Müsteşar Efendi! Bu Eser, Yurt Dışına Çıkmalı: ‘Kont Drakula’

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Üstün Akmen

Bujor Hoinic’in, Ankara Devlet Opera ve Balesi yapımı “Kont Drakula”sını, 4. İstanbul Bale Yarışması ve Festivali kapsamında izlerken düşündüm de vampirler, cadılar, zombiler, periler, daha neler de neler tarih boyunca neredeyse hayatımızın bir parçasını oluşturmuş.

“Doğaüstü” diye tanımlayarak onları gerçek saymamışız, ama kimileri bilinçaltında yarattıkları bu yaratıklara inanmış.

Pek anlamam anlamasına da, bilebildiğim kadarıyla bunların arasında acı nedir bilmeyen, göz renkleri sürekli değişim gösteren, hem hızlı hem de güçlü tepkileri olan, vücutları ölülerinki kadar soğuk, düşünce okudukları iddia edilen varlıklar olarak tanımlanan vampirler “doğaüstü” güçler arasında pek ünlü olmuş.

Kanları Fıçılarda Toplamak

1984 yılından bu yana Türkiye’de yaşayan Romen Besteci ve Orkestra Şefi Bujor Hoinic, bu “ünlü”nün en tanınmışı olan Eflak Beyliği’nin prensi “Kazıklı Voyvoda”dan “mülhem”, yazılışı 1897 yılı olarak bilinen Bram Stoker’ın kitabındaki Transilvanya topraklarından gelen söylenceyi beş yıl önce almış, bale eseri olarak bestelemiş. Kazıklı Voyvoda dediğimiz, malumunuz Osmanlı İmparatorluğu’na vergi ödememekte direnen, Macaristan Krallığıyla ittifak yapan bir prens. Bu prens, yirmi bin insanı kazığa geçiren bir prens. 1462’de Osmanlı ordusu Eflak’ın başkenti Târgovişte’ye doğru sefere çıktığında bu manzaraya bizzat tanık olunmuş. Prensin kazığa geçirilenlerin kanlarını fıçılarda toplatıp şarap gibi içtiği söylentisi de yayılınca…

Bujor Hoinic’in Müziği

Bujor Hoinic’in müziği olayı, seçilen öyküyü iletisiyle birlikte verebilecek nitelikte. Bestesi içinde çağdaş yaklaşımlara yer açmış, santur tınılarını elektronik olarak kullanmış. Efektler, Hoinic’in müziğindeki dramatik bölümlere ciddi destek sağlamış. Leitmotifler pek incelikli. Her ne kadar, balo bölümünde Hoinic’in  “La Traviata”dan ünlü “Libiamo Ne’ Lieti Calici”ye ve ardından Romence/İtalyanca dillerinde tanımadığım bir şarkıya yer vermesini anlamlandıramamakla beraber, açıkça söylemeliyim ki Ricardo Ruggieri’de Tenor Fatih Kayhan’ın sesi fevkalade diri.

Orkestra

Bujor Hoinic, Ankara Devlet Opera ve Balesi orkestrasını yönetirken şef olarak da konunun tüm dramatik noktalarını en ince detaylarıyla tasarlamış, müzikte karakterlerin iç yapılarını yansıtmaya yoğunlaşarak konunun ötesine geçen bir anlatım hedeflemiş. Önemli olan bu hedefin uygulanmasıysa, Bujor Hoinic yönetimindeki orkestra hedefi harfiyen uygulamış, eser boyunca sıklıkla ve çeşitli biçimlere büründürülerek duyurulan ana temanın altı gayet iyi çizilmiş.

Koreografi

Koreografiyi yıllardır Türkiye’de çalışan Gürcü Koreograf Nugzar Magalaşvili ve eşi Madeia, Serhat Güdül’ün asistanlığında yapmışlar. Klasik bale teknikleri müziğe pek güzel uydurulmuş. Figürler, adım atışlar, mimikler yerli yerinde. Adımların sırası ve hareketlerin ardıllığı dikkatle hesaplanmış. Hareketler, orkestranın zaman bölünmesiyle bağıntılı bir zaman ölçeği üzerinden hazırlanmış.

Dansçıların şiirsellikleri Magalaşvili çiftinin elinde usta işi kotarılmış. Geçit ya da hazırlık adımlarının önemli ve gösterişli adımlarla bağlanması, bu bağlanmalara kayıcı-sıçramalı adımların başarıyla oturtulması; “arabesque”i dansçının önden görünüşlü “attitude”ünden ayrı olarak yan görünüşü ile değerlendirmesi mükemmel.

Dekor, Kostüm, Işık

Savaş Camgöz’ün eserin geçtiği ortamı anlatmak için sahneye yerleştirdiği yapılar ve mobilyalar biraz fazla kalabalıksa da masal atmosferini yorumlayan, masalın fantastik konusunu vurgulayan, özgün mü özgün bir tasarım kayda değer oranda başarılı.

Gülay Korkut’un kostümleri ise eserin konusuna ve karakterlere uygun. Kostümlerin dans sırasında dansçıya engel olmayacak şekilde tasarlanmış olması da övgüye değer. Korkut’un, Magdalena’nın birinci perdede giydiği beyaz giysinin göğsüne işlettiği Balkanlar’da yaygın renkli kanaviçe desenini tasarım açısından özel olarak övmeliyim. Kont Drakula’nın kırmızı pelerini ve yüksek vatkalı abartılı uzun ceketi de karaktere uymuş. Vampir karakterlerinin perukaları da belli ki ciddi bir emek ürünü…

Fuat Gök’ün ışık tasarımı gösterinin başarısından pay alırken, büyülü görüntülerin birbirinin türevi olarak kendilerini yenilemelerine de katkıda bulunduğu kuşkusuz.

Dansçılar

Lord James’te Cankat Özer, olabildiğince temiz bir dans tekniği ile bedenini etkileyici kılmakta.

Kadir Okurer, Jean Louis’yi mükemmel canlandırıyor.

Kont Drakula’da Eren Keleş gerçekten iyi bir tekniğe sahip ve özellikle ikinci bölümde yoğun duygularını doğaüstü bir varlık niteliğinde sergilemesi gereken karakteri olabildiğince güçlü bir rol tekniği içinde yorumluyor.

Lady Arabella’da Özge Onat, Lady Catherina’da Mine İzgi, Hancı’da Hakan Odabaşı ve diğer dansçıların tamamı (Altını çiziyorum: Tamamı) beden virtüözlüğü açısından fevkalade başarılı.

Magdalena’da Özge Başaran Onuk, Bujor Hoinic kimi yerleri sert aksanlı orkestral ritmi eşliğinde de, kısa susuşlarla duraklayan bölümlerde de haşin ifade biçimlerine gerek duymadan, her şeyi bedenin yaratabildiği metaforlar ile stilize ediyor.

Şiddeti bile.

Hatta onu estetik kılıyor.

İçindekileri dışa vururken güzel yüzü, mükemmel mimikleriyle üst-dilden konuşuyor.

Sözün özü: Özge Başaran Onuk, izleyenini mest ediyor.

Evrensel

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Üstün Akmen

Yanıtla