Direnen Beden: “DuranAdam” Hadisesi ve Abramoviç Performansları

duran_adam1_350Gezi direnişinin polis terörüyle bastırılmasının ve direnişe katılanlara yönelik gözaltı operasyonlarının ardından, Türkiye (ve dünya) basını şimdilerde “duran adam” hadisesini tartışıyor. 18 Haziran akşamı, dansçı ve koreograf Erdem Gündüz, halktan temizlenerek halka açılan Taksim Meydanı’nda, yüzünü AKM binasına ve Meydan’da nöbet bekleyen çevik kuvvet görevlilerine çevirerek, 8 saat boyunca ayakta durdu. Bu sırada polis üzerini ve çantasını aramak suretiyle kendisini taciz etti, yoldan geçip ne yaptığını anlamayanlar ona sataştı; ama o, Marina Abramoviç’in tabiriyle “performans duruşu”nu bozmadı. Ne yaptığına ve amacının ne olduğuna dair tek kelime etmemesine rağmen, çok kısa bir süre içinde bu performansı önce Taksim Meydanı’na, ardından İstanbul’un farklı semtlerine, hatta Londra, Amsterdam vs. gibi şehirlere yayıldı. Dört bir yanda, Gezi direnişinin ezilmesini protesto eden “duran insanlar” belirdi.

Gündüz’ün 8 saat boyunca kıpırdamadan ve konuşmadan ayakta durması, Marina Abramoviç’in geçtiğimiz yıllarda dünya çapında ünlenen The Artist is Present (Sanatçı Aramızda) adlı performansını akla getiriyor. Abramoviç, New York Modern Sanat Müzesi MoMA’da gerçekleştirdiği bu performansında, 736 saat boyunca kıpırdamadan ve konuşmadan bir sandalyede oturmuş, karşısına oturan müze ziyaretçilerine bakmıştı. MoMA’da Abramoviç’in karşısına oturmak isteyenler uzun kuyruklar oluşturmuştu; performansa katılanların bazıları, “trans halindeki” sanatçının yaşattığı “yoğun spiritüel tecrübe” karşısında dayanamayıp ağlıyordu. Abramoviç, 1970’lerde başladığı sanat kariyerinde bedenin ve zihnin dayanıklılığı üzerine, egonun yıkılması üzerine –kimi hayli provokatif ve şiddetli– performanslarıyla çağdaş sanat dünyasının yıldızlarından biri haline geldi. Fakat, “performans duruşu”ndan çıktığı zamanlarda spiritüellikle veya egoyu yıkmakla pek de ilgisi olmayan işlere imza atıyordu: Bienal açılışlarına oligarkların yatıyla arz-ı endam ediyor; gala gecelerinde kendi adını taşıyan ama kendisinin icra etmediği son derece zorlu performanslar için sigortasız ve düşük ücretli sanatçı-işçiler çalıştırıyor;[1] yine kendi adını taşıyan ve sanat kurumundan ziyade akıl hastanesi ya da kışla gibi disiplin ve kapatılma kurumlarını andıran bir performans enstitüsü[2] kurmaya hazırlanıyordu.

Abramoviç’in performansları da, DuranAdam da, bedenin meydan okumasına işaret ediyor: Bedenin yalnızca pasif bir neo-liberal biyopolitika nesnesi değil, aktif bir direniş öznesi olabileceğini gösteriyor. Fakat iki performans arasındaki biçim benzerliği, her ikisinin de beden ve zihin dayanıklılığına dayanmasından öteye gitmiyor: Sanatçı Aramızda, Abramoviç’in (hemen hemen tüm performanslarında olduğu gibi) kendi bedeninin ve zihninin dayanıklılığını sınarken, DuranAdam Haziran direnişinde günler boyu maruz kaldığı şiddete bedenen ve zihnen meydan okuyan yüzbinlerin direngenliğini simgeliyordu. DuranAdam performansına katılmak için müze ya da galeriye gitmeniz gerekmemişti. Gündüz, olayın ardından yaptığı açıklamalarda ne sanatçı kimliğine, ne sanata atıfta bulundu; ‘performans’ kelimesi ağzından çıkmadı; olup bitenlere karşı “sıkıntısını dile getirmek” istediğini ve “direndiğini” belirtmekle yetindi. O andan sonra durmaya başlayan yüzlerce insan da zaten onun kimliğiyle ilgilenmemişti (tek ilgilenen polis ve magazin basınıydı); Gezi olayının tüm fasılalarında olduğu gibi, hangi kaynaktan yayıldığı meçhul bir tamlama, bu kez kolektif ve anonim bir performansın başlığı oluverdi. [EG]

[1] “Marina Abramoviç’in Sömürü ve İstismarına Karşı Performans İşçisi Bir Sanatçının İsyanı”, http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-ve-emek-marina-abramovicin-somuru-ve-istismarina-karsi-performans-iscisi-bir-sanatcinin-isyani/1179

 

e-skop