Edinburgh Fringe Festivali’nde İsrail Boykotu

Tiffany Jenkins

Mimesis Çeviri/ İsrail’den gelen gösteriyi boykot çağrısı yapanlar aslında liberal kılığına bürünmüş sansürcülerden ibaret.

Spiked-Online, 22 Temmuz 2014, Çeviri: Burak Akyunak

thecity

“Humphrey Bogart ve Jay-Z cesur ve karanlık bir mizah sunan polisiye hip-hop operasında buluşuyor.” Incubator Theatre’ın The City [Şehir] adlı eseri bu yılki Edinburgh Fringe Festival’ın tanıtım yazılarında bu şekilde tanımlanıyor. Film noir’a selam çakan bir müzikal tiyatro eserinin İskoç sanat camiasının önemli üyeleri tarafından tumturaklı boykot çağrılarına konu olacağı kimin aklına gelirdi? Ama Kudüs’ün önde gelen profesyonel tiyatro grubu Incubator Theatre İsrail Kültür Bakanlığı tarafından kısmen maddi destek alıyor ve bu nedenle kendilerini bir grup liberal sanatçı olarak tanımlayan ama görünüşe göre liberallikten nasibini hiç de almamış olan kişiler tarafından desteklenen bir uluslar arası sanat festivalinde tolere edilmiyor.

Edinburgh Fringe Festival dünyadaki en büyük ve en görkemli sanat festivallerinden biri. Dünyanın dört bir köşesinden gelen sanatçılar üç haftalığına küçük(çe) bir şehirde toplanıyor. Cazibesinin bir kısmını İskoç başkentine oldukça farklı kesimlerden insanları toplamasından alıyor. Bu yılki festival İskoçya bağımsızlık referandumundan birkaç hafta önce gerçekleşiyor ve bu nedenle olagelen kültürel içeriğinden farklı olarak politik konulara ilişkin tartışmalarla dolu, çok daha hareketli olması gerekiyor. Ama görünen o ki birçok kültürel figür, Fringe’i coşkuyla karşılamak ve performansların tadını çıkarmak yerine sunulacak eserler için kısıtlamalar, bir başka deyişle, sansür talep ediyor.

İskoçya’nın milli şairi Liz Lochhead, Underbelly sahnesinde sahnelenecek olan The City’nin iptal edilmesini talep eden 50’den fazla kültürel figürden biri. Lochhead, Alasdair Gray, David Greig, Ben Harrison, Graham McLaren, Cora Bissett ve diğerleri şu ifadeleri içeren bir açık mektubun altına imzalarını koydular: “Biz, aşağıda imzası bulunanlar… bu mektubu, yaklaşmakta olan Edinburgh Festival Fringe programına dahil ettiğiniz İsrailli Incubator Theatre’ın The City adlı gösterisini protesto etmek için kaleme alıyoruz. Bugünlerde İsrail devleti tarafından Gazze halkına yapılan, dehşet verici bir toplu cezalandırma olan vahşi saldırılar, İsrail Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen bir grup ile işbirliği yapmanızın ne kadar ciddi bir hata olduğunu kanıtlıyor.”

Lochhead yaptığı bir başka açıklamada İsrailli sanatı ve akademisyenlere yönelik boykotu destekleme kararını açıklıyor: “Bu olması gereken bir sürecin, biz liberallere acı veren, boykotun, bir parçası. Çünkü uluslar arası camia olarak bizler İsrail’in Gazze’deki mevcut eylemlerini ve hatta Filistinlilere yönelik tüm illegal uygulamalarını olabilecek her şekilde protesto etmeliyiz.”

Birçok insan Gazze’de olup bitenlerden dolayı dehşete kapılmış durumda, ama hiçbir problemin cevabı sansürden geçiyor olamaz. Ve sanatçılar hiçbir şekilde başka sanatçıların çalışmalarını engellemeye çalışmamalı. Aksine tüm sanatçılar, nereli olduklarından, maddi kaynaklarını nereden aldıklarından ve hatta ne söylediklerinden bağımsız olarak, sanatsal özgürlüğe sahip olmalıdırlar.

The City politik bir sanat eseri olmanın uzağında; hip-hop, karanlık polisiyeler ve 1940’ların dedektif filmlerinden ilham alan, kafiyelerle dolu gizemli bir cinayet öyküsü. Kısmen İsrail devleti tarafından destekleniyor ama aynı zamanda Yahudi-Arap bir aradalığını destekleyen Beracha Foundation gibi başka fon kaynaklarına da sahip. Grubun yönetmeni olan Arik Eshet, İsrail’in Yahudi ve Filistinli vatandaşları tarafından ortaklaşa kurulan bir okul olan Waah-at i-sal-aam/Ne-ve shal-om’un eski yönetim kurulu üyesi.

Eshet, The City’nin programdan çıkarılmasına yönelik çağrılara şöyle cevap veriyor: “Biz İsrail devletinin ajanları değiliz. Evet devletten, son iki yılda da olsa, fon alıyoruz. Biz bu yola barlarda politik hiciv yaparak, devam edememe pahasına başladık ve politik doğrucu olmamamıza rağmen devletten destek alıyoruz.”

Mektubu kaleme alanlar arasında yer alan ve boykot çağrılarını destekleyen tiyatro eleştirmeni Mark Brown şöyle konuştu: “İsrail devletinin fon verdiği gruplarla yaptığı sözleşmeye bakarsanız, İsrail’in sanatçılarını kendisine uluslar arası alanda meşruiyet, normallik ve prestij kazandırmak için kullandığını görürsünüz. Boykot kampanyası başlamadan önce Eshet ile konuştum. İşgale karşı olduğunu iddia ediyor ama kumpanyasının internet sitesinde bu konuyla ilgili bir tek kelime yok. Devlet fonunu reddeden cesur İsrailli sanatçıların aksine İsrail Kültür ve Spor Bakanlığı’ndan para almayı savunuyor ve bunu “bir politikacı değil, sanatçıyıyım” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor.”

Riyakarlık çoğaldı. Boykot çağrısı yapan sanatçıların birçoğu da zaman zaman İskoç hükümeti tarafından sağlanan fonlardan yararlandı. Dahası, Commonwealth Oyunları veya Büyük kampanyası gibi oluşumlara baktığımızda İskoçya ve İngiltere’nin kendilerinin de kültürü hafif bir silah olarak kullanmaya karşı olmadığını görebiliyoruz. Yasak çağrısı yapan grup devlet yardımını almaktan memnun ve İskoç hükümetinin iç veya dış politikalardaki konumuyla aynı çizgi de olmasalar da İsrailli sanatçıların aynı şeyi yapmasının mümkün olduğunu kabul etmiyorlar.

Brown’ın İsrailli bir tiyatro grubu Fringe festivaline katılacaksa internet sitesinde işgale karşı olduğuna dair bir kamusal yazı yayınlaması gerektiğine inanması rahatsız edici. Brown, politik olsunlar veya olmasınlar her İsrail tiyatro kumpanyasının alenen işgale karşı olduklarını mı deklare etmelerini istiyor? Bu, tiyatro kumpanyalarına yasak tehdidiyle neyi söyleyip neyi söylemeyeceklerini dikte etmek anlamına gelmiyor mu? Görünen o ki bu seçkin İskoç sanatçılar zümresi yalnızca bir tek görüşe izin veriyor ve bu görüşün her zaman kamusal olarak görünür olması gerekiyor.

Eğer The City politik bir oyun olsaydı, eğer İsrail devletinin eylemlerini savunuyor olsaydı, yine de sansüre maruz bırakılmamalıydı. Her ne sebeple olursa olsun bir sanat eseri hakkında tartışın, eleştirin ama onu susturmaya çalışmayın. Sanatçılar, bir fikre sahip olmama özgürlüğüne sahip olmalıdır ve bir fikirleri olduğunda da bunu ifade edebiliyor olmalıdırlar.

Lochhead ve arkadaşlarının taleplerine herkes destek vermiyor. Kendi adına, İskoçya kültür bakanı Fiona Hyslop yasak çağrısını reddetti ve “Kültürel boykotların sanatçıların ifade özgürlüğü hakkıyla tutarlı olduğuna inanmıyorum” dedi. Besteci James MacMillan da bu sansür sever kampanyaya kamusal olarak karşı çıkarken şu tweet’i paylaştı: “Fringe’i hangi inanç veya millete mensup olmalarına bakmaksızın tüm sanatçıların ifade özgürlüğünü teşvik ettiği için destekliyorum”. The City’nin sahneleneceği mekanın sözcüsü de “hangi dini inanç veya millete mensup olurlarsa olsunlar tüm sanatçılar ifade özgürlüğüne sahip olmalıdır” dedi. Doğru olan bu.

Bu kampanya İsrail’den gelen prodüksiyonlara karşı yapılan birçok boykot çağrısından biri. İki yıl önce Edinburgh International Festival’daki İsrailli dans grubu Batsheva’nın performansı için de bina dışında protesto gösterileri gerçekleşmişti. Aynı yıl göstericiler İsrail Philharmonic orkestrasının canlı Proms performansını yarıda kesmişti. Emma Thompson ve Mark Rylance’ı da içeren oyuncu ve yönetmenler Globe Theatre’ın İsrailli tiyatro kumpanyası Habima’ya yaptığı daveti iptal etmesi çağrısında bulunurken gerekçe olarak Habima’nın daha önce Batı Şeria bölgesi Ariel’de performans sergilemesini gösteriyorlardı.

Sansür talepleri sanat dünyasının büyük bölümündeki anti liberal eğilimlere hitap ediyor ve bu kültürel boykotun etkisini tıpkı kendileri gibi, abartıyorlar. Bunlar, kendileri için ve görüşlerini onayladıkları sanatçılar için sanatsal özgürlük çağrısı yapan ve görüşlerini, ve bu örnekte olduğu gibi ülkelerini beğenmediklerinin özgürlüklerini reddeden türde sanatçılar. Eğer gerçekten sanatsal özgürlüğe değer veriyorsanız, bu yılki Fringe festivalinde The City’yi kaçırmayın.

Yorum


işlemi tamamlayınız: