Direniş… Halk… Sanat

Kemal Oruç

Sonunda oldu! Baskı gören, aç bırakılan, hakkı verilmeyen, kısacası yaşamına müdahale edilen ve yaşama hakkı elinden alınan HALK uyandı ve direnişe geçti.

Haftalardır süren direnişe Türkiye’den ve dünyadan milyonlarca kişi destek verdi. Tüm dünya medyası bu direnişi olduğu gibi yayınladı. Türkiye medyası ise, birkaç cesur kanal ve gazete dışında, gerçekler gözle görülür olduğu ve belgelerle kanıtlandığı halde, yalana başvurdu.

Yandaş medyanın saçma sapan haberlerine karşı ise direnişçiler gerçek haberleri birebir ve görsel kanıtlarla sosyal medyada yayınladı.

Başbakan ve çevresi, sokağa dökülüp en temel haklarını arayan insanlara “terörist”, “dış güçlerin yönettiği örgütler” gibi suçlamalar yöneltti.

Tomaların ve çevik kuvvetin ara sokaklara ve hatta evlere bile müdahale ettiği Barbaros’ta, sabaha karşı tanıştığım, 1990-1992 doğumlu iki üniversiteli gençten biri şunları söyledi: “Ben hayatımda ilk kez bir eyleme katılıyorum. Açıkçası şimdiye kadar medyadan takip ettiğim eylemlerde gördüğüm insanların hepsini terörist zannediyordum. Sokağa çıkıp direnmeye başlayınca bunun böyle olmadığını anladım. İnsanlar haklarını arıyor. Altı gündür sokakta direniyorum. Bundan böyle haksızlıklara sessiz kalamam.

Bir diğer genç ise şunları söyledi: “Tomadan kaçarken ayağım tökezledi, düşüyordum; ama onlarca kişi kollarıma girip hemen beni güvenli bir yere taşıdı. Biber gazının dumanıyla kapanmış bir sokağın sonunda yaşlı bir teyze yolumu kesip elindeki tencereyi bana uzatarak ‘Yiyin yavrum, bu dolmayı sizin için yaptım. Enerjiye ihtiyacınız var.’ dedi. Gaz yediğimizde hemen birileri gelip yüzümüze ilaç sürdü. Kimse kimseyi tanımıyor, ama herkes birbiriyle yiyecek ve içecek paylaşıyor. Polisten kaçarken herkes bizi evine alıyor, bizi koruyor, hatta o halde bile bize ikramda bulunuyorlar. Ben artık gerçekleri gördüm. İlk kez bir eyleme katıldım. Hakkımızı savunabileceğim tüm eylemlere katılırım artık.

11 Haziran’daki Gezi gözlemim…

Gezi’de mükemmel bir ortam var. Yüzlerce rengarenk çadır… İnsanlar hep birlikte büyük bir sohbet ve paylaşım içinde. Stantlarda yiyecek ve içecek bedava! Serbest kürsü var; isteyen çıkıp içinden geleni söylüyor. Hayvanlarla insanlar iç içe. Spor yapılıyor, dans ediliyor, kurulan kütüphanelerden insanlar ücretsiz kitap alıp okuyor ve okuduklarını paylaştıkları sohbetler düzenleniyor. Gezi çeşitli sanatçıların eliyle inanılmaz bir güzelliğe bürünüyor. Çöpler toplanıyor, çiçekler dikiliyor. Farklı görüşteki birçok birlik orada tek örgüt haline gelmiş durumda ve müthiş bir saygı var. Tam bir demokrasi hakim Gezi’ye. Kimse kimseyi yönetmeye çalışmıyor; herkes kendi bilinci ve iradesiyle Gezi’deki o mükemmel uyuma katılıyor.

Bugün Gezi’de barış var! Birlik var! Dayanışma var! Saygı var! Bugün Gezi’de, olması gereken Türkiye’nin bir küçük modeli var!

Sanat kurumları ve sanata baskı…

Sanat kurumları yıllardır “yönetmelik” oyunlarıyla kapatılmaya çalışılıyor; sahneler, sinema salonları ise AVM ve buna benzer saçma sapan kapitalist hapishaneler inşa etmek için kapatılıyor/yıkılıyor. Şimdilerde ise sanatçılara ve özel tiyatrolara saldırıyorlar!

Önce Memet Ali Alabora, yönetmenliğini yaptığı “Mi Minör” adlı oyunda Gezi Parkı eylemlerinin önceden kurgulandığı yalanıyla, hedef gösterildi. Başta sanat camiası olmak üzere HALK Memet Ali Alabora’ya sahip çıktı. Daha sonra ise direnişe destek veren aydın sanatçılar tek tek hedef gösterildi.

Hükümetin aydın sanatçılara karşı medyaya çıkardığı sözde sanatçılar ise iki kelimeyi bir araya getiremedi! Tüm ülkede büyük bir mizah unsuru oldular.

“Özgürlük İçin Direniştir Sanat!” içeriği ve sloganıyla başlayan 3. Urla Toprak Sahne Tiyatro Festivali de polis müdahalesine maruz kaldı.

Aylardır hazırlığı yapılan festivalin ilk gününde polis festival komitesinin astığı, üzerinde festival sloganının ve gündeminin yer aldığı brandayı “Gözümüze gözümüze soktunuz, siyaset yapmayın, efendice yapın festivalinizi!” diyerek indirmeye çalıştı.

Ve benim sanatçı dostlarım da, sloganlarıyla, tam da bunu söylüyordu zaten: “Özgür bir festival için, sanatımızı özgürce icra edebilmek için, özgürce yaşayabilmek için baskılarınıza direniyoruz!”

Tüm direnişçi dostlarımı sanatı/sanat kurumlarını sahiplenmeye davet ediyorum ve bu davetin karşılıksız kalmayacağını da biliyorum.

Tüm suçlamalara, tehditlere ve yalanlara karşı söylenebilecek tek şey şudur: Tüm ülkede; sokaklarda, sahnelerde, tencere tavayla balkonlarda haftalardır direnen tek bir örgüt vardı. Adı: HALK!

Bizi ihbar ediyorum, hepimiz bu büyük örgütün üyesiyiz!



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: