Gelenekten Moderniteye Mem û Zîn

 mem       Zeliha Nesanır*

Ülkemiz sanat camiasının içinde bulunduğu koşulları düşündüğümüzde sessizce ama önemli prodüksiyonlara imza atan tiyatro ekiplerini görmekteyiz. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin dışında özellikle Diyarbakır’da başarılı Kürtçe bir oyun izlemenin anlamı şu sıralar daha da değerli. Kürtlerin Kobane direnişinde Ortadoğu ve dünyada yarattığı motivasyonun etkileri devam ederken, sanatta da üretkenliklerinin devam etmesi ayrıca önemli. Pek çok parametreyi içinde barındıran Ortadoğu coğrafyasında Kürtler, varlıkları ve direnişiyle dengeleri umut vaat edici bir noktada değiştirirken, çağdaş sanata katkılarıyla da üretim içinde olmaya devam ediyor.

Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından Kürtçe sahnelenen Mem ü Zin oyunu gelenek ve eski dönemle bağın koparılmadığı, çağdaş bir dramaturjiyle sahnelenen başarılı bir mekân tiyatrosu olmuş. Eser 17.yüzyılda yaşamış Kürt şair, tarihçi ve ozan, Ehmede Xani tarafından beyitlerle kaleme alınmış. Medresede yüksek bir öğrenim gören Ehmede Xani, İshakpaşa Sarayında kâtiplik yapmış, Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe bilmektedir. Dönemin edebiyat dili Farsça olmasına rağmen, eserini özellikle Kürtçe kaleme almıştır. Ozan, düşünsel gücü herkes tarafından açıkça görülen Kürt ulusunun diliyle bir şeyler yazmak ve böylece “türlü türlü milletlerin kitapları vardır fakat Kürtler kitaptan yoksundur” dedirtmemek için eserini Kürtçe yazdığını da özellikle belirtmiştir.[1]

Eserinde Emir Zeynettin’in güzellikleriyle ünlü Zin ve Sti adlı iki kız kardeşinin, cesaret ve dürüstlükleriyle bilinen Mem ve Tajdin isimli gençlerle yaşadığı aşkı anlatır. Sti ve Tajdin’in aşkı evlilikle süslenirken, Beko’nun fesatlıkları ve entrikaları sonucu birbirine kavuşamayan Mem ve Zin’in trajik öyküsü de destansı bir dille aktarılır.

Oyun öncesi kısaca sohbet ettiğimiz yönetmen Ruknettin Gün, mütevazı ve içten tavırlarıyla oyunun prova süreci ve dramaturji çalışmasıyla ilgili bilgi veriyor. Metni ele alırken tasavvufi anlatım ve betimleme sahnelerinin üzerinde durulmadığını, özellikle dramatik ve tiyatral sahnelere ağırlık verilerek çalışıldığını vurguluyor. Arayışımız beden, diyalog, oyunculuk, anlatı ve stranlar (şarkı) üzerinde odaklandı diyen Gün, kolektif yürütülen dramaturji çalışmasının 2 ay sürdüğünü belirtiyor.

Oyunun sahnelendiği Cemil Paşa Konağı, aslında başlı başına ayrı bir araştırma konusu. Konak sahiplerinin tarihi Kürtlerin tarih boyunca uğradığı baskı, sürgün, asimilasyon ve direniş geçmişiyle birebir örtüşmektedir. Cemil Paşa ailesi Cizrelidir, Mem ü Zin destanı da Cizre’de geçer. Oyunun bu konakta sahnelenmesi tesadüf değildir. 120 yıllık geçmişi olan tarihi konak, Diyarbakır’ın köklü ve önde gelen ailesi Cemil Paşalara aittir. Ailenin genç fertleri dönemin algısına göre oldukça ileri görüşlü bir çabayla kadın erkek ayrımı yapılmadan batı illerine, Avrupa’ya eğitim için gönderilmiş.  Ekrem Cemil Paşa lise öğrenimini İstanbul Sultanisi (İstanbul Erkek Lisesi)’inde tamamlamış, matematik öğrenimi için Lozan’a, oradan da Belçika’ya geçmiştir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ülke dışındaki diğer Osmanlı öğrencileri gibi İstanbul’a dönmek zorunda kalan Ekrem Cemil Paşa, Çanakkale ve Şark Cephelerinde savaşmış, ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün şifre zabitliğini de yapmıştır.[2]

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kürdistan sevdalısı olan Ekrem Cemil Paşa, Kürt Talebe Hevi Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti gibi derneklerin kurucusudur. Kürdistan’ın bağımsızlığını amaçladığı “suçu” nedeniyle 1920’de İstiklal Mahkemesi tarafından tutuklanır, 22’de beraat eder. 1925-28 yıllarında ikinci kez tekrar tutuklanır. Sonrasında 6 ay da sürgün hayatı yaşayan Ekrem Cemil Paşa, 1929 da Suriye’ye iltica eder. Geriye kalan aile fertleri 1936 yılında ülkenin 17 ayrı yerine sürgüne gönderilir. Bu tarihten sonra Cemil Paşa ailesi en az üç kuşak boyunca ciddi acılar, sıkıntılar ve sürgün hayatları çekmişler. Bu ayrıntılara özellikle değinmemin sebebi, Kürt tiyatrosunun geçmişi böylesi acılarla dolu mücadeleci bir aileye ait tarihi bir konakta mekân tiyatrosu yapılmasının önemini vurgulamak. Konak, Büyükşehir Belediyesinin çabalarıyla restore edilip Kent Müzesine çevrilmiş, Cemil Paşa’nın Rusya, Suriye ve Avrupa’da yaşayan torunlarının katılımıyla da kamusal alana açılmıştır.

Sivil mimaride önemli bir yere sahip olan Konak, sade ve şık dokusuyla kapıdan içeri adımınızı attığınız ilk andan itibaren sizi büyülüyor. Teknik açıdan başarılı ışıklandırma sistemi ile konağın sade ve şık mimarisinin tüm incelikleri göze çarpıyor. Konağın tüm alanları sahneye çevrilmiş, klasik tiyatroda olduğu gibi seyirci ve oyuncu arasında 4. duvar oluşturulmamıştır. Geniş avludaki havuz, ağaçlar, çimenlik, odalar, dam, balkon ve pencere önleri, adeta doğal bir sahne dekoru. Çağdaş batı ve yerel enstrümanlarla avluda yerini alan müzisyenler kadronun zenginliği ve prodüksiyonun disipliniyle ipucu verir gibidir. Tertemiz bir gökyüzünde milyonlarca yıldızın altında etkileyici tınılarla oyunu izlemeye başlıyoruz.

Kostümler 17. yüzyıl dönem gelenekleri dikkate alınarak dikilmiş. İlk sahne, anlatıcının seyirciye aktardığı bilgiler doğrultusunda başlıyor. Bu oyunda Mem ve Zin asıl olarak stranbej (yorumlayıcı, şarkıcı) olarak sahnedeler. Küçük de olsa diyalogları olan bu sanatçıların oyunculuk geçmişleri yok, asıl meslekleri ise ses sanatçıları. Zin’i canlandıran Zelal Gökçe’nin seslendirdiği stranda ses tonunu duyduğum ilk an, böylesi etkileyici ve güçlü bir sesi tiyatro sahnesinde dinlemiş olmanın hem mutluluğunu hem de şaşkınlığını yaşıyorum. Duru güzelliğiyle de tam bir Keçe Kürdan olan sanatçı, oyunun ilerleyen sahnelerinde seyirciyi hayli büyülüyor. Mem’i canlandıran sanatçı Ali Tekbaş’ın da enfes sesi ve yorumlarıyla adeta müzikal bir şölenin içine dâhil oluyoruz. Oyunda Mem ve Zin’in stranbej oluşu kültürel ve tiyatral öğelerin iç içe geçmesinden kaynaklı tercih edilmiş. Kürt kültürel tarihinin gelecek kuşaklara aktarımında önemli yeri olan sözlü tarihin canlı tanıkları dengbejlik geleneğinin bir nevi devam ettirilmesidir. Metindeki anlatımdan yola çıkılarak oluşturulan 13 stran ince ve yetkin bir müzikal anlayışla oluşturulmuş. Ehmede Xani’nin beyitler halinde yazdığı destanı müziğin armonik, ritmik ve melodik yapısıyla uyumlu hale getirerek şarkıyla seyirciye aktaran Zelal Gökçe ve Ali Tekbaş, ozanın yazdığı beyitlerden, kompozisyon ve şarkı üreterek tıpkı bir aranjör disipliniyle hareket etmişlerdir. Oyunda yeni bestelenen 13 stran dışında kültürel stranlar da kullanılmış. Newroz sahnesi, gelin ve damadın hazırlandığı düğün sahnesinde söylenen stranlar Kürtlerin kültürel tarihine ait şarkılar.

Gelenek ve kültürel değerlerden beslenerek oluşturulan bu oyunu başarılı kılan bir diğer unsur ise modern dans gösterisiyle beden dramaturjisinin seyirciyle buluşması olmuş. Modern dünyayla birlikte görünürlüğü artan beden ve birey olgusu günümüz sanat anlayışlarını, özellikle de performatif gösteriye dayalı sanat ortamını etkileyen bir konu. Modern dans anlatımıyla beden salt bir biyolojik konu olmaktan çıkarılıp felsefik ve kültürel bir anlatımın merkezine dönüştürülmüştür. Tajdin ve Sti’nin gerdek gecesi, Mem’in zindanda çıldırdığı, bunu gören Zin’in de delirmeye başladığı sahneler dansçı oyuncuların performatif gösterisiyle anlatılmıştır. Oyuna ayrıca bir soluk getiren bu yorum, müzik ve dansın çağdaş gösteriyle birleştiği “beden bellektir” düşüncesine görünürlük kazandırmıştır. Özellikle Tajdin ve Sti’nin gerdek gecesinin canlandırıldığı performans kapalı toplum yapısına sahip doğu kültüründe harmanlanıp ancak bu kadar güzel aktarılabilirdi. Bu sahnede dansçı oyuncuların başarılı performansı güçlü koreografilerle birleşerek çağdaş bir yorumla seyirciye sunulmuştur.

Mem’in öldüğü final sahnesi oyunun en etkileyici anlarından biridir. Bir anda konağın damında beliren bendir ekibi 15 kişilik kalabalık kadrosuyla görsel bir şölen oluşturuyor. Mem’in ölmesiyle seyircide yaşattığı hüzün, müziğin ritmiyle birleşerek final sahnesinde doruk noktasına ulaşıyor.

Müzik, dans ve şarkıların oyunla bütünleştiği çağdaş müzikal bir sahne gösterisi olan bu prodüksiyon Kürt tiyatrosunun gelecek kuşaklara aktarımı açısından ön açıcı, önemli bir çalışmanın ilk ayağını oluşturuyor. Sezonda sahnelenen oyunun tüm gelirleri Şengal’e gönderilecek. İçinde bulunduğumuz karmaşık koşullarda Kürt tiyatrosunun kendi koşullarıyla böylesi önemli çalışmalara imza atması ayrıca değerlidir.

*İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü / Son Sınıf Öğrencisi

[1] ehmedexani.org

[2] vikipedi özgür ansiklopedi

Okuyucu Yorumları

“Gelenekten Moderniteye Mem û Zîn” yazısına2 birden fazla yorum var.

  1. Engin eker dedi ki:

    Oyun anlatımından çok Cemil paşa hikayesine dönmüş. Kürt Tiyatrosunu Küçümser bir dille yazılan “Kürt tiyatrosunun kendi koşullarıyla böylesi önemli çalışmalara imza atması ayrıca değerlidir.” cümlesi, bekleninlemeyen bir durumun tepkisidir…

  2. Zeliha Nesanır dedi ki:

    Cemil Paşa ailesinin geçmişine ayrıntılı değinmemin sebebi yazıda da belirttiğim gibi, Kürt tiyatrosunun geçmişi acılarla dolu mücadeleci bir aileye ait tarihi konakta mekân tiyatrosu yapmasının önemini vurgulamaktı. İlk defa yapılan böylesi bir mekan çalışmasında Cemil Paşa konağı, bilerek ve özellikle seçilmişti, tarihsel önemi vardı. yani oyun ve mekan ilişkisini görünür kılmak kaygısıyla aile geçmişine özellikle değinmeye çalıştım.
    Kürt tiyatrosunu küçümseyici bir dille yazılan bir cümle ise söz konusu değil, bu anlayışta olan bir kimsenin yazısı son paragrafta cımbızla çekilip eleştirilen bir cümlede değil, yazının bütününde anlaşılırdı.

Yorum


işlemi tamamlayınız: