Tiyatro Salonları Çürümeye Bırakılıyor

[Özdemir Nutku’nun Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Yarım yüzyılı aşkın bir süredir dünyanın her ülkesinde 27 Mart’ta Tiyatro Günü kutlanıyor. Şu son yıllarda, ülkemizde yaratılan atmosfer içinde, tiyatroya olan saldırılara mı kızalım, sanatçıların arka arkaya gelen yaprak dökümüne mi üzülelim, yoksa yöneticilerin sanata bakışına mı kahrolalım! Dünyada herhangi bir hükümet var mıdır ki, sanatı bu kadar küçümsesin, tiyatroları yok etmek için elinden geleni yapsın, tiyatro binalarını çürümeye bıraksın!Oysa ülkemizin dış dünyayla olan ilişkileri içinde yüzümüzü ağartan en önemli olaylar sanat kurumlarımızın ve sanatçılarımızın dış ülkelerdeki başarılarıdır. Hiçbir diplomatik girişim sanatsal bir başarı kadar insanlar arasındaki yakınlaşmayı, anlayışı ve barışı sağlayamaz. Bunun için de, sanatın dünya barışını sağlamada en etkin araçlardan biri olacağı üzerinde sık sık durulmaktadır. Bu doğru bir varsayımdır. Çünkü sanat evrenseldir; dili tektir, dünyanın tüm insanları için geçerlidir. Bizi uluslararası arenada tanıtan ünlü sanatçılarımız da bir ulusun baş tacı olmalıdır. Bütün dünyada uygulandığı gibi, onlara en iyi şartlar sağlanmalıdır. Böyle, her ulusa çok seyrek nasip olan büyük sanatçılar muhalif diye onları yok saymak demokrasinin gerektiği çok sesliliğe uymadığı gibi, değerbilmezlikten ve daha doğrusu kendi ulusunun başarılarını reddetmekten başka bir şey değildir.

Dünya barışı için en kestirme yol sanattır, sanatın dinamosu da tiyatrodur. Bugün Mustafa Kemal’in aydınlanmasına karşı olanlar, bu ülkeyi karanlığa çekmek isteyenler, bu müstehcen kafalar, bizleri tehdit altında tutarak bir sürü durumuna ve el etek öpenlerin çoğalacağı bir kul durumuna getirmek istiyorlar. Toplumun bilinçsiz kesimi, birbirine tıpatıp benzeyecek kalıplara dönüşme tehlikesi içinde. Hoşgörünün yerini, dediğim dedikçilerin dar görüşlü baskıları aldı. Birbiriyle iletişim kuramayan insanların sağırlar sövüşmesi içinde, şiddet, en geçerli özellik haline geldi.

İNSAFSIZCA SALDIRILIYOR

Her türlü şiddetin uygulandığı ülkemizde, şimdi de kendilerini yetkili sananlar tarafından tiyatroya karşı şiddet uygulanmaktadır. Her ileri ülkenin baş tacı ettiği bu sanat dalına insafsızca saldırılmaktadır. Bir süre önce, Devlet Tiyatrolarında başlatılan ve sinsi bir şekilde dalga dalga büyüyerek İstanbul Şehir Tiyatrolarına uzanan, sonra özel tiyatroları yok etmeye yönelik projeler, derken İstanbul’daki AKM’nin kullanılamaz duruma getirilmesi ve hemen ardından çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul’un adını taşıyan binanın değiştirilip diğer binalarla birlikte bir kongre merkezine dönüştürme ve böylece, Muhsin Ertuğrul adının silinmesi hazırlıkları… Sorarım size, kültür ve sanattan anlayan hangi insan böyle ters bir karara imzasını koyar? Bu karara neden olan yetkili organın danışmanları kimlerdir? Asıl bu işin sahibi olan tiyatroculara sormadan, danışmadan, ‘Ben yaparım olur’ anlayışının ilkelliği hangi demokratik anlayışta vardır? Yetki, bilgiyle anlam kazanır; bilgisizlerin hiçbir yetkisi yoktur. Tiyatro ihtiyacı duymayan, tiyatroya gitmeyen biri, bir kez bile tiyatronun kapısından girmemişse, ne hakla tiyatro üzerine ahkâm kesebilir? Bir toplumun moral kaynağı olan ve yaşam sevincini getiren tiyatroya karşı kim bu kadar düşman olabilir? Bu atmosfer içinde, bir gün sanatın başka dallarını da yok etme işlemi başlarsa buna hiç şaşırmamalıyız. Nedir bu şiddet, bu saldırı? Nedir bu kızgınlık? Gogol, “Yüzünüz çarpıksa aynaya kızmayın!” demiş. Genç Türkiye’den bahsedip şişinenler, ilerisi için gençliğe ne bırakacaklar?

DÜNYA BARIŞINA EN KESTİRME YOL

Sanat, okul kadar önemlidir. Okul bilgiyi, beceriyi arttırırken, sanat da kafaları ve yürekleri eğitir; bu da dünya barışına bizi götürecek en kestirme yoldur. Ünlü Sanat Tarihçisi Herbert Read, “Sanatın işlenmesi duyarlığımızın eğitilmesidir ve bizler sanatsal bir hava içinde yetiştirilmediğimiz takdirde, bomboş bir ruhsal yaşamın, karmakarışık bir sezgiselliğin ve dolayısıyla anlamsız ve tatsız bir dünyanın şiddetine ve suçuna itiliriz. Yaratma isteği olmayan yerde ölüm içgüdüsü oluşur ve bu da sonsuz bir yıkıcılığa götürür bizi,” demektedir.Sanatın amacı, insan dediğimiz idealin sağlıklı yaşamını sürdürmek içindir. Nükleer savaştan, çevre kirliliğinden ve bazı toplumların açlık sorunlarından bir gün kurtulabiliriz. Ama boşlukta kalmış insanların çoğalmasıyla, başka deyişle ölüm içgüdüsünün yayılmasıyla yok olmaktan kurtulamayız. Sanatın sınırsız toprakları üzerinde, sanat, yarının dünyası için estetik dünyayı yaşatacak bir araçtır. Yarın, bizim küllerimiz üzerinde, yeni bir dünya, daha mutlu bir dünya yaratılacaksa bunda sanatın rolü büyük olacaktır.