Taksim Dayanışma’ya Selam

Metin Boran

Öncelikle, Gezi Hareketinin başından beri barışçıl söyleminiz, ilkeli tutumunuz, toprağa bağlı ve yeşile olan inancınızla oluşan duruşunuzu saygı ile selamlıyorum.

Bu zeminde oluşturduğunuz dayanışma, her türlü siyasal anlayış ve angajmana eşit ölçüde yaklaşarak farklı çizgi ve renklere söz ve eylem hakkı tanıyarak, sorumluluğu ağır olan bir görev üstlendiniz.

Bu süreçte Dayanışma olarak nezaketle, karşılıklı iletişime açık, sorunları tartışarak çözme yaklaşımınız kamuoyunda büyük takdir topladı. Ancak karşılıklı görüşmede Dayanışmaya verilen sözler tutulmadı ve siz yine de itidali elden bırakmadınız ve söylemlerinizde şiddeti hep ötelediniz.

Yirmi bir günlük süre içinde herkesi şaşırtan tepkisel bir güç oluşturup bu gücü aşamalı aşamalı büyüterek yaygınlaştırdınız ve sadece açıklamalarınızla başarıyla uzaktan koordine ettiniz.

Bu zaman diliminde onursuz olduğu söylenen bir halkı kaynama derecesinde yakalayıp ateşli ve inançlı bir direnişçi yaptınız.

Hiçbir kesimi dayanışmanın dışında tutmadan otoriter söylemi ile çoğunluğu rencide eden, siyasal bir figürden rahatsız olan, reddeden ve toplumsal bağlamda kaygı duyan kişi ve toplulukları bir araya getirerek oksitlenmekte olan bir ütopyayı harekete geçirdiniz.

Hareket kısa zamanda kendi siyasetini, mizahını, ironisini, sanatını, çevre bilincini ve birlikte yaşama kültürünü oluşturdu. Bu yaratımla Dayanışmaya gönül veren herkes gurur duymalı.

21 günde bütün kavram ve algıları ters yüz ederek farklılıklardan oluşan, ön yargısız, başkasını ötelemeyen bir hayatın örgütlenmesine samimi bir ortam hazırladınız.

Bu yazıyı cumartesi gecesi yazmaya başladım sonra bıraktım ve sokağa çıktım, Taksim ateş altındaydı. Cihangir’den, Tarlabaşı’ya, İstiklal’den Galata’ya çatışma geniş bir alana yayılmıştı. Gece saat iki de Odakule’den Tepebaşı’ya çıktım, soluklanmak için Pera Müzesi’nin önüne oturdum. O anda, 1971 yılında bir yangınla yerle bir olan Tepebaşı Dram Tiyatrosunun silueti çıktı karşıma. Sonra 1870 yılında bütün semti yerle bir eden büyük Beyoğlu yangınını ve bu faciada yok olan mekanları ve yitirilen değerleri…

Şimdi yine adeta bir yangınla baş başa bırakılıyordu Taksim. 2013 yılında kibirle bezenmiş ceberut bir figür, kendi siyasal geleceğini de tehlikeye atarak jakoben bir tavırla trajik kararlar alıyor ve söylem ve çıkışlarıyla halkı ayrıştırıyor, kışkırtıyor, şiddeti körüklüyor, ülkeyi yangın yerine çevirmekte bir beis görmüyordu.

Olanlar karşısında üzüldüm, öfkelendim biraz da çaresizdim, eve döndüm. İnternet’te haberlere bakmak istedim ana hat medyanın tavrı midemi bulandırdı. Sonra Dayanışmanın basın metnini gördüm ve hemen okudum. Yazıya devam etmek istedim, olmadı. O gece çatışmalar sabaha kadar devam etti.

Pazar günü tekrar alanlara çıktım. O gün de çatışmalar başlamış, polis, şiddetini bir ölçü daha artırmıştı. Herkes gibi ben de kaygılandım. Nasıl bir kin ve öfke, iktidarı elinde bulunduruyordu bunu düşünmeye başladım. Eve geldim ve yazıya kaldığı yerden devam ettim.

Dayanışma, halkın otoriteye olan birikmiş öfkesini, üç hafta gibi kısa sürede demokrasi, barış ve birlikte yaşama isteğine dönüştürme sürecinde önemli bir deneyim yaşattı.

Hareketin bu anlayışla devamının geleceğini umarak sizleri bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Lütfen kolektif duruşunuzu ve kontrolü elden bırakmayın. Dayanışmaya gönül verenler Gezi’yi küllerinden yeniden yaratarak yaşatacaktır, buna tüm varlığımla inanıyorum. Özgür ve demokratik ortak bir yaşamda buluşmak üzere… Sevgi ve dostlukla…

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: