Özüne Sözüne Hayranım(!), Benim Küçük Padişahım…

Üstün Akmen

Ben, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek’e (1948) hayranım(!).

Tv8 kanalında “Erkan Tan ile Başkentten” programına konuk olduğunda, Gezi Parkı eylemleriyle ilgili olarak sanatçı Memet Ali Alabora (1977) ve yönettiği “Mi Minör” başlıklı oyuna tam gaz yüklenirken: “Bu olayları tahrik etmek yok. Bu olaylar önceden tamamen mizansen” dedi ya, zekasına şaştım(!) kaldım.

O ne belagat gücü, o ne beyin yapısı, o ne karizmatik sırıtıştı öyle yarabbi!

Hayran kaldım(!)

Adeta Küçük Padişah gibiydi.

Televizyonun karşısında öylecene kalakaldım.

Ne dedi?

“Memet Ali Alabora diye bir adam var. O bu olayların baş aktörüdür” dedi.

Tam bir “beyin dışkılaması”ydı, vallahi ciddi anlamda donakaldım.

Hukuk Var Mı

Neredeeen nereyeee…

Hani, Memet Ali Alabora, Gezi eylemlerinin ilk günlerinde bir tweet atmıştı da, Padişahımız Efendimiz hemen çıkıp: “Sanatçının biri kalkıp itiraf etmiş, ‘Mesele sadece gezi parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı hadi gel’ diyor. Siz biliyorsunuz onu… Evet, siz biliyorsunuz onu… Açık açık itiraf etmiş… Meselenin gezi olmadığını… Mesele ne peki? Ak Parti iktidarını yıkmak. Eğer demokrasi ve adalet diye bir şey varsa, bunun hesabını senden sormaz isek namerdiz” diye buyurmuştu ya, işte bu nedenle Küçük Padişah da onun gerisinde kalmak istemedi.

Yalnız, Padişahımız Efendimiz: “Bu ülkede hukuk varsa bunun hesabını soracağız” dediğinde ne yalan söyleyeyim, içime sular serpildi.

Demek bu ülkede hukuk hâlâ yürürlükteydi(!).

Köktendinciler

Tam da o günlerde Yeni Şafak da “Mi Minör” başlıklı oyunla “Gezi olaylarının provasının” yapıldığını iddia etmez mi?

Etti!

Yetmedi, Padişahımız Efendimiz: “Bunlar baş piyonlardır. Banka reklamlarında oynayıp kapitalizmi eleştirenler…” falan dedi.

Küçük Padişah İbrahim Melih Hazretleri de televizyon programında “Mi Minör”ün konusunu anlatmaz mı?

Vallahi anlattı!

Oyunu izlememişti, teksti okumamıştı, ama “Gezi Parkı’nda ne yapacaklarının bütün denemeleri oyunda yapılıyor. Bütün senaryo Gezi Parkı olayları üzerine ve bire bir her şey oluyor” dedi.

Gene o günlerde kamuoyunda “İslamcı yazar” olarak tanınan İsmail Nacar Cumhuriyet gazetesine yaptığı değerlendirmede, hedef gösterilen Tiyatro Oyuncusu Memet Ali Alabora için “bazı odaklarca ölüm fermanı çıkarıldığı” iddiasını ortaya serdi.

İyi de, bunlar kökten dinci değiller mi?

Öyledirler.

Öyleyseler, birinin bir sanat adamının ölüm fermanını yaymasını, diğerinin hedef göstermesini dinde antireform(!) olarak değerlendirdim. Haberim olmamıştı demek, İslam’da kin ve nefretin, düşmanlık ve adaletin şahsa değil vasfa ait oluşu ilkesi herhalde değişmişti. Artık: “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” ibadetten değildi. Allah’ın kullarına şefkat ve merhametle muamele etmek, esas olmaktan ötelenmişti. Demek ki Peygamber: “Birbirinize kin ve düşmanlık doğuracak davranışlarda bulunmayın. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize darılıp sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun” (Buhari, Edeb, 57-58; Müslim, Birr, 24-28; Ebu Davud, Edeb, 47) dememişti.

İyi de dinde antireform yapılmadıysa(!), bunlar ne biçim köktendinciydi?

Korkuyorum(!)

“Mi Minör”ün yazılı metnini önce okumuş, sonra izlemiş, eleştirisini/değerlendirmesini yazmış ve yayınlamıştım (Evrensel-16 Ocak 2013). Bunca yıldır tiyatro ile uğraşıyordum, (cehaletimi hoşgörün) vallahi eserin “Gezi Parkı olayları üzerine ve bire bir her şeyin planı” olduğunun ayırtına varamamıştım(!). Küçük Padişah “senaryo”yu okumadan, oyunu izlemeden yargıya varmıştı.

Gel de Küçük Padişaha hayran kalma, kaldım.

“Mi Minör”ün yazarı Romancı, Araştırmacı, Öykücü ve Tiyatro Yazarı Meltem Arıkan’ı (1968) eserlerinden tanıyordum, ama darbe plancısı(!) olduğundan bihaberdim. Küçük Padişah bilmiyordu, ama ensest gerçeğini Türkiye’de gözler önüne seren Arıkan’ın romanı “Yeter Tenimi Acıtmayın” Türkçe isimler kullanıldığı ve Türk aile yapısını feminist bir anlayışla yıkmaya çalıştığı suçlamalarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının suç duyurusuna istinaden, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun raporu ile 2004 yılında yasaklanmıştı. Roman, iki aylık hukuki sürecin sonunda 1. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla serbest bırakıldı, Türkiye Yayıncılar Birliğinin “2004- Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”, bu sürecin sonunda Taksim Hill Oteli’nin tepesinde Meltem Arıkan’a tarafımdan sunulmuştu.

Ödülün adının özgürlük mözgürlük olduğunu anımsayınca içimi bir korku(!) kapladı.

Küçük Padişah, “Mi Minör”ün Gezi Parkı olayları planlanarak yazılışından, oynanışından, provalarından acaba beni de sorumlu tutar mıydı(!)?

Şaka, Şaka…

Şaka bir tarafa, Küçük Padişah’ın en fazla: “Alabora başına gelecekleri bilmiyor. Ama Allah’ın izniyle devlet bunu yakalayacak, savcılar bunun hesabını soracak ve ben onu içeride göreceğim” diye de buyurmasına hayran kaldım(!).

Yargı süresinin uzunluğundan yakınıyorduk ya, işte Küçük Padişah onu da açıklığa kavuşturmuştu.

Meğerse bu ülkede devletin suçluyu yakalaması da, savcıların suçlulardan hesap sorması da, suçlunun içeriye tıkılması da hep Allah’ın izniyle oluyormuş.

Ne zamanlar mı?

Elbette, zırt pırt “benim askerim”, “benim polisim”, “benim savcım”, “benim yargım” diyen Padişahımız Efendimizin “benim Allah’ım” demediği zamanlar.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: