Sahnenin Fısıldayan Kahramanları

d2d167a0-465d-11e3-a7bc-65f39385de22-jpg20131117114447[Ankara’da Devlet Tiyatrosu (DT) çatısında görev alan tiyatronun fısıldayan kahramanı suflözler, AA muhabirine perdenin arkasında yaşananları anlattı. Haberin bir bölümünü okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Dekorların arasından oyuncunun her repliğini takip eden ve kimi zaman nefes almaya bile çekinerek her oyunda ayrı bir macera yaşayan suflözler, seyici fark etmese de oyunun akışı için büyük önem taşıyor.

Onlar, kimsenin görmediği, seslerini duymadığı tiyatro kahramanları. Onlar hayranlıkla izlenen sanatçılara güven verenler, tiyatronun olmazsa olmazı suflözler. Dekorların arasından oyuncunun her repliğini takip eden, onlarla aynı duyguyu yaşayan ve kimi zaman nefes almaya bile çekinerek her oyunda ayrı bir macera yaşayan suflözler, seyici fark etmese de oyunun akışı için büyük önem taşıyor.

“Her oyun çocuğumuz gibi oluyor”

Oyuncu eşine rolünü ezberlemesi için evde yardım ederken kendini DT’de bulan ve 18 yıldır suflöz olarak çalışan Esra Erkut, tiyatroyu, asıl mesleği müzik öğretmenliğine tercih ettiğini söyledi.

Erkut, yeni bir oyuna başladıklarında önce oyunu ve sanatçının çalışma tarzını çözmeye çalıştıklarını, sanatçılara rollerini ezberlettiklerini ve unuttukları an hemen sufle vererek oyuna devam etmelerini sağladıklarını ifade etti.

“Her oyuncu kendi rolünü düşünür ama biz arkada bütün oyuncuları düşünüyoruz” diyen Erkut, her oyunun çocukları gibi olduğunu söyleyerek, “Oyunu okuma provasından itibaren alıp büyütüyorsunuz, çocuk gibi. İşimi de çok sevdiğim için bugüne kadar bırakmadım bundan sonra da bırakmayı düşünmüyorum” dedi.

Görev aldıkları oyunun sahnelendiği sürece defalarca okumak, bellekte yer ettiği gibi günlük hayatta da kendisine yer bulabiliyor. Erkut, oyunlarda geçen replikleri sık sık kullandıkları, bir konuşma anında oyunda geçen bir cümlenin aklına gelip dilinden döküldüğünü de sözlerine ekliyor.

Erkut, oyunculuğun yazılan bir karakteri hayata kazandıran çok ayrı bir yetenek olduğunu, kendilerininse yalnızca önlerindeki metni tekrar ettiğini söyledi.

Erkut, “Oyuncuların tonları yerleşmeye başladıktan sonra onlarla birlikte sahne arkasında oynuyormuş gibi hissediyorum kendimi. Bu olaydan kopmamak için yapıyorum çünkü eğer bir tık geri düşerseniz o zaman kafanız başka bir yere gider ve Allah korusun o sırada sanatçıya trak gelebilir. Olay örgüsünden çıkmamak için kendimi oyunun içinde hissederim” diye konuştu.

“Suflözlük çok garip bir iş”

 Müjde Yazar da üç yıldır DT çatısı altında sahneye fısıldıyor. Bu sezon, “Miyhavlar Tiyatrosu”, “Jerry ve Tom”, “Soğuk Bir Berlin Gecesi”, “Dolores Claiborne” ve yeni başlayacak “Macbeth” adlı oyunda suflöz olarak görev alan Yazar, ailesi dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren haşır neşir olduğu tiyatroyu çok eğlenceli bulduğunu belirtti.

Suflözlüğün aslında prova aşamasında ortaya çıktığını ve bu dönemde oyuncunun ezberini yapmasında yardımcı olduklarını anlatan Yazar, “Suflözlük çok garip bir iş. Eğitimi yok bunun, pat diye işin içine giriyorsunuz: Öğreteni yok, usulü, püf noktası yok. Kendiniz keşfediyorsunuz her şeyi dolayısıyla her oyun yeni bir macera demek” dedi.

Yazar, oyun temsile çıktıktan sonra dekorun ardından seslerini duyurabilmek için oyuncu neredeyse oraya koşturduklarını ve çoğu zaman heyecandan hiç oturmadığını ifade etti.

“Oyundaki replikleri günlük hayatta kullanıyoruz”

Konya’da başladığı tiyatro hayatında, 16 yıldır sufle veren Belgin Ulusoy ise oyuncu eşi Alpay Ulusoy’a yıllarca hem perde arkasında hem evde ezberi için yardım ettiğini söyledi.

Bu sezon “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” ile “Cesaret Ana ve Çocukları”nda yer alan Ulusoy, sevdiği oyunlardan bazılarını ezberlediğini de ifade ederek, özel hayatında da konuşmalarında sık sık metinden alıntı yaptığını dile getirdi.

(Yazının devamı için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz)

AA

Yorum


işlemi tamamlayınız: