batı’da nasılsa, bizde de öyle olacak” şeklinde bir deklarasyonu var. Ben bu lafı çok önemsiyorum. Artık yeni, çağdaş, üretim ve performansa dayalı, sanatçıların ürettikçe var oldukları ve oynadıkça kazandıkları, aynı zamanda estetik değer ürettikçe yükseldikleri bir sistem getirilmesi gerekiyor. Çünkü Batı’da böyle.

BİR AVUÇ SUDA PATIRTI KOPARTANLAR NE YAPTIĞINI BİLMEYEN BÜROKRATLAR

Siz bir röportajınızda, bu konuyla ilgili asıl problemin genel sanat yönetmeninin elinden yetkilerinin alınmasının değil, sanatçıların sicillerinin şube müdürüne devri olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu ne anlama geliyor, biraz bunu açar mısınız? Şehir Tiyatroları’nda genel sanat yönetmenliği yapmış bir insan olarak sizce tiyatrolar ve yönetim arasındaki temel problem neden kaynaklanıyor?

Bu işler Osmanlı’da böyle değilmiş, orada liyakat esasmış. Cumhuriyet’ten bu yana ise liyakata göre değil. Çok ünlü bir hikaye vardır. “Eski bir bakan meteorolojiden sorumlu bir genel müdür atar. Genel müdür ortaokul mezunudur. Müsteşar gelir ve der ki, ‘Genel müdür ortaokul mezunu olamaz. Üniversite mezunu olması lazım.’ Bakan da der ki, ‘Ben ilkokul mezunuyum. İlkokul mezunundan bakan oluyor da, ortaokul mezunundan niye genel müdür olamıyor.” Ali Rıza Septioğlu diye Allah rahmet eylesin, cahil bir bakanımızmış söylemiş bunu o dönemde. Bu çok ilginç bir hikayedir. Liyakata dayalı, liyakatı esas alan atamalar yapılmıyor. Siz bir gazeteciyseniz ben bir tiyatrocu olarak sizin sicilinizi tutamam. Gazetecilik mesleğinde kariyeri olan bir gazeteci ancak sizin sicilinizi tutabilir. Benim de sicilimi tiyatro okumuş ve denenmiş tecrübesi olan bir yönetmenin tutması gerekiyor. Yeni gelen yönetmeliğe göre, sizin sicilinizi herhangi bir bölüm okumuş bir şube müdürü tutuyor, hatta bu kişi veterinerlik bile okumuş olabilir. Bunlar toptan yanlış şeyler. Bence burada bir avuç suda patırtı kopartanlar küçük ve ne yaptığını bilmeyen bürokratlar. İstanbul’da olan olaylarda Kadir Topbaş’ın bir müdahalesinin olduğunu zannetmiyorum. Ülkede olanlarda da başbakanın bir müdahalesi yok. Yanlış kişiler, yanlış yerlerde, yanlış şeyler yapmışlar. Hepsi bu. Aklı başında insanlar 2013 yılında böyle şeyler yapmazlar. Bu kadar net ve açık. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok. Ülkede kokuşmuş bir sistem vardı, bu sistem değişecek. Bu kadar basit.

Peki nasıl değişecek?

Bence akil adamların sürecin içinde olduğu, düşüncelerini belirttiği bir şekilde olabilir. Akil adamlar, akil, denenmiş tecrübeler bu ülkede çok yok ama hala var. Ve bence komplekssiz entelektüeller yapmalı bunu. Herhangi bir yere angaje olmamış, herhangi bir partiye angaje olmamış, kompleksiz ve bağlantısız entelektüellerden oluşan akil kişiler.

Sizin şehir tiyatroları için Londra’da uygulanan ‘sanat konseyi’ öneriniz var. Bu model nasıl bir çözüm getirecek?

Herkesin bir modeli vardır. Ben de İngiltere modelini savunuyorum. Orada liyakat esastır. Orada bütün her şey yazılıdır. Devlete bağlı sanatçı yoktur. Oyuncular oynadıkları sürece maaş alırlar. Bu model Batı’daki en önemli, güzel modellerden bir tanesi ama Türkiye’ye uyarlanması gerekiyor.

‘SANAT TOPLUM İÇİNDİR’Cİ BUDALALARDAN DEĞİLİM

Sizce genel anlamda Türk tiyatrosunun ve dar anlamda da özel tiyatroların en büyük problemleri nelerdir?

Türk tiyatrosunun nitelik ve kalite sorunu var. Özel tiyatroların da gişeye bağlı kaygıları var. O alana girmek ve bir şey söylemek istemem. Çok üzücü, çok zor yaşıyorlar onlar. Ama sübvanse edilen tiyatronun da halkı şöyle bir soluması gerektiğini düşünüyorum. Bunu direkt halka dönük olmalı anlamında söylemiyorum ama en azından sırtı dönük olmamalı. ‘Her şey halka yönelik, sanat toplum içindir’ci budalalardan değilim. Ama asla sırtı dönük olmamalı. Asla ve asla… Başımıza çok şey geldi bu konuda.

MODERNİZM ELİTİZME DÖNÜŞTÜ

Geçenlerde katıldığım bir panelde bir katılımcı “20. yüzyıldaki bu modernist dönüşümü bitiremedik hala. Gereksiz uzadı ve sündü bu.” dedi. Çok önemli bir şey var bu söylemin altında. Çok çok önemli bir mesaj var bunun altında. Bu modernist dönüşüm bitmedi, kabus gibi. Modernist elitizme dönüştü çünkü. Ve bu bir kabusa dönüştü.

TELEFON REHBERİNDEN BİLE BİR TİYATRO OYUNU ÇIKARTILABİLİR

Tiyatro metni bulma konusunda sıkıntılar yaşadınız mı? Türk tiyatrosu bu konuda sıkıntı yaşıyor mu?

Tiyatro metni konusunda Türk yazarlar yeteri kadar özendirilmemiştir. Ama Türk oyuncuların tiyatro metni konusunda sıkıntısı olduğunu zannetmiyorum. 1990 yılı itibariyle dünyada 4 milyar oyun vardı, şimdi en azından 5 milyar oyun vardır. Yani text sorunu yok. İçinde sanat ve tiyatro sıkıntısı olan bir insan telefon rehberinden bile bir oyun çıkartabilir. Drama için çok çok büyük şeyler gerekmiyor. Yeter ki içinizde bir şeyler kaynasın.

O zaman siz de genel sanat yönetmenliği yaptığınız zaman içerisinde bu konuda sıkıntı yaşamadınız…

Kesinlikle yaşamadım.  Yazarlarımız yetişmiyor diye bir şey yok. Ama yazarlar yeterince özendirilmemiş zamanında. Bunu da yadsıyamam. Çünkü hep ve sürekli olarak birilerinin oyunu oynanmış ve yeni gelen yazarlar da yılmışlar artık. O birileri sırf telif alacağım ve para kazanacağım diye hep devlet tiyatroları ve şehir tiyatrolarına ‘benim oyunumu oyna, benim oyunumu oyna ’ diye baskı yapmış, kulisler yapmış, politikalar yapmışlar ve onun için yeni gelen yazarlar artık yılmışlar. İşin bir de bu yönü var .

Peki yazarlar tarafından yeni tiyatro metinleri yazmaya devam ediliyor mu?

Yeni yazarlar özendirilmeli. Şu anda çok önemli girişimlerden bahsedemem. Ama bu özendirilmeli.  Ev ödevimizi hep saklı tutmalıyız.

DİZİ YAPIYOR DİYE SAHTE RAPOR ALIP OYUNA GELMEYEN ÇOK ÜNLÜ BİLİRİM

Şehir tiyatrolarında ya da devlet tiyatrolarında bazı oyuncular rapor alıp, dizilerde oynamayı tercih ediyorlar. Bununla ilgili neler söylersiniz? Siz genel sanat yönetmenliği yaptığınız dönemlerde bu gibi durumlarla karşılaştınız mı ve nasıl tepki verdiniz?

İstanbul’da sürekli, 6-7 yıl rapor alıp kaplıcaya gidenler bilirim. Kocaeli’de 13 yılda 3 kere iş yapmış, sürekli Avrupa’da dolaşan insan bilirim. Böyle kişileri en ufak bir işte çalıştırmaya kalkınca hemen hükümet yanlısı ve tu kaka olursunuz. Dizi çekiyor diye oyuna gelmeyen, oyun iptal ettiren, sahte rapor alan Türkiye’nin çok iyi tanıdığı ünlü bilirim. O kadar çok şeyler var ki… Sistem bunun için çöktü zaten. Yoksa çok da kötü bir sistemimiz yoktu. Revize edilecek bir sistemimiz varken sistem bunun için çöktü.

HERKESİ AHLAKLI OLMAYA DAVET EDİYORUM

Devlet tiyatroları ya da şehir tiyatroları gibi devlet desteği olmayan özel tiyatrolar cinsellik ya da marjinallikle ilgiyi çekmeye çalışıyorlar. Örneğin, geçtiğimiz günlerde devlet tiyatrolarında sahnelenen ‘Çirkin’ adlı oyun ensest ilişkiyi normalleştirdiği gerekçesiyle izleyicilerin tepkisini çekti. Özel tiyatrolar bu gibi sansasyonel konulara yer vermeden ilgiyi çekemez mi?

Özel tiyatroların gerçeği başka. Birisi para koyuyor, tiyatro yapıyor, gişede de o parayı ya kaybediyor ya kazanıyor. Çok da büyük paralar kazanmıyorlar aslında. Eğer gişe için çok fahiş, topluma aykırı, abuk subuk şeyler yapıyorlarsa, en fazla tiyatroya ihanet ediyorlar. Ama ödenekli tiyatroda eğer ensesti öven, -ki o oyun nedir, onun içeriğini bilmiyorum, eğer tamda bu noktada böyle bir şey yapılıyorsa bu çok önemli bir şeydir. Ve burada da söylenecek hiçbir şey yoktur. Yangında kurtarılacak çok az şey kalmış demektir sistem adına. Burada tutup bir çağdaşlık gösterisi yapma zamanı değil. Ben bunun üzerine birtakım yorumlar görüyorum. Her ne hikmetse bizim 80 yaşında birtakım sanatçı ağabeylerimiz ve ablalarımız çıkıp hükümet aleyhine esip savurmaya başladılar. Ve onlar çok uygar ve çağdaş insanlar oldular bir anda. Aman ben yaşadığım kadar yaşadım, bana kim ne yapabilir ki düşüncesi söz konusu. Onlara kimse bir şey yapamaz ama olan bize oluyor. Çok yaman çelişkileri olan bir toplum olduk biz. Herkesi elini vicdanına koyup, ahlaklı olmaya davet ediyorum.

TİYATRO YAPMAKTAN BAŞKA BİR ŞEYİ DÜŞÜNMEYEN YENİ BİR GENÇLİK GELİYOR

Tiyatrocuların gerçekten anlaşılamamak gibi bir dertleri var mı?

Artık yeni gençlik Süleyman Demirel’i falan bilmiyor. Bilmesi de gerekmiyor. Öyle bir gençlik geliyor ki, tiyatro yapmaktan başka bir şey düşünmüyorlar. Ben diyorum ki o komplekssiz insanları koruma altına almalıyız. Şöyleydi, böyleydi, repertuar nasıl yapılırdı, sağıydı, soluydu, dindi, şuydu, buydu gibi hiçbir kompleksleri yok. Benim tek ölçüm yalnızca işlerini yapmak isteyen yeni gençlik. ‘Bana ne yaa’ diyen ve haklı olarak ‘Ben işimi yaparım’ diyen gençlik. Onlara yeni bir sistem sağlamamız gerekiyor. Bu kadar basit. Onlar söyleyecekleri sözleri söylerler, ileride siyaset de yapmak isterlerse siyaset de yaparlar.

‘SANAT BAŞKALDIRIDIR’ DERLER, SANAT NİYE BAŞINI KALDIRSIN?

Sanatla ilgili ‘sanat başkaldırıdır’ derler. Niye sanat başkaldırsın, sen kendin kaldır başını. Niye sanatın omzunda yükseliyorsunuz. Başka bir şey yap, mesela edebiyat yap, roman yaz; isteyen alır. Tiyatro başka bir şey. Zamanında piscator tiyatrosu, politik tiyatro vardı. Brecht vardı, dünyanın en önemli epik tiyatro oyunlarını yazdı ama onun var ettiği tiyatro şu anda Berliner Ensemble’de bir komedi oynuyor. Bunlar geçti bitti. İnsanlara apolitik bir gelecek önermiyorum, politize olabilirler. Ama sanat saf bir şeydir. Asla içine bir şey atılmamalı.

SANATI TOPLUMUN AYAĞINA GETİRMEK AMA AYAĞINA DÜŞÜRMEMEK LAZIM

Bir tiyatro oyunu seçiminde nelere dikkat etmek gerekir?

Bu konuda benim politikam şu, yüzde 65’i yerli, yüzde 35 klasiklerden oluşmuş yabancı, ve yüzde 3-4’ü deneysel şeyler olabilir. Bu yüzde 3-4’lük bölüm topluma sırtını dönmüş de olabilir, deneyseldir çünkü. Ama bir oran meselesidir bu ve toplumu iyi okumak lazım. Sanatı toplumun ayağına getirmek ama ayağına düşürmemek lazım.

TİYATRO MABET FALAN DEĞİLDİR

Hep tiyatronun problemlerinden bahsettik. Şimdi de daha güzel konulardan bahsedelim istiyorum. Tiyatro için ‘sahne tozunu yutmak’ gibi deyim vardır ve hep tiyatrocular tarafından dile getirilir. Gerçekten de sahne tozunu bir kez yutanlar için tiyatro vazgeçilmez mi olur?

Bu güzel bir şeydir ama kamyon sürücüleri de uzun yola çıkmazlarsa rahatsızlanırlar ya da gemiciler karada yaşayamazlar mesela. Birçok meslek grubu için böyle şeyler vardır. Bir cerrah da cerrahi müdahale yapmadan yaşayamaz herhalde. Tabi duygusal laflar bunlar. Bir de sanata ve tiyatroya çok şey atfediliyor. Hayır, tiyatro tiyatrodur. “Tiyatro benim mabedim” diyor bazıları. Ne demek bu? Bilinen dinlerin sayısı belli arkadaş. Bu dinlerin mabetleri vardır ama tiyatro mabet falan değildir.

TİYATRO TİYATRODUR

Kimsenin uyuzunu kaşıyacağı, gelip komplekslerini törpüleyeceği bir yer de değildir. Çünkü İsa’yı arayacağı bir yer değildir tiyatro. Bunlar gereksiz, tiyatroya zarar verecek, hummalı şeylerdir. Tiyatro tiyatrodur.

KİMSE TİYATRONUN OMUZUNDA YÜKSELMESİN

Gelişime açık, tekniği ilkel ve son derece iyi bir sanat dalıdır. Ama bu kadardır yani. Büyük büyük şeyler atfetmek, en ufak şeyde Cumhuriyet’in temel ilkeleri yıkılıyor demek yanlış şeyler. Kimse tiyatronun omzunda yükselmesin. Son söyleyeceğim budur.

Bir tiyatro oyununda biz hep sahnedeki oyuncuları ve dekorun bitmiş halini görüyoruz. Ama arka planda ışıkçısından, sesçisine; dekorcusundan, metin yazarına kadar emek veren pek çok insan var. Bize biraz tiyatronun görünmeyen kahramanlarından bahseder misiniz?

Onlar çok özel insanlardır, ben çok severim. Ben onlarla vakit geçirmeyi çok severim. Bir de düşünsenize bütün mahremiyetinizi onlara teslim ediyorsunuz. Seni giydiriyorlar, karanlıkta elinden tutuyorlar, en mahrem anını görüyorlar, gece yarılarına kadar onlarla berabersin. Onlar da neredeyse senin yarın kadar tiyatrocu oluyorlar. Bizim rollerimizi ezberliyorlar. Çok özel insanlardır. Yurtdışında özel tiyatrolarda haftada bir kulis halka açılır, teknisyenler insanlara kulisi gezdirir. Keşke Türkiye’de de böyle şeyler olsa. Ben yapmak istedim ama…

TİYATRO YÖNETMEK ZOR, ÇÜNKÜ EGOSU YÜKSEK İNSANLARLA ÇALIŞIRSIN

Uzunca bir dönem Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda genel sanat yönetmenliği yaptınız. Tiyatro yönetmek, sanat yönetmeni olmak zor mudur?

Evet çünkü egosu çok yüksek insanlarla çalışırsın. Bunların bir kısmı da megolamandır. Megolamani sağlıksız bir şeydir aslında, kimse bana böyle bir insan sağlıklıdır diyemez. Ego yükseklikleri vardır, benim mesela egom düşüktür. Ego nefret ettiğim, hep savaştığım bir şeydir. Belki terbiyem gereği, ben tasavvuf terbiyesi peşinden koşan bir adamım. Onun için ego çok zor bir şeydir, kötü bir şeydir. Onlarla uğraşılıyor, zor bir şeydir yani.

Ve gelelim Seksenler dizisine… Seksenler çok başarılı bir iş oldu. Başlarda yoktunuz, sonradan diziye dahil oldunuz. Diziye girme süreciniz nasıl oldu?

Çok geçici bir şey o. Şu anda kariyerime genel sanat yönetmeni olarak ara verdim. Geçici olarak dizideyim. Ama yeni bir göreve atandığım vakit bırakacağım.

BİROL GÜVEN’LE ÇALIŞMAYI SEVİYORUM

Seksenler’den önce de Çocuklar Duymasın’da oynuyordunuz ve yine bir Birol Güven projesi… Birol Güven’in yapımlarında yer almaktan mutlusunuz sanırım…

Çünkü o yaşadıklarını yazıyor. Kendi mahallesinde çocukluğundan bu yana yaşadıklarını yazıyor, Çocuklar Duymasın dahil olmak üzere. Hele bu Seksenler birebir kendi yaşadıkları. Ve bunu belli bir estetik formda yapıyor. Onun için onunla çalışmayı seviyorum.

Son olarak da şunu sormak isterim, insanların tiyatroya olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Vallahi marazi buluyorum ve çok üzülüyorum. İstanbul’da özel tiyatrolar dahil kemik seyirci olarak yalnızca 250 bin kişi vardı 2005 yılında. Bütün tiyatroları besleyen kemik seyirci sayısı bu, onun ötesi münferitti. 13 milyonluk bir şehirde şehir tiyatroları seyircisi 400 bini buluyordu. Koskoca şehrin 8 tane sahnesi var ve 400 bin seyirci. İnsanlar biraz da tiyatroyu Çok Güzel Hareketler Bunlar, Tiyatro Sporu gibi skeç zannetmeye başladılar. Çok üzülüyorum bu duruma. Tiyatro bu değildir. Ama yargılamıyorum da böyle zannettikleri için.

Son eklemek istedikleriniz…

Türk tiyatrosu çok zor bir dönemden geçiyor, Türk ödenekli tiyatroları. Siyaset yapmayan, yalnızca entelektüel akil kişilerden oluşmuş, ciddi denenmiş tecrübeleri olan insanların görüşleriyle ödenekli tiyatroları doğru bir yere oturtmak lazım. Şehir tiyatroları ve devlet tiyatroları çağdaş bir şekilde düzenlemek lazım. Avrupa’da neyse o, zaten hükümet de böyle istiyor. Ama öyle sloganik cümlelerle kimse yaklaşmasın. Ne verdiyse zararı onlar verdi. Birileri ellerinden oyuncaklar gidecek diye üzülüyor herhalde. Ama hayır, tiyatro öyle bir şey değil. Çünkü öyle bir gençlik var ki güneşi tutsalar yere indirebilecek enerjileri var onların. Ve ben onları çok önemsiyorum. Ben bu konuda kariyerimi sonlandırmayı bile göze aldım. Yeter ki onlar için yeni bir sistem oluşsun.

On5yirmi5